İmamoğlu / İBB davasının 77. duruşması devam ediyor
İstanbul - Tutuksuz sanık iş insanı Eyüp Subaşı: - Şirketleri yönettim evet, ihalelere girdim evet, yatırım yaptım evet. Bazı para hareketlerinin içerisinde bulundum, inkar etmiyorum. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadeleri asla inkar etmiyorum. Ancak yapmadığım bir fiilin, taşımadığım bir kastın ve mensubu olmadığım bir örgütün sorumluluğunu asla kabul etmiyorum
İstanbul Haberleri - İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütüne ilişkin 51'i tutuklu 414 sanığın yargılandığı davanın 77. duruşması tutuksuz sanıkların savunmalarının alınmasıyla sürüyor.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmada, tutuksuz sanık iş insanı Eyüp Subaşı savunma yaptı.
İddianamede 6 eylemden sorumlu tutulduğunu belirten Subaşı, Panoffect Medya adlı şirketi kamu kaynaklarından tek kuruş almadan, kendi sermayesiyle kurduğunu söyledi.
Kamunun elinde olmayan, gelir sağlamayan ve belediyenin şimdiye kadar bir reklam mecrası olarak kurup işletmediği bu mecrayı kurup, inşa ettiklerini ve işlettiklerini ifade eden Subaşı, Ayrıca o güne kadar ecrimisil usulüyle yönetilen bir metronun en yüksek kira teklifiyle İstanbul'un zaman içerisinde en çok kira ödeyen açık hava firması haline geldik. Buna rağmen belediye yani Kültür A.Ş'den zaman zaman taleplerimiz reddedildi. Yani kira indirimlerimiz reddedildi. Ecrimisil usulüyle devam edilebilseydi ödediğimiz kiranın ancak 5'te 1'i kamu geliri elde edilecekken, şirket olarak girmiş olduğumuz ihalede en az 5 kat, dolayısıyla şimdiye kadar Kültür A.Ş'ye, kamuya, belediyeye toplamda 682 milyon kira ödedik. Ayrıca şirketler grubu olarak 20 milyon doların üzerinde, 2 milyarlık bir yatırım yaptığımızı özellikle belirtmek istiyorum. dedi.
Subaşı, hakkındaki iddianamenin temelini şirketleri ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve iştirakleri arasında yapılan ihalelerin oluşturduğunu belirterek, bu ihalelerin tamamının belgeli, ticari ve gerçek işler olduğunu savundu.
2014 ve 2019 seçim dönemlerinde de diğer özel sektör ile kamu müşterilerine olduğu gibi, tamamen profesyonel ve ticari işlerin gereği Ekrem İmamoğlu'nun seçim kampanyasına, dijital baskı ve duvar giydirme işlerini Genç Popülist olarak ve şahsen yürüttüğünü söyleyen Subaşı, bu süreçte Seçim Koordinasyon Merkezi Başkanı olması nedeniyle Fatih Keleş (sanık) ile tanıştığını anlattı.
Yüzde 10'luk bedeli ödemek zorunda kaldık
Subaşı, Kültür A.Ş. kapsamındaki üretim ihalesindeki işlerinin billboard, raket, elektrik direği, köprü, birçok inşaat çevresindeki parapet, araç giydirme, baskı ve çeşitli organizasyon işlerinden ibaret olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
Yaklaşık 14 ay boyunca bu işi yaptık. Yani 2020 sözleşme bittikten sonra 2 ay süre uzatımıyla devam eden işlerden ibarettir. Bu süreçte karşılaştığımız durum iddia edildiği gibi bir kayırma değil. Üretim, baskı ve tanıtım işine yönelik üstelik ciromuzun yüzde 10'luk bedelini Fatih Keleş'e aktarmamız gerektiği tarafımıza iletilmiş. Başlangıçta bu talep bizim için şaşırtıcı olsa da kabul etmemiştik. Ancak devam eden işlerimiz, pandeminin tüm ticari faaliyetleri durma noktasına getirmiş olması nedeniyle bu duruma maruz ve mecbur kaldık. Kendi kazancımızdan yapmış olduğumuz işin geneline yönelik yüzde 10'luk bedeli ödemek zorunda kaldık.
