ANALİZ - Yeşil dönüşümde bölgesel güç: Türkiye'nin yenilenebilir enerji atılımı

TAKİP ET

İstanbul - Türkiye'nin 2025 performansı, enerji dönüşümünün önemli bir ivme kazandığını ortaya koymaktadır. Rüzgar ve güneşin elektrik üretiminde yüzde 21,65'lik payı ile 33,9 GW batarya kapasitesi, yalnızca teknik başarıların değil, uygulamaya konulan politika araçlarının, piyasa koşullarının ve stratejik öngörünün birleşik çıktısıdır

İstanbul Haberleri -

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İzzet Arı, Türkiye’nin yenilenebilir enerji ve batarya alanındaki stratejik dönüşümünü AA Analiz için kaleme aldı.

***

Rüzgar ve güneş enerjisi 2025'te elektrik üretiminin yüzde 21,65'ine ulaşırken Türkiye, 33,9 GW depolamalı rüzgar (RES) ve güneş (GES) enerjisi tahsis etmesiyle öne çıkmaktadır. Türkiye'nin enerji panoraması, 2025 yılı itibarıyla tarihi bir eşiği aşmıştır. Türkiye rüzgar ve güneş enerjisinde 2025 yılında ilk kez ülkenin elektrik üretiminin yüzde 21,65'ini karşılamıştır. Bu oran, Türkiye'yi Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'daki 16 ülke arasında yüzde 20 eşiğini aşan tek ülke konumuna taşımaktadır. Buna ek olarak, 2022'den bu yana onaylanan 33,9 GW depolamalı RES ve GES kapasitesiyle Türkiye, Almanya ve İtalya dahil tüm Avrupa Birliği (AB) üyelerini geride bırakmıştır. Rakamların ötesinde bu tablo, Türkiye'nin enerji güvenliği, dış politika ve bölgesel liderlik ekseninde ciddi bir kırılma noktasına geldiğine işaret etmektedir.

- Enerji bağımsızlığına yaklaşan dönüşüm

Enerji bağımsızlığı meselesi Türkiye için on yıllar boyunca kronik bir kırılganlık kaynağı olmuştur. 2014 yılında doğal gazın elektrik üretimindeki payı yüzde 47,85'e ulaşmış, bu bağımlılık hem cari açığı derinleştirmiş hem de dış politikada kimi zaman bir kısıt unsuruna dönüşmüştür. 2025 verilerine göre ise aynı oran yüzde 22,18'e gerilemiştir. Yenilenebilir enerjinin elektrik üretimindeki katkısı, enerji ithalat faturasını doğrudan hafifletmektedir. Aşağıdaki grafikte, Türkiye’nin 2015-2025 yılları arasındaki yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi gösterilmektedir. 2015 yılında yüzde 31,48 olan yenilenebilir enerji kaynaklarının payı 2025 yılında yüzde 40,82 olarak gerçekleşmiş, güneş ve rüzgardan elektrik üretimi toplamda 77.282 GWh ile tarihi rekor kırmıştır. 2023 yılından günümüze kadar güneş, rüzgar ve jeotermalden üretilen elektrik miktarı hidroelektrikten daha fazla katkı sağlamaktadır. Bu da iklim değişikliğine bağlı yağışların azalması riskine karşın yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanım potansiyelini korumaktadır.

-Batarya teknolojisi: Dönüşümün kilit halkası

Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımındaki artış, batarya ve depolama konusunu önemli hale getirmektedir.

Türkiye 33,9 GW onaylanmış depolamalı RES ve GES kapasitesi ortaya koyarak, yalnızca bir hedef belirlememekte; aynı zamanda enerji sisteminin geleceğe taşınmasının mühendislik altyapısının da rotasını çizmektedir. 2022'den itibaren yürürlüğe giren düzenlemeyle, yeni rüzgar ve güneş santrallerinin kurulu güçleriyle eşit oranda batarya kapasitesi kurmaları zorunlu tutulmuştur. Bu politika, arzın talebe uymadığı anlarda enerji depolamayı olanaklı kılarak yenilenebilir kaynakların baz yük niteliği kazanmasının önünü açmaktadır.

