ANALİZ - Körfez'in baskısı savaşı bitirebilir mi?
Dünya - Umman ve Pakistan'ın açtığı güçlü diplomatik kanal, tarafları makul bir uzlaşma zemininde buluşturabilirse, Körfez'in son müdahalesi kısa süreli bir ertelemeden çok daha fazlasına dönüşebilir.
Dünya Haberleri -
Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Öğretim Üyesi Dr. Yusuf Bahadır Keskin, Körfez ülkelerinin ABD/İsrail-İran Savaşı'nın sona erdirilmesi için oynadığı rolü AA Analiz için kaleme aldı.
***
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar’ın talebi üzerine İran’a yönelik yeni saldırıları ertelediğini açıklaması, Körfez başkentlerinin Washington üzerindeki etkisini bir kez daha tartışmaya açtı. Karar, yeni bir saldırı dalgasını şimdilik önlerken, gözleri Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğine ilişkin İran ile Umman arasında yürütülen görüşmelere ve Pakistan merkezli sürdürülen diplomatik temaslara çevirdi. Ancak askeri operasyonu erteletmek ile Washington-Tahran hattında kalıcı bir uzlaşma sağlayabilmek aynı şey değil. Asıl soru, Körfez ülkelerinin açtığı bu diplomatik alanın savaşı sona erdirecek bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği.
Körfez ülkeleri iki ateş arasında
Körfez ülkelerinin savaşı durdurmak veya en azından daha şiddetli şekilde patlak vermesini önlemek için Trump nezdinde yürüttüğü girişimleri, İran’a verilmiş siyasi bir destek olarak okumak yanıltıcı olacaktır. Suudi Arabistan, BAE ve Katar’ın Tahran’la ilişkileri ve tehdit algıları aynı değil ancak bu üç ülke yeniden patlak veren kapsamlı bir ABD/İsrail-İran Savaşı'nın en ağır maliyetlerini kendilerinin üstleneceği konusunda benzer kanaatlere sahip.
Savaş devam ederse Körfez’deki Amerikan üsleri, enerji tesisleri, limanlar ve büyük kentler muhtemel İran misillemelerinin ilk hedefleri arasında yer alacak. Hürmüz’deki kesinti petrol ihracatını, navlun ve sigorta maliyetlerini, hatta orta ve uzun vadede Körfez başkentlerinin o ihtişamlı ekonomik dönüşüm projelerini tehdit ediyor. Bu nedenle ne İran’ın güçlenmesi ne de sınırları belirsiz bir Amerikan askeri harekatı bölge ülkeleri için tercih değil. Trump’ın saldırıları ertelemesi de İran’la stratejik bir yakınlaşmadan ziyade Körfez ülkelerinin savaşı kendi topraklarından uzak tutma arayışının sonucu olarak görülmeli.
Savaşı önlemek ile savaşa hazırlanmak arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması
7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, bu güvenlik arayışının somut sonuçlarından biri olarak değerlendirilebilir. Resmi açıklamalarda anlaşmanın İran’ı veya başka bir ülkeyi hedef almadığı vurgulanıyor. Lakin taraflardan birine yönelik saldırının tüm taraflara yönelmiş kabul edilmesi ilkesi ve anlaşmanın zamanlaması, Riyad’ın krizi yönetirken diplomasinin ötesindeki araçları da devreye soktuğunu gösteriyor. Riyad bir yandan Washington’ı yeni saldırılardan vazgeçirmeye çalışırken diğer yandan Ankara ve İslamabad gibi güçlü bölgesel aktörlerle caydırıcılığını artırıyor. Müşterek savunmanın nasıl işletileceği henüz netleşmese de Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Riyad’ın savaşı önleme ile muhtemel bir çatışmaya karşı tedbir alma arasında çift yönlü bir strateji izlediğine işaret ediyor.
Umman-Pakistan hattı: İki ayrı diplomasi kanalı
ABD-İran geriliminde bölge ülkelerinin girişimleri sürekli yeni diplomatik alanlar açarken 4-8 Ağustos arasında yoğunlaşan temaslar, Umman ve Pakistan’ın birbirini tamamlayan iki farklı rol üstlendiğini gösterdi. Geleneksel arabulucu rolüyle öne çıkan Umman, Hürmüz Boğazı’nın kıyıdaş ülkelerinden biri olmanın da sunduğu kapasiteyle gemilerin güvenli giriş-çıkış güzergahları ve deniz trafiğinin nasıl yönetileceğine dair görüşmelerin tam merkezinde duruyor. İran ise bu görüşmelerin boğazın koşulsuz biçimde yeniden açılması anlamına gelmediğini öne sürerek tam normalleşme için Amerikan saldırılarının ve İran limanlarına yönelik ablukanın sona ermesini şart koşuyor.