Dijital ekran mecrasındaki çalışmalarını anlatan Subaşı, savunmasını şöyle sürdürdü:
Sektörün en popüler mecrası haline geldiğinde, İstanbul'un değerli reklam mecrası tarafından anlaşıldığında tam bu noktada tarafıma yönelik sistematik bir baskı süreciyle karşı karşıya kaldım. Önce Fatih Keleş ve Tuncay Yılmaz (sanık) ile birlikte Mermerciler Sanayi Sitesi'nde, sonrasında 2021 Ekim ayında İBB İletişim Çadırı'nda Murat Ongun (sanık) ile yapılan görüşmede, Reklamist firmasına ekranların devri adeta dikte edildi. Bu kadar emeğimi çöpe atmak istemedim, kabul etmedim. Sonrasında Tuncay Yılmaz ve Nihat Sütlaş ile ofisimde bir araya geldik. Bu görüşmenin ardından Merter Plaza Reklamist ofisinde Murat Ongun, Tuncay Yılmaz, Uğurhan Atma (sanık), Nihat Sütlaş (sanık) ile devir şartlarına ilişkin benim açımdan kabul edilebilir olmayan görüşmeler yaptık. Önümüze konan şartlar benim için bir anlamda ticari enkazdı. Bu olumsuz görüşmenin ardından reklam yerlerimizden bir kısmı maalesef ki indirildi. Bunu sistematik bir yıldırma ve anlaşmaya zorlama olarak değerlendirdim.
Uzlaşmadan bu işi yürütemeyeceği için masaya oturmak durumunda kaldığını kaydeden Subaşı, Sonrasında aslında şifahen 75 milyon üzerinde anlaşmış olup, devir rakamı Murat Ongun Bey'in yönlendirmesiyle 46 milyona indirildi ve Kültür A.Ş'ye borcumuza mahsuben devir rakamı komik bir rakamla maalesef o dönemin şartlarıyla kabul etmek durumunda kaldık. Üstelik bu sadece o dönemin şartlarıyla 1 yıllık kira rakamımıza tekabül ediyordu. Ekranları Kültür A.Ş. borcuna mahsuben devretmek durumunda kaldık. Devredilen bu alanlar kısa süre sonra kendi pazarlama ağı olmadığı gerekçesiyle İlbak A.Ş.'ye İlbak'ların şirketi Kentvizyon'a devredildiğinde kendime sadece şunu sordum, 'Madem sonunda İlbak'lara devredilecekti neden bizden alındı?' ifadelerini kullandı.
Subaşı, buna benzer bir örneği de Galatasaray stadının yerine yapılan cam cepheli binada yaşadıklarını, pandemide kira ödediklerini, reklam gelirini henüz almamışken, Murat Ongun'un kendisini arayarak reklam yerinin indirilmesi gerektiğini söylediğini iddia etti.
Bu proje için bile böyle bir dayatmayla karşı karşıya kalmak bizleri oldukça şaşırttı
İstanbul metroları için üst örtü kanopi projesiyle ilgili Subaşı, şu iddialarda bulundu:
İşin tarafımıza verilmesi sonrasında Ertan Yıldız'ın 20 milyon liralık talebine maruz kaldık. Bu nedenle kanopi projesinde önümüze konan talebin aynı sistemin bir uzantısı olduğunu anladık. Metrodaki ticari zararlarımızı bu yeni mecra ile telafi edebileceğimize inandığımız için bu talebi ihale sonrası parça parça ödemeyi kabul ettik. Ertan Yıldız'a değil, yönlendirdiği Mahmut isimli bir şahsa. Kendi finans fonlarımızla kamu bütçesinden tek kuruş almadan metro girişlerini vatandaşlarımızın yağmurdan, çamurdan korunacağı daha modern ve güvenli alana dönüştürmek için yapacağımız bu proje için bile 16 milyon İstanbullunun doğrudan faydalandığı bir sosyal sorumluluk projesi görürken de böyle bir dayatmayla karşı karşıya kalmak bizleri oldukça şaşırttı. diye konuştu.
