İstanbul'da Aile ve Nüfus On Yılına Başlarken: İmkanlar, Riskler ve Politika Önerileri çalıştayı düzenlendi

TAKİP ET

İstanbul - Enstitü Sosyal tarafından Türkiye'nin demografik geleceğini ve aile yapısını doğrudan ilgilendiren çok boyutlu meseleleri bütüncül yaklaşımla ele almak amacıyla Aile ve Nüfus On Yılına Başlarken: İmkanlar, Riskler ve Politika Önerileri çalıştayı gerçekleştirildi.

İstanbul Haberleri - Enstitü Sosyal tarafından Türkiye’nin demografik geleceğini ve aile yapısını doğrudan ilgilendiren çok boyutlu meseleleri bütüncül yaklaşımla ele almak amacıyla Aile ve Nüfus On Yılına Başlarken: İmkanlar, Riskler ve Politika Önerileri çalıştayı gerçekleştirildi.

Üsküdar'daki genel merkezde düzenlenen çalıştayın açılışında konuşan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü İpek Coşkun Armağan, bugün yaptıkları toplantının, enstitünün kuruluşundan bu yana ana gündem konusu olarak belirlediği ve akabinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla yürüttüğü Türkiye'de evlilik ve doğurganlığa ilişkin bakış çalışmalarından hareketle ortaya çıktığını söyledi.

Coşkun, Türkiye'nin en büyük saha çalışmasında pek çok ilde 10 binden fazla kişiyle derinlemesine görüşmeler, mülakatlar ve odak grup görüşmeleri yaparak, konuyu analiz ettiklerini belirtti.

Karşılaştıkları manzarada konuyu ele alış şeklindeki bazı sorunlara dikkati çeken Coşkun, konunun sadece askere gönderecek çocuk bulamıyoruz meselesi olmadığını, asli meselenin toplumsal sağlamlık, toplumsal dayanıklılık olduğunu anlattı.

Coşkun, toplumsal dayanıklılığın nüfusun nasıl bir eğilimde gittiği ve hızlı düşüşün olması anlamına geldiğini kaydederek, Şu an pek çok Avrupa ülkesinden çok daha modern bir şekilde ilerliyor olmamız bizim toplumsal sağlamlığımız için risk. dedi.

Toplumsal sağlamlıktan kastını bireysel iyi oluşlar, birlikte iyi oluşlar ve toplumsal güven olarak ifade eden Coşkun, Toplumsal güven ne durumda şu anda? Çünkü bizim konuyu ele alış şeklimizde, nüfus konusunu ve doğurganlığın düşüşüyle ilgili konuyu ele alış şeklimizde iki dinamiğimiz var. Bir, bu konu bir halk sağlığı problemidir. İki, bu konu bir toplumsal güven problemidir. En azından bizim saha bulgularımız, derinlemesine görüşmelerimiz bize bunu gösterdi. değerlendirmesinde bulundu.

Çalıştayda katılımcıların yarı yapılandırılmış, iki yıllık epizotlar ve aralıklarla planlanmış 10 yıllık bir tasarımla karşılaşacaklarını belirten Coşkun, katılımcıların değerlendirmelerinin ve perspektiflerinin çerçeve planı zenginleştireceğini kaydetti.

Coşkun, çerçeveyi öncelikle Nüfus Politikaları Kuruluna, akabinde de Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına çok da zaman kaybetmeden sunmayı düşündüklerini söyledi.

Doğurganlık hızı küresel ölçekte yenilenme eşiğinin altına inecek

Çalıştaydaki Dünyada ve Türkiye'de Mevcut Durum başlıklı ilk sunumda konuşan Doç. Dr. Tarık Yiğit ise 'Aile ve Nüfus On Yılı' kapsamında hazırlanan çerçeveyi sunmak istediklerini belirterek, dünya genelinde 1960 yılında 4,7 olan doğurganlık hızının kritik seviyelere gerilediğini ve birkaç yıl içinde 2,1 olan yenilenme eşiğinin altına ineceğini vurguladı.

Yiğit, demografik sürdürülebilirliğin tüm ülkeler için temel bir varlık ve yokluk meselesi halini aldığını ifade ederek, 1960’lardaki yüksek doğurganlığın fakirlik göstergesi olduğu anlayışının terk edilmesinin ardından 1980'lerden sonra uygulanan teşvik modellerinin de düşüşü durduramadığını hatırlattı.

Doğurganlığın yalnızca bireysel iradeyle açıklanamayacak kadar kompleks bir konu olduğunu belirten Yiğit, Güney Kore'nin 0,7 ile dünyanın en düşük doğurganlık oranına sahip olduğuna ve Japonya'nın her yıl 1 milyon nüfus kaybettiğine ve artık bu süreçle baş edemediğine işaret ederek, bu ülkelerin geçmişte aldıkları politik kararların maliyetini ödediğini aktardı.

Temel hedefin salt niceliksel nüfus artışı değil, dayanıklı, sürdürülebilir ve nitelikli bir toplum yapısı oluşturmak olduğunu vurgulayan Yiğit, konuşmasını şöyle tamamladı:

İnsan bir kriz ya da külfet değil, umut ve yüksek potansiyeldir. Yeni bir toplumsal norm inşa edilmelidir. Çocuğun artık gerçek anlamda insanların öncelikli ve değerli yaşam deneyimi olması gerektiğine tekrar inanılması gerekiyor. Çocuk yoksa hayat yok demektir. Çocuk hayatın ta kendisi, temel yaşam göstergesi çocuktur. Çocuk yoksa yaşayan yoktur yani kesinlikle. Bu dışarıdan nüfus alarak çözülecek bir mesele de değil.

Konuşmalarının ardından çalıştaya geçildi.

Aile ve Nüfus On Yılı Çalıştay Enstitü Sosyal