
İstanbul Haber — İstanbul'da düzenlenen "65. Yılında Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması Sempozyumu"nda göçün 65. yılında göçmenlerin durumu ve Türkiye-Almanya ilişkileri ele alındı.
Türk-Alman Üniversitesi ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) işbirliğinde yapılan sempozyum, YDYO Konferans Salonu'nda düzenlendi.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Türk-Alman Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Leyla Coşan, Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilerin dönüm noktalarından birinin 1961'de imzalanan "İş Gücü Anlaşması" olduğunu kaydetti.
Yarım asrı aşan bu tarihsel sürecin, iktisadi ve demografik bir hareketliliğin ötesinde, iki ülkenin toplumsal, kültürel, hukuki ve siyasal dokusunu derinlemesine şekillendiren çok katmanlı bir dönüşüm olduğunu ifade eden Coşan, "Kuruluş felsefesi itibarıyla Türkiye ile Almanya arasındaki bilim ve araştırma köprüsünün merkezinde yer alan Türk-Alman Üniversitesi, bu tür bilimsel platformlara ev sahipliği yapmayı kurumsal bir sorumluluk olarak görmektedir. Türk-Alman Üniversitesi, bu köklü tarihsel birikimin bilim alanındaki en somut kurumsal yansımasıdır. Üniversite olarak, iki ülke arasındaki akademik işbirliğini hem pekiştirme hem de derinleştirme hedefimizin yanı sıra toplumsal meselelere de nesnel, analitik ve çok katmanlı bir perspektifle yaklaşmayı temel bir görev sayıyoruz." dedi.
Göç olgusunun da bu bağlamda, yalnızca geçmişte kalmış bir olay olmadığını belirten Coşan, süreklilik arz eden, sosyolojik ve psikolojik dinamikleriyle bugünü ve geleceği biçimlendiren stratejik bir araştırma alanı olarak karşılarına çıktığını kaydetti.
Coşan, "İlk kuşakların taşıdığı umutlar ve göğüsledikleri zorluklar, zamanla edebiyattan sanata, akademiden siyasete uzanan geniş bir yelpazede karşılık bulmuştur. Söz konusu birikim, günümüzde iki ülke arasında var olan köklü ve canlı bağların temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle ele alacağımız konular, sadece geçmişin bir muhasebesi değil, milyonlarca insanın hayatıyla şekillenmiş yaşayan bir tarihtir. Gerçekleştirilecek bu kapsamlı toplantının temel amacı, 65 yıllık bu süreci yalnızca nostaljik bir yaklaşımla ele almak değil, çağdaş küresel gelişmeler ışığında yeniden tahlil etmektir. İki ülke arasındaki ilişkiler, günümüzdeki çok katmanlı yapısı gözetilerek geniş bir yelpazede değerlendirilecektir. Konferans kapsamında söz konusu süreç, bireylerin iç dünyasındaki psikolojik yansımalardan toplumsal bağlara, kamusal alandaki entegrasyon tartışmalarından karşılıklı medya temsillerine kadar pek çok boyutuyla disiplinler arası bir yaklaşımla incelenecektir." ifadelerini kullandı.
Özellikle son yıllarda ivme kazanan nitelikli beyin göçü ile Almanya'daki Türk toplumunun öz tanımlama süreçleri, kimlik inşası ve aidiyet arayışlarının, üniversitenin ev sahipliğinde bilimsel bir süzgeçten geçirileceğini aktaran Coşan, bu tür nitelikli akademik platformların oluşturulmasının uluslararası ve kurumlar arası işbirliğinin en güzel örneği olduğunu kaydetti.
Sempozyumda konuşan Türk-Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Enes Bayraklı, 30 Ekim 1961'de imzalanan anlaşmanın yalnızca iki ülke arasında ekonomik ve demografik bir hareketliliğin başlangıcı olmadığını, aynı zamanda milyonlarca insanın kaderini, kimliğini ve geleceğini şekillendiren köklü bir insanlık hikayesinin kapılarının aralandığını belirtti.
