İklim krizinin psikolojik yükü eko-paralizeye dönüşebiliyor
İstanbul - Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan: - Gençler, iklimdeki bu değişikliğin somut örneklerini gördükçe iklim değişikliğini fiziksel olarak hissediyorlar, kaygıları artıyor, büyüklerin ve yöneticilerin duyarsızlığını görünce de ümitsizlik ve karamsarlığa düşüyorlar ve iklim anksiyetesi eko-paralizeye dönüyor. Yani bunun sonucunda umut kayboluyor, sosyal bağlar zayıflıyor ve felaket algısı nedeniyle donakalmalar başlıyor - İklim krizinin gerçek bir tehdit olduğunu görelim ama bunu abartmayalım. Tehdide karşı kaygı insani bir tepkidir ama kaygı için çözüm üretmek yerine donakalmak burada sağlıksız bir tepkidir
İstanbul Haberleri - YEŞİM YÜKSEL - Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iklim değişikliğinin insanlarda kaygı ve umutsuzluk gibi duyguları açığa çıkardığını, iklim anksiyetesinin eko-paralizeye dönüştüğünü belirterek, En önemlisi iklim krizinin gerçek bir tehdit olduğunu görelim ama bunu abartmayalım. Tehdide karşı kaygı insani bir tepkidir ama kaygı için çözüm üretmek yerine donakalmak sağlıksız bir tepkidir. dedi.
Dünya genelinde sıklığı, sayısı ve şiddeti artan sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, orman yangınları ve seller sadece gezegeni değil, insan psikolojisini de olumsuz etkiliyor.
İklim krizi bağlantılı olaylara maruz kalmak bireylerde kaygı, umutsuzluk ve çaresizlik hissi oluşturabilirken bu durumu ifade etmek için eko-paralize kavramı kullanılıyor. Eko-paralize, çevresel kriz ve yıkım karşısında çaresizlik ve suçluluk hissine kapılarak, hiçbir şey yapamama, karamsarlığa düşme olarak kendini gösteriyor.
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, iklim değişikliğinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtladı.
Eko-paralize kavramının, iklim değişikliği nedeniyle kaygılanma durumunu ifade eden eko-anksiyete kavramından farklı olduğunu belirten Tarhan, eko-paralize kavramının kaygıdan çok bir kültleşme, bloke olma, tepkisiz hale gelme durumunu tanımladığını kaydetti.
Birleşmiş Milletlere göre gelecekteki üç tehlikenin sırasıyla gelir eşitsizliği, iklim değişikliği ve yalnızlık olduğunu aktaran Tarhan, İklim değişikliği özellikle gençlerde çok fazla belirgin. Gençler, iklimdeki bu değişikliğin somut örneklerini gördükçe iklim değişikliğini fiziksel olarak hissediyorlar, kaygıları artıyor, büyüklerin ve yöneticilerin duyarsızlığını görünce de ümitsizlik ve karamsarlığa düşüyorlar ve iklim anksiyetesi eko-paralizeye dönüyor. Yani bunun sonucunda umut kayboluyor, sosyal bağlar zayıflıyor ve felaket algısı nedeniyle donakalmalar başlıyor. diye konuştu.
Gençlerin, kötü dünya sendromu etkisiyle dünyanın iyiye değil kötüye gideceğine inandığını dile getiren Tarhan, bunun sonucunda gençlerin bir kısmının kaygıya kapılarak kaçınma davranışına yöneldiğini, bir kısmının saldırganlaştığını, bir kısmının da depresif hale geldiğini söyledi.