Pakistan’ın buradaki rolü ise Washington ile Tahran arasındaki dolaylı iletişimi tesis ederek ateşkes ve kapsamlı bir siyasi anlaşma için zemin hazırlamaktan geçiyor. Bu etkin görev paylaşımı, diplomasiye önemli bir hareket alanı kazandırıyor. Ancak Hürmüz’de temel anlaşmazlıklar çözülmedikçe sağlanacak teknik bir uzlaşma, gemi trafiğini rahatlatsa da savaşı sona erdirmeyen geçici bir düzenlemeden ibaret kalabilir. Washington-Tahran hattındaki İran’ın nükleer programı, savaş tazminatı meselesi ve bölgedeki askeri varlığı gibi sorunların yapısal niteliğine bakıldığında, kalıcı çözüm umutlarını azaltıyor.
Masadaki üç senaryo
Mevcut diplomasi trafiğinin geleceğine dair birkaç güçlü senaryo öne çıkıyor. Bunların ilki ve en muhtemel olanı Hürmüz’de sınırlı bir denizcilik düzenlemesi sağlanabilmesi. Hürmüz Boğazı’nın iki yakasını kontrol eden İran ile Umman, gemilerin geçiş güzergahları ve şartlar üzerinde anlaştığında ticari trafik kısmen de olsa normale dönebilir. Böyle bir sonuç enerji piyasalarını rahatlatacağı ve Amerikan saldırılarının ertelenmesini sağlayabileceği için esasında küresel boyutta bir ihtiyaçtır. Ancak böylesi bir olasılık, İran’ın Hürmüz üzerindeki baskı kapasitesini tamamen ortadan kaldırmayacağı gibi savaşı da sona erdirmeyecektir.
Görece daha iyimser senaryoda ise Hürmüz anlaşması güven artırıcı bir ilk adıma dönüşebilir. Pakistan üzerinden yürütülen dolaylı temaslar ateşkesin uzatılmasına, Amerikan ablukasının hafifletilmesine (hatta kaldırılmasına) ve İran’ın dondurulmuş varlıkları ile nükleer programının aşamalı biçimde müzakere edilebilmesine imkan verecektir. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) başkentlerinin siyasi ve ekonomik desteği de tarafların geri adım atmasını kolaylaştırabilir.
Kötümser senaryo ise görüşmeler devam ederken ticari gemilerin, Amerikan askeri varlıklarının veya Körfez’deki altyapı tesislerinin yeniden hedef alınmasıdır. Böyle bir olay Washington’ı saldırılara döndürürken İran’ın Hürmüz’de daha sert tedbirler almasına da yol açabilir. Tahran’ın Umman’la yürütülen görüşmeleri boğazın tamamen açılmasından ayrı tutması, şimdilik kapsamlı barıştan ziyade ilk senaryonun daha güçlü olduğunu gösteriyor.
Arabulucuların baskısı barışı getirecek mi?
Trump’ın stratejisiyle uyumlu görünen saldırıların ertelenmesi kararı, Körfez ülkelerinin Washington üzerinde hala ciddi bir etki kurabildiğinin de işareti. Lakin bu etkinin sınırları var ve Körfez’in gücü askeri tırmanmayı yavaşlatsa da Washington-Tahran hattında kapsamlı bir uzlaşı sağlayabilmek için yeterli değil. İran’ın maksimalist bir statüko inşa etme arayışıyla Hürmüz’ü baskı aracı olarak kullanması, ABD’nin ise saldırı ve abluka stratejilerini sürdürmesi, uzlaşı zeminini imkansız hale getiriyor. İsrail’in bölgesel saldırganlığının devam etmesine de kalıcı barışın önündeki en önemli engellerden birisi olarak ayrı bir not düşülmesi gerekiyor.
Umman ve Pakistan’ın açtığı güçlü diplomatik kanal, tarafları makul bir uzlaşma zemininde buluşturabilirse, Körfez’in son müdahalesi kısa süreli bir ertelemeden çok daha fazlasına dönüşebilir. Bu girişimlerin başarısız olduğu senaryoda ise bugün durdurulan saldırılar yalnızca bir sonraki krize kadar ertelenmiş olacaktır. Bundan sonrası, tarafların bu zamanı yeni bir çatışmanın hazırlığına mı yoksa kalıcı bir uzlaşmaya mı dönüştüreceğine bağlı.
[Dr. Yusuf Bahadır Keskin, Amasya Üniversitesi Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezi Öğretim Üyesidir.]
* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Sena Çavuş