ABD-Çin ticaret savaşında avantaj kime geçecek

Dünya Haberleri — Ticaret savaşında belirleyici unsur, tarafların ekonomik ve teknolojik kapasitesini düşük maliyetle yeniden üretip kalıcı etkiye dönüştürebilme becerisi olacak.

ABD-Çin ticaret savaşında avantaj kime geçecek
ABD-Çin ticaret savaşında avantaj kime geçecek

Dünya Haber — Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) Başkan Danışmanı Murat Öztuna, ABD-Çin ticaret savaşında avantajın kimin elinde olduğunu AA Analiz için kaleme aldı.

***

ABD ile Çin arasında 2018'den bu yana gümrük vergileri ve teknoloji rekabetiyle derinleşen, 2025’teki tarife kararlarıyla daha da karmaşıklaşan ticaret savaşı, geçici uzlaşmalara rağmen çözümsüz ve çıkmaza giren temel doğasını değişmeden koruyor. Bu ticaret savaşı, milyonlarca insanın geçim kaynağını etkilemeye ve küresel dengeleri şekillendirmeye devam ediyor. Peki, 2026’nın karmaşık siyasi ve ekonomik dengeleri arasında bu oyunun bir kazananı var mı?

Taraflar, bu süreçten nasıl etkileniyor?

Bu soruya net şekilde cevap vermek zor. Her iki tarafın da avantajlı ve dezavantajlı olduğu durumlar var. ABD tarafında kısa vadeli bilanço, korumacılığın bumerang etkisine dönüştüğünü gösteriyor. ABD, uyguladığı yüksek gümrük vergileriyle yılda 120 milyar doların üzerinde ek mali kaynak sağlasa da bu stratejinin faturası ABD tüketicisine kesildi. Ek vergi yükünün yüzde 90’a yakınının doğrudan iç piyasaya yansımasıyla fiyat endeksinde yaşanan tırmanış, dar gelirli ailelerin bütçelerinde yıllık bin 500 ila 5 bin 500 dolarlık kayba neden oldu. Giyimden mobilyaya temel tüketim ürünlerinde yüzde 50’ye varan fiyat artışları halkın alım gücünü eritti. Bununla birlikte, Tesla ve Apple gibi dev şirketlerin tedarik zinciri aksamaları ve yüzde 30 ile yüzde 50 arasında artan bileşen maliyetleri, ABD sanayisinin küresel üretim ağlarına bağlılığını yeniden gösterdi. Dolayısıyla ticaret savaşının 2026 serüveni, ABD açısından hükümet bütçesini besleyen ancak hane halkını ve amiral gemisi şirketlerini yaralayan bir durum ortaya çıkardı.

Çin'in 2026'nın eylül ayında beklentilerin üstüne çıkarak 447,18 milyar dolarlık ihracata karşılık 313,65 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirmesi ve yaklaşık 133,5 milyar dolarlık tarihi rekor seviyesinde ticaret fazlası vermesi, uluslararası pazarlardaki rekabet kapasitesinin sürdüğüne işaret ediyor. İhracatın yıllık yüzde 36,3 artması da Amerikan tarifelerinin Çin'in dış ticaretini kısa vadede belirleyici ölçüde daraltamadığını gösterdi. Bununla birlikte Çin'in ABD pazarına doğrudan bağımlılığında ciddi bir azalma eğilimi görüldü. ABD'nin Çin'in toplam ihracatındaki payı 2018'de yüzde 19,2 iken 2026'nın ilk 9 ayında yüzde 10,3'e geriledi. Bu değişim, Amerikan tarifelerinin, Çin'i küresel ticaretten dışlamak yerine ihracat coğrafyasını çeşitlendirmeye yönelttiğini düşündürüyor. Yine de üçüncü ülkeler üzerinden Çin’in ABD nihai talebine erişimi devam ettiği için bu değişimi tam bir ekonomik bağımsızlaşma olarak yorumlamak oldukça zordur. Bununla birlikte ihracata bağımlılığını iç tüketimle dengelemeyi de opsiyonlardan biri olarak gören Çin ekonomi yönetimi, bu konuda 2026 yılı içinde ilerleme kaydedemedi. İç tüketimin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla'daki (GSYH) payı küresel ortalamada yüzde 60 civarındayken Çin’de bu oran, halen yüzde 38-40 seviyesinde. Amerika’da ise iç tüketim toplam yurt içi hasılanın yüzde 68’ini kapsıyor.