Bayraklı, "İlk yıllarda 'misafir işçi' statüsüyle yola çıkan vatandaşlarımız, büyük zorlukların üstesinden gelerek Almanya'nın sanayileşmesine, kalkınmasına ve bugünkü çok kültürlü yapısına önemli katkılar sunan asli unsurlar haline gelmişlerdir. Aynı vatandaşlarımız, gönderdikleri dövizler, edindikleri birikim ve kurdukları bağlarla Türkiye’nin kalkınmasına da güçlü bir destek vermişlerdir. Dolayısıyla bu hikaye, başından itibaren iki ülkeyi birlikte dönüştüren karşılıklı bir hikayedir. Geçen 65 yıl boyunca işçi göçünden entegrasyona, sosyal uyumdan yeni nesil diasporanın akademik, siyasi, ekonomik ve kültürel hayattaki güçlü varlığına kadar uzun bir mesafe kat edildi. Bu sempozyum, geçmişin muhasebesini yapmakla kalmayıp yüksek nitelikli göçü, iki ülke arasındaki akademik köprüleri, kamusal söylemdeki değişimleri ve ortak geleceğimizi bilimsel bir perspektifle ele almak için eşsiz bir zemin sunmaktadır." dedi.
65 yıl sonra gelinen noktada, Türkiye-Almanya ilişkilerini yalnızca göç penceresinden okumanın, bu ilişkinin bugünkü zenginliğini ve derinliğini eksik anlatmak olacağını kaydeden Bayraklı, 1961'de işgücü gönderen bir ülke konumundaki Türkiye'nin, bugün sanayisi, genç ve nitelikli insan kaynağı, güçlü üretim kapasitesi ve bölgesel etkisiyle hem Avrupa ülkeleri hem de Almanya için önemli bir ortak haline geldiğini, ilişkilerin ekonomiden güvenliğe, eğitimden bilime ve kültüre uzanan çok boyutlu bir yapıya kavuştuğunu söyledi.
"Türkiye’nin İttifak içindeki konumunun güçlü bir sembolü olmuştur"
Bayraklı, uluslararası sistemin, rekabetin yoğunlaştığı ve belirsizliklerin derinleştiği çok kutuplu bir yapıya doğru evrildiğini kaydederek, "Rusya-Ukrayna Savaşı, İran ile İsrail arasında yaşanan çatışma, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da süregelen gerilimler, Avrupa’nın yakın çevresini son derece kırılgan bir güvenlik ortamına dönüştürmüştür. Bu ortamda Türkiye, NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip müttefiki olarak İttifak'ın güney ve doğu kanadının güvenliğinde kilit bir rol üstlenmekte, bağımsız diplomatik girişimleriyle de bölgesel istikrara katkı sunmaktadır. Rusya ile Ukrayna arasındaki müzakerelere İstanbul'da ev sahipliği yapması, tahıl koridoru ve esir takasları gibi somut sonuçlar üretmesi, Gazze'deki ateşkes sürecine verdiği destek ve bölgedeki gerilimlerin düşürülmesine yönelik çabaları, Türkiye'nin tüm taraflarla konuşabilen ender aktörlerden biri olduğunu göstermiştir. Bu yıl temmuz ayında NATO Zirvesi'nin Ankara'da düzenlenmesi de Türkiye'nin İttifak içindeki konumunun güçlü bir sembolü olmuştur." diye konuştu.
Tüm bu gelişmelerin, Türkiye ile Almanya arasındaki savunma ve güvenlik işbirliğine de yeni bir ivme kazandırdığını ifade eden Bayraklı, son yıllarda önemli bir gelişim kaydeden Türk savunma sanayisi ve Türkiye'nin jeopolitik konumunun, iki ülkenin Avrupa güvenlik mimarisine ilişkin ortak sorumluluk ve ortak çıkar alanlarını da genişlettiğini söyledi.
Bayraklı, "Nitekim Şansölye Merz'in 2025 yılında Türkiye'ye yönelik 'stratejik diyalog' teklifi, iki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemin ve derinleşen ortaklığın işaretidir. Bugün Türkiye, NATO için önemli bir müttefik, Avrupa Birliği ve Almanya için ise çok önemli bir ortaktır. Ekonomiden güvenliğe uzanan bu çok boyutlu ortaklığın insani zeminini ise 65 yıl önce yola çıkanlar ve onların çocukları, torunları oluşturmaktadır. Almanya'da yaşayan yaklaşık üç milyon Türk kökenli insan, iki ülke arasındaki en güçlü ve en kalıcı köprüdür. Merkezimiz olarak, göç olgusunu tüm boyutlarıyla incelemeyi, toplumsal uyum süreçlerini desteklemeyi ve ortak hafızamızı diri tutmayı en temel görevlerimiz arasında görüyoruz. Bunu yaparken göçü, iki ülke arasındaki çok boyutlu ilişkilerin hem kaynağı hem de taşıyıcısı olarak ele almayı önemsiyoruz." ifadelerini kullandı.