Bu kapasite, Türkiye'nin mevcut rüzgar ve güneş kurulu gücünün yaklaşık yüzde 83'üne karşılık gelmekte, Almanya ve İtalya gibi öncü AB ülkelerinin toplam planlı kapasitesinin (12-13 GW) iki buçuk katını aşmaktadır. Batarya maliyetlerindeki küresel düşüş trendi de bu tablo için elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Bununla birlikte Türkiye için dikkat çekici bir yapısal kaygı mevcuttur. Türkiye'deki projelerin büyük bölümü yaklaşık bir saatlik depolama süresine sahipken küreselde ortalama 2,5 saatin üzerindedir. Bu durum sistem esnekliğini kısıtlayabilmekte ve ilerleyen dönemde daha uzun süreli depolama yatırımlarını zorunlu kılmaktadır.

- Enerji güvenliği ve dış politika boyutu

Enerji güvenliği, yalnızca teknik bir mesele olmaktan çıkıp dış politikanın kurucu bir bileşeni haline gelmiştir. Türkiye, fosil yakıt ithalatını azaltma kapasitesini geliştirdikçe, enerji arzını araçsallaştırmaya çalışan dış baskılara karşı daha güçlü bir konuma oturmaktadır. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Avrupa'da yaşanan enerji krizinin ortaya koyduğu gibi, tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar jeopolitik denklemleri doğrudan biçimlendirmektedir.

Türkiye'nin Kasım 2026'da Antalya'da düzenlenecek COP31 İklim Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak olması, bu bölgesel liderliği uluslararası diplomasi arenasına taşıma fırsatı sunmaktadır. İklim müzakerelerinin merkezinde bulunan Türkiye, hem müzakere gücünü artırmakta hem de yatırımcı ve teknoloji ortakları nezdinde cazibesini pekiştirmektedir.

- Avrupa ile ilişkide yeni bir denklem

Türkiye, toplam yenilenebilir enerji payı bakımından Avrupa'nın en yüksek üretim yapan 24 ülkesi arasında 16. sırada yer almakta, yüzde 41 oranındaki yenilenebilir enerji kullanımıyla AB ortalamasının (yüzde 48) altında kalmaktadır. Ancak batarya proje stoku bakımından tablo tersine dönmekte ve Türkiye tablonun başına geçmektedir. Bu asimetrik tablo, Avrupa ile ilişkide hem rekabetçi hem de tamamlayıcı bir dinamik yaratmaktadır.

Rekabet boyutunda, Türkiye, enerji depolama teknolojilerinde öncü konumunu pekiştirirse Avrupa'nın dengeleme piyasalarında stratejik bir aktör haline gelebilir. İşbirliği boyutunda ise Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası gibi kuruluşlarla şebeke modernizasyonu alanındaki ortak yatırım potansiyeli büyümektedir. Öte yandan Türkiye'nin AB Emisyon Ticaret Sistemi ile uyum süreci ve Yeşil Mutabakat kapsamında sınırda karbon düzenlemeleri, Türk ihracatçılar için uzun vadede belirleyici bir dış etken olmaya devam edecektir.

Türkiye'nin bölgesel enerji merkezi (hub) olma hedefi uzun süredir gündemdedir, ancak 2025 verileri bu hedefi ilk kez somut bir altyapıya yaslamaktadır. Coğrafi konumu itibarıyla Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu arasında bir köprü işlevi gören Türkiye, geniş enterkonneksiyon seçeneklerine ve çeşitlendirilmiş bir elektrik üretim karmasına sahiptir. Ancak bu hedefe ulaşmak için aşılması gereken eşikler de belirgindir. Türkiye'nin 2035'te 120 GW rüzgar ve güneş kurulu gücü hedefini tutturabilmesi geçen yıllara göre daha fazla yeni kapasite devreye almasını gerektirmektedir. Şebeke altyapısının güçlendirilmesi ve depolama sürelerinin uzatılması, stratejik yol haritasının kritik bileşenlerini oluşturmaktadır.

Türkiye'nin 2025 performansı, enerji dönüşümünün önemli bir ivme kazandığını ortaya koymaktadır. Rüzgar ve güneşin elektrik üretiminde yüzde 21,65'lik payı ile 33,9 GW batarya kapasitesi, yalnızca teknik başarıların değil, uygulamaya konulan politika araçlarının, piyasa koşullarının ve stratejik öngörünün birleşik çıktısıdır. Bu süreç, Türkiye'yi enerji tüketen bir ülkeden bölgesel enerji düzeninin şekillenmesine katkı koyan bir aktöre dönüştürme potansiyeli taşımaktadır. Bununla birlikte, bu dönüşümün henüz tamamlanmadığını yeşil dönüşümde bölgesel güç olmak için hedeflenen rakamlara yönelik yeni ilave yatırımların gerekli olduğunu göstermektedir.

[Doç. Dr. İzzet Arı, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.

batarya GES RES Türkiye yenilenebilir enerji