Rekabetin teknoloji ayağı

Uzun vadede ise ABD, Huawei yaptırımları ve Hollanda menşeli çip üretim teknolojileri firması ASML'nin litografi makinelerinin ihracatına getirdiği kısıtlamalarla Çin’in yüksek teknolojiye erişimini engellemeyi amaçlıyordu ancak çip üreticisi şirketi SMIC’in 14 nm çip üretim kapasitesini ayda 50 bin silikon plakaya çıkarması ve çip üreticisi Yangtze Memory’nin küresel pazar payını yüzde 3’ten yüzde 14’e yükseltmesi, ABD’nin uyguladığı teknolojik yaptırımların Çin’i yerli inovasyon hamlelerine yönelttiğini gösterdi. Bununla birlikte Çin'in 2026'nın ilk 9 ayında yarı iletken ihracatını yıllık yüzde 108,1 artırması oldukça dikkat çekici ancak ihracat değerindeki artış, en ileri çiplerin tasarımında ve üretiminde teknolojik bağımsızlığa ulaşıldığını veya fiziksel adet artışını tam olarak ifade etmiyor çünkü söz konusu artış, fiziksel üretim artışı kadar fiyat enflasyonu kaynaklı da olabilir. Üstelik Çinli üreticiler, teknolojik açığı kapatmak için yoğun sermaye yatırımları gerçekleştirirken ABD de mevcut üstünlüğünü korumak ve yarı iletken üretimini yeniden ülke içine taşımak için kamu teşviklerine başvuruyor. Bu da rekabetin maliyetini her iki taraf için yükseltiyor. Dolayısıyla bu mücadeleyi, devlet müdahalesine karşı serbest piyasanın değil farklı devlet-sermaye ilişkilerinin bir rekabeti olarak tanımlamak, daha sağlıklı bir çerçeve olacaktır.

Uzun vadede gerçekleşme potansiyeli olan diğer bir durum ise iki ülke arasında yaşanan ticaret savaşının, küresel tedarik zincirlerini parçalayarak dünyayı paralel rekabet sistemlerine bölme ihtimali. Tesla’nın Şanghay fabrikasının yüzde 95 yerelleşme oranıyla Çin pazarındaki vergileri devre dışı bırakması veya Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ülkeleri arasındaki ara mal ticaretinin yüzde 68’e yükselmesi, sermayenin siyasi engeller karşısında kendi yolunu nasıl bulduğunu ve bölgeselleştiğini özetliyor. ABD, müttefikleriyle kapalı teknoloji ağı kurmaya çalışırken Çin, BRICS ve Küresel Güney üzerinden kendi ticaret ekosistemini inşa etmeye çalışıyor

Sonuç olarak, Çin'in ihracat kapasitesini koruması, Amerikan ticaret politikasının Çin'i ekonomik bakımdan geriletme hedefinin sınırlarını gösteriyor. Bununla birlikte iç talep sorunları, finansman riskleri ve kritik teknolojilerdeki bağımlılıklar, Çin'in avantajlarını gölgeleyebilecek faktörler. 2026'nın 9 ayı itibarıyla Çin, küresel ihracat dayanıklılığı bakımından ticaret savaşlarının yarattığı sürtüşmelere karşın kısa vadede göreli kazanım elde etti.

Diğer taraftan bu durum, Çin'in net ekonomik kazanç sağlayarak Amerikan kısıtlamalarını stratejik düzeyde etkisizleştirdiği iddiasını da kanıtlamıyor. Halihazırda, ABD'nin finansal piyasalar, dolar merkezli uluslararası para sistemi ve kritik teknolojiler üzerindeki süregelen avantajları, Çin'in ekonomik performansını uzun vadeli üstünlüğe dönüştürmesini kısıtlayıcı hatta engelleyici niteliğe sahip. Tüm bunlar ışığında 2026, küresel sistemin başat iki gücü arasındaki ticaret savaşları özelinde kesin kazananın belirlendiği bir yıldan ziyade, iki ülkenin farklı alanlardaki üstünlükleri ve sınırlarının belirginleştiği bir yıl olarak değerlendirilebilir. Uzun vadede belirleyici olansa hangi aktörün ekonomik ve teknolojik kapasitesini daha düşük ve sürdürülebilir sistemik maliyetlerle yeniden üretebildiği ve bunu uluslararası düzen üzerinde kalıcı etkiye dönüştürebildiği olacaktır.

[Murat Öztuna, ORSAM Başkan Danışmanıdır.]

*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

Muhabir: Afra Betül Aydar