ANALİZ - İsrail'in Truva atı: Aşil Kalkanının arkasındaki istikrarsızlık
İstanbul - İsrail, komşu devletleri işgal ederek bölgesel istikrarsızlığı körüklemeye devam ediyor, ortada sistemli bir şekilde tırmandırılan bir gerilim sarmalı var ve Yunanistan'la yapılan Aşil Kalkanı anlaşması da bu trendin bir parçası
İstanbul Haberleri -
Economyfirst Londra Direktörü Klaus Jürgens, İsrail'in Yunanistan'a hava savunma sistemi satışının bölgesel istikrar ve NATO'ya olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias, ülkesinin bu hafta başında İsrail ile imzaladığı dev savunma anlaşmasını Yunanistan'ı yeni bir gerçekliğe taşıyan bir adım olarak nitelendirdi. Anlaşma, orta ve uzun menzilli Davut Sapanı (David's Sling) başta olmak üzere, İsrail menşeli hava savunma teknolojilerinin tedariki için 3,1 milyar avroluk yatırımı öngörüyor. Elbette her devletin olası tehditlere karşı meşru müdafaa hakkı saklıdır, füze saldırıları, savaş uçakları ya da giderek artan dron tehditleri göz önüne alındığında önleyici stratejiler hayati bir rol oynuyor ancak bu tablo, gözlemcilerin aklına ister istemez şu soruyu getiriyor: Yunanistan, ne oldu da bir anda kendini sıcak çatışma hattındaki cephe ülkelerinden biri olarak konumlandırmaya başladı?
Kısaca hatırlatmak gerekirse Aşil Kalkanı Projesi, 31 Ağustos'ta imzalanan bu anlaşmadan önce de masadaydı. Programın bütünü için 4,2 milyar avroluk kaynak ayrılmıştı ancak gelinen noktada bu bütçenin aslan payı İsrail'e aktarılıyor. Bu da bizi can alıcı o soruya götürüyor: Neden şimdi ve neden İsrail'den?
İsrail cephesinden bakıldığında Yunanistan'ı kendi yörüngesine çekmek, son derece fırsatçı bir stratejik manevra. Avrupalı olan ve olmayan pek çok aktörün nihayet gerçeği dile getirerek Filistin'deki eylemleri soykırım olarak nitelendirdiği bir dönemde bölgedeki bir NATO üyesine hava savunma sistemleri tedarik etmek, şüphesiz dikkatleri on binlerce masum sivili hedef alan katliamlardan uzaklaştırmayı amaçlıyor.
Anlaşma, İsrail'in küresel kamuoyunu sahte ahlaki üstünlük illüzyonuyla kutuplaştırmayı ve iyi taraf rolünü oynamayı hedefleyen böl ve yönet stratejisine hizmet ediyor ancak 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in var olma hakkının, Filistin'in var olma hakkı bulunmadığı şeklinde meşrulaştırılamayacağını savunan eleştirel sesler giderek yükseliyor.
Kaldı ki İsrail, Lübnan gibi egemen komşu devletleri hukuksuzca işgal ederek bölgesel istikrarsızlığı körüklemeye devam ediyor. Ortada sistemli bir şekilde tırmandırılan bir gerilim sarmalı var ve Yunanistan'la masaya yatırılan Aşil Kalkanı Anlaşması da bu trendin bir parçası. Geçtiğimiz yıl 740 milyon dolar bedelle 36 adet İsrail menşeli roket topçu sistemi alınmasına yönelik anlaşmanın hemen üzerine inşa edilen bu yeni savunma ortaklığı, Tel Aviv'in NATO müttefikleri arasına nifak sokma niyetinin en net göstergesi olarak okunabilir.
NATO'ya istikrarsızlık ihracı
İsrail'in radarındaki tek ülke Yunanistan değil. Finlandiya da 2027'ye kadar Davut Sapanı füze savunma sistemini kullanmaya başlayacak. Önce Finlandiya, şimdi ise Yunanistan, burada bir strateji mi var? İsrail, hava savunma teknolojilerini giderek daha fazla NATO üyesine ihraç ederek kendini bir saldırgandan ziyade barışçıl bir müttefik olarak konumlandırmaya çalışıyor.
İsrail, NATO'nun değişen jeopolitik dinamikler nedeniyle bir tür kimlik arayışında olduğunu, İttifak'ın değer temelli bir yapıya mı yoksa asli hedeflerine mi odaklanması gerektiği konusunda kararsızlık yaşadığını çok iyi biliyor. Tüm bu tablo, sadece savunma teknolojilerinin değil aynı zamanda istikrarsızlığın da ihraç edilmesine dayanan bu yaklaşımla kusursuz biçimde örtüşüyor.
Meseleyi daha da çetrefilli kılan husus ise Washington'ın Hayır demesi durumunda anlaşmanın hayata geçemeyecek olması. Fikri mülkiyet haklarının üçüncü taraflara devrinde söz sahibi olan Washington'ın, söz konusu teknolojiler için de onayının alınması gerekiyor. Dolayısıyla karşımızda İsrail hava savunma sistemlerinin satışını halihazırda aktif biçimde destekleyen üç NATO ülkesi var.
Bu durum akıllara can alıcı bir soruyu getiriyor: Washington, İsrail'in Uluslararası Adalet Divanında soykırım suçlamasıyla yargılandığını bilmesine rağmen onun diğer NATO üyelerine teknoloji transfer etmesine nasıl izin verebiliyor?
Geriye kalan NATO ülkelerinin, savunma politikalarında Finlandiya ve Yunanistan'ın açtığı yoldan gitmekten kaçınması kendi yararlarına olacaktır. Uluslararası Adalet Divanındaki yargılama sürerken İsrail rejimini savunma sanayisi anlaşmaları ve yatırımlarıyla finanse etmek oldukça uygunsuz görünüyor. Şüphesiz ki bir ulusun sınırlarını ve topraklarını güvence altına alması, son derece meşru bir adımdır. Ne var ki dünyada hava savunma sistemi üreten tek ülke İsrail değil.
Ekonomik yanılsamalar ve gizli ajandalar
Her şeyden önce bu anlaşma, kağıt üzerinde cazip görünse de ortada bir kazan-kazan durumu kesinlikle yok. Yunan şirketlerinin üretim sürecine dahil edilmesiyle 3,1 milyar avroluk yatırımın yalnızca yüzde 25'lik cüzi bir kısmı Yunan ekonomisine geri dönecek.
İkincisi, Yunanistan'ın kendisine yönelik farazi tehditler üzerinden endişe üretmek yerine yurt içinde yeni istihdam alanları yaratmaya odaklanması daha akılcı olmaz mıydı?
Son olarak, İsrail'in Yunanistan'a teknoloji ihraç ederek art niyetli şekilde Yunan kamuoyunu Türkiye'ye karşı kışkırtmayı amaçlama ihtimali var mı? Şurası kesin ki İsrail, dünyanın dört bir yanında saygı gören, giderek daha etkin ve demokratik bir bölgesel aktör haline gelen Türkiye'den ciddi anlamda kaygı duyuyor.
Küresel barış ve istikrarla ilgili meşru endişeler taşımak ayrı, İsrail'in teknoloji ihracatını Avrupa'yı bölmek için bir Truva Atı olarak kullanması apayrı bir konudur. AB, Avrupa'nın geneli ve NATO, böyle bir senaryonun hayata geçmesine asla müsaade etmemelidir.
[Klaus Jürgens, Economyfirst Londra Direktörüdür.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Muhammed Utku Asker