Üzerine atılı örgüt üyeliği suçlamasını kabul etmeyen Subaşı, bu iddianamenin sanığı değil, ticari mağduru olarak bu salonda bulunması gerektiğini savunarak, Geleceğimi ortaya koyarak kamuya ve İstanbul'a önemli yatırımlar yaptığımı düşünüyorum. Şirketleri yönettim evet, ihalelere girdim evet, yatırım yaptım evet. Bazı para hareketlerinin içerisinde bulundum, inkar etmiyorum. Etkin pişmanlık kapsamında verdiğim ifadeleri asla inkar etmiyorum. Ancak yapmadığım bir fiilin, taşımadığım bir kastın ve mensubu olmadığım bir örgütün sorumluluğunu asla kabul etmiyorum. ifadelerini kullandı.
Subaşı'nın çapraz sorgusu
Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan, sanığın daha önceki ifadelerini okuyarak, Sistemle ne kastediyorsunuz? Bu kelimeyi kim kullanıyordu? sorusuna sanık Subaşı, Sistem ifadesi özellikle danışmanlar tarafından sürekli dillendiriliyor olması bu yapının bir manada sistem olduğunu biz iletişim dilinde gayet tabii ki kolaylıkla çıkarabiliyoruz. Yani bir işi yapmak istediğinizde Fatih Keleş bir talepte bulunuyorsa, Ertan Yıldız bir talepte bulunuyorsa ben bunu sistematik olgu olarak algılıyorum. Günün sonunda da sistem müsaade etmediği sürece biraz iş yapılamaz hale geliyorsunuz. Danışmanların ağzından duydum. Sistem deniliyor. şeklinde cevap verdi.
Başkan, Daha önceki Mermerciler Sitesi'nde yaptığınız toplantıda da demişsiniz ki, 'Fatih Keleş bana 'Bundan sonra dijital reklam alanlarıyla ilgili çalışmayı Murat Ongun yönetecek. Dolayısıyla bu mecralarla ilgili almış olduğun işe Murat Ongun ortak olmak istiyor' diyerek 'Onu da ortak edeceksin ya da ona devret' dedi. Ben de Tuncay Yılmaz'a 'Bu konu hakkında Ekrem İmamoğlu'nun bilgisi var mı?' diye sorduğumda, bilgisi dahilinde toplantı yaptığımızı söyledi.' demişsiniz. Burada ifadeler doğru mudur? diye sorunca sanık, Doğru. cevabını verdi.
Mahkeme başkanının, Bu ifadenizde ismi geçen şahıslar savunmalarını yaparken genel itibarıyla, savunmalarında sizin eşinizle, çocuğunuzla, ailenizle savcılıkta tehdit edildiğiniz, baskıya maruz kaldığınız, bu şekilde bu ifadeleri vermek zorunda kaldığınız şeklinde birtakım beyanlar oldu. Bu hususta bu ifadeleri hür iradenizle mi verdiniz? Bir şekilde baskı altında kaldınız mı? Herhangi bir tehdit gerçekleşti mi? sorusuna sanık Subaşı, Hür irademle verdim. Herhangi bir baskıya maruz kalmam söz konusu değil. diye cevap verdi.
Cumhuriyet savcısı, İfadenizde alınacak işler karşılığı yüzde 10 bir pay istenmiş Fatih Keleş tarafından. İmamoğlu'nun bundan haberi olduğunu, Fatih Keleş'e payı nakit verdiğinizi beyan etmişsiniz. Bu parayı nerede verdiniz veya nasıl? Ertan Yıldız ve Serdal Taşkın'a elden verilen paralar var. sorusunu yöneltti.
Sanık Subaşı da, şu şekilde cevap verdi:
Florya'da birkaç kez, Mermerciler iş yerinde birkaç kez olmak üzereydi. Ertan Yıldız kişisel olarak kendi almadı. Ertan Yıldız bir aracı gönderdi. Mahmut, soyadını burada öğrendiğim yanılmıyorsam Coşkun. Dolayısıyla 5 milyon bir, 5 milyon bir, sonra bir de 10 milyon, üç farklı rakam olmak üzere.
Savcının, Reklam yerleri ve reklam hisse devir sürecinden ifadenizde bahsettiniz. Burada da konuya değindiniz. Tuncay Yılmaz ile Fatih Keleş hangi sıfatla toplantıya katıldı? sorusuna sanık Subaşı, Tuncay Yılmaz başkan adına takip ettiğini söyledi. dedi.
Duruşmaya öğle arası verildi.