YTB Başkan Yardımcısı Ahmet Alemdar da sempozyumda bir konuşma yaptı.
"Göçü psikolojik kaynak olarak da değerlendirmek lazım"
Açılış konuşmalarının ardından, Türk-Alman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Ayşegül Dinçkan moderatörlüğünde sempozyum düzenlendi.
Duisburg Üniversitesinden Prof. Dr. Hacı Halil Uslucan, "Gücün Psikolojik Boyutu-Ulusötesi Duygusal Bağlar ve Almanya Nasıl Yeni Vatan, Yeni Yurt Olabilir?" başlıklı konuşmasında, göç alan ve göç veren ülkelere değindi.
Uslucan, işçi göçünde kadınların oranının arttığını belirterek, son yıllarda göçün de giderek siyasileştiğini kaydederek, Almanya'ya yapılan göçün tarihini anlattı.
Göçün psikolojik boyutuna da değinen Uslucan, kişilerin kendi kimliklerini ve dillerini koruyarak aynı anda da göç ettiği ülkeye açık olarak uyumu yakalaması gerektiğini belirterek, yapılan araştırmalardan örnek verip, göç edilen ülkeye uyumun önemine değindi.
Uslucan, "Göçü psikolojik kaynak olarak da değerlendirmek lazım. İki dilli büyümek de psikolojik olarak bir beceri kaynağı. Yapılan araştırmalarda sorduğumuz kişilerden yüzde 80'i yılda en az bir defa ayrımcılığa uğradığını ifade ediyor. Eğitim alanında da ayrımcılık performansı düşürüyor, bireysel ve ruhsal sağlığı da olumsuz etkiliyor." dedi.
"Türkiye’nin önemi arttı, Batılı devletlerin Türkiye’ye ihtiyacı var"
Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, "Alman Medyasında Türk Algısı, Türk Medyasında Alman Algısı" konuşmasında son zamanlardaki olumlu gelişmelere dikkati çekti.
Almanya'daki Türk algısına işaret eden Alkan, "Onlar 'misafir işçi geldi, gidecek herhalde' dediler. Sonra Almanya'daki Türkler dönmedi. Almanlar 'misafir geldiyseniz, dönün', Türkler de 'kalıcı olarak buradayız' dediler. Almanya'da dördüncü kuşak Türkler var. Birinci-ikinci kuşakta Almanca yok, üçüncü kuşakta da Türkçe yok, bu da hoş olmuyor. Alman televizyonunu açın haberleri bir Türk okur, alışmışlar artık. Türkler, Alman medyasında çok yer alıyor, bu da güzel bir şey." dedi.
Alkan, Almanya ve Türkiye arasındaki algıya bakıldığında değişik dönemler olduğunu belirterek, "Merkel döneminde AB, Türkiye'ye 3 tane fasıl açıyor. Son dönemlere baktığımızda yeni kavramlar görüyoruz, savunma sanayi öne çıkıyor. Türkiye'nin önemi arttı, Batılı devletlerin Türkiye'ye ihtiyacı var." diye konuştu.
"Son 15 yıldır Türkiye’den Almanya’ya yüksek nitelikli göç var"
Türk-Alman Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Kurucu Bölüm Başkanı Doç. Dr. Anlam Filiz, "Türkiye'den Almanya'ya Yüksek Nitelikli Göç" başlıklı konuşmasında, göçün evrelerini anlattı.
Filiz, "Son 15 yıldır tanık olduğumuz Türkiye'den Almanya'ya yüksek nitelikli göç var. Bu yoğun göçte yine oradaki nüfusun dönüşü de var. Gidenlerin neden gittiklerine baktığımızda eğitim olanakları, eşitsizlikten bahsediyorlar. Gidenlerin deneyimlerinin Almanya'ya daha önce giden nüfustan farklı olabileceğini düşünüyorlar. Fakat araştırmalara baktığımızda bu pek de böyle olmuyor. Sosyo-ekonomik durumlarına rağmen Almanya'da göçmen olmanın dezavantajlarını yaşıyorlar. 2022 yılında Almanya'da uzmanlık gerektiren işlerde 630 bin pozisyon boş kalmış." dedi.
Filiz, buna neden olarak, "nüfusun yaşlanması"nı ve "Almanya'daki gençlerin ihtiyaç duyulan alanlarda eğitim görmek istememesi"ni gösterdi ve Almanya'nın göçü çözüm olarak gördüğünü belirtti.