- Gelecek için endişe depresyona sürüklüyor
Eko-paralize durumunun umursamazlık, motivasyonsuzluk, enerjisizlik ve ilgisizlik barındırdığı bilgisini veren Tarhan, şöyle devam etti:
Bu çok tehlikeli, kişinin kendisine de zarar verir. İnsanın, toplumun kendisi için iyi bir şey yapmasına da mani olur. Yani depresyonun bir türüdür bu, buna da anhedonik depresyon deniyor. Motivasyon düşüklüğü, enerji düşüklüğü, istek azalması olan depresyon türüdür. Tamamen odasına çekilir, içine kapanır, dünyadan, her şeyden ilgisini çeken bir kişilik ortaya çıkar. Tedavisi de zor olan depresyon türündendir. Eko-paralize aslında anhedonik depresyonun iklimle ilgili oluşmuş bir formu diyebiliriz. Gerçekten gelecek için endişelenenlerde eko-kaygı, ama 'Gelecek için endişeliyim, ama ne yapacağımı bilemiyorum, hiçbir şey yapamıyorum, dünyada hiçbir şey düzelmez.' diyen kişiler için geçerli. Hatta bununla ilgili İklim Değişikliği Anksiyetesi Skalası geliştirilmiş. Kimin iklim değişikliği anksiyetesi yaşayıp yaşamadığını o skalayla ölçebiliyoruz.
Tarhan, eko-paralize kişilerde uyku sorunları, sosyal geri çekilme, dikkat dağınıklığı, suçluluk ve öfke belirtileri görüldüğüne dikkati çekti.
İklim krizi nedeniyle umutsuzluğa kapılan kişilerin öncelikle kaygılarını bastırmaması, bunun yerine sahip olduğu kaygıyı yeniden anlamlandırması gerektiğine işaret eden Tarhan, insanın kontrol edip edemeyeceği olayları ayırt etmesinin bu süreçte önemli olduğuna değindi.
- Ümitsizlik ve karamsarlık beynin en büyük düşmanları
Ümitsizlik ve karamsarlığı beynin en büyük düşmanları olarak nitelendiren Tarhan, bu iki faktörün beyindeki büyüme hormonunun körelmesine ve bunun sonucunda beynin küsmesine yol açtığını anlattı.
İnsan beyninin olumsuz haberlere, olumlu haberlere kıyasla 6 kat daha fazla ilgi gösterdiğini kaydeden Tarhan, Devamlı felaket haberleri seyretmek kaygı bozukluğu, uyku bozukluğu, dikkat bozukluğu, öfke, suçluluk, umutsuzluk gibi birçok şeye ve sonra duyarsızlaşmaya neden oluyor, çaresiz hissetme oluyor ve kaçınma davranışı oluyor. Özellikle ergenler bu duruma daha çok maruz kalıyor. Eğer aile, anne-baba iyi bir yol gösterici değilse, rehberlik yapamazsa gençler çok daha fazla bu felaket haberlerine maruz kalmanın kötü sonuçlarını yaşıyorlar. diye konuştu.
İklim kriziyle mücadelede gençlerin çevreci faaliyetlere yönelmesinin önemli olduğunu ifade eden Tarhan, gençlerin bu hareketinin toplumsal dinamiği olumlu etkileyebileceğinden bahsetti.
Tarhan, sözlerini şu şekilde tamamladı:
İnsanlar yalnız olmadığını hissetmeli. Yetişkinlerin inkar etmelerine, küçümsemelerine, dinlememelerine ve çözüm üretmeyen yaklaşımlarına karşı bir farkındalık oluşturmaları gerekiyor. Ortada bir sorun var ama bazılarının inkar etmesi, küçümsemesi değil, bazılarının da yaptığı gibi abartmak, aşırı kimlik kaygısını desteklemek eko-paralize haline dönüşürse bu zaten psikiyatrik bozukluk haline de dönüşmüş oluyor. En önemlisi iklim krizinin gerçek bir tehdit olduğunu görelim ama bunu abartmayalım. Tehdide karşı kaygı insani bir tepkidir ama kaygı için çözüm üretmek yerine donakalmak burada sağlıksız bir tepkidir. Bu nedenle eko-paralize hali de sağlıksız bir tepki. Yeni sosyal bağ kurmak, umut inşa etmek ve burada kolektif eylemlerle geleceğe yatırım yapmak tavsiye edilebilir.