Yönetmen Belkıs Bayrak ile Sinema Atölyesi: (1)

TAKİP ET

İstanbul - Gülizar'ı anlatırken, tacize uğramış bir kadının toplum içerisinde konuşmama hali varsa, biz bu kadınları fark edebiliyor muyuz, bu kadınların suskunluğu nasıl bir suskunluk oluyor, aslında kameramı biraz orada tutmak istedim - 'Uluslararası festivallerde filmin, yönetmen ve yaratıcı ekibin niyetiyle ilgili bütün çabaların çok net anlaşıldığına, filmin hem izleyici hem endüstri profesyonelleri hem sinema eleştirmenlerinde karşılık bulduğuna şahit olduk. Türkiye'de bu ölçekte bir karşılık buldu mu derseniz, hayır' - (Erkek oyuncu seçimi videoları) Hatırı sayılır miktarda video geldi. Ya Gülizar'a bağırıyorlar ya masaya yumruk vuruyorlar. Videoların içerisinde Bekir Behrem'in videosu sadece sakince karşı tarafa ne olduğunu anlamaya çalışan sorular soruyordu - Kanada gösteriminde şöyle bir soru aldım: Emre karakteri karşı tarafı anlamaya çalışan daha empatik bir karakter. Biz birçok film izliyoruz Türkiye'de çekilen. Siz böyle birisi hiç olmadığı için hayal ettiğiniz için mi böyle bir karakter koydunuz, yoksa Türkiye'de böyle bir erkek modeli var mı? Ben de dedim ki tabii ki var ama beyaz perdede yok

İstanbul En Son Dakika Haber - Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen Sinema Atölyesi'nde, Gülizarın senaryo yazımından oyuncu seçimine, festivallerdeki tepkilerden yeni projesine birçok soruyu yanıtladı.

Toronto Film Festivali'nde dünya prömiyerini, 72. San Sebastian Film Festivali'nde Avrupa prömiyerini yapan Gülizar, 61. Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde Dr. Avni Tolunay Jüri Özel Ödülünün yanı sıra En İyi Sanat Yönetmeni ve Cahide Sonku Ödülünü aldı. Film, 12. Boğaziçi Film Festivali'nde de En İyi Senaryo ve FİYAB En İyi Yapımcı ödülüne değer görüldü.

Gülizar, evlenmek için Kosova'ya giden bir genç kadının yolculuk sırasında tacize uğramasıyla hem bu sürecin travmasını hem de düğün ve evlilik hazırlıklarını ele alıyor.

Bayrak, filmdeki birçok duyguyu kadınların çok rahatlıkla günlük hayatında hissettiğini belirterek, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

Kimine göre bu 'sıvı korku', 'liquid fear' dedikleri, kaynağını bilmesek de dolaşan ve hissettiğimiz o tedirginlik duygusu bence zaten birçok kadının aşina olduğu bir duygu. Bir gece vakti otobüste seyahatte mola vermenin duygusunu zaten biliyorum. Bu korku da uluslararası ölçekte bir korku. Çünkü Amerikalı bir sinemacının da ben cam kenarında oturmanın, koridorda oturmamanın ne demek olduğunu bilirim dediğini duyduğum için gerçekten maalesef ki genel bir korku.

Filmde taciz gibi durumlarda kadınların suskunlaşmasına ve sessizliğine daha çok odaklandığını dile getiren Bayrak, Sadece Gülizar'ın içinde yaşadığı değil de konuşamama hali tam olarak neden kaynaklanıyor, hangi etkenler kadınların kolayca konuşmasını engelliyor? Çünkü buna maruz kalan kadınların hepsi gayet aklı başında, konuşkan insanlar. ifadesini kullandı.

Bayrak, bu noktada filmdeki erkek başkarakter seçimine ayrıca dikkat ettiğini, oyuncu adaylarından filmde taciz konusunda hassas bir diyalogla ilgili video göndermelerini istediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

Hatırı sayılır miktarda video geldi. Ya Gülizar'a bağırıyorlar ya masaya yumruk vuruyorlar. Videoların içerisinde Bekir Behrem'in videosu sadece sakince karşı tarafa ne olduğunu anlamaya çalışan sorular soruyordu. Öyle olunca Bekir'le tanışmak istedim. 'Neden böyle bir oyunculuk sergiledin?' dedim. O da 'Gerçek hayatta başıma böyle bir şey gelseydi böyle davranacağım için' dedi. Bekir'le de böyle yolumuz kesişmiş oldu.

Taciz çok gri bir alan, nerede başlayıp nerede bittiğini, gündelik hayatta bu insanların kim olduğunu, neyin meşrulaşıp neyin meşrulaşmadığını bilemiyoruz. Bu bilememe hali o kadar maalesef yaygın ki, en sonunda böyle bir konuyu anlatan bir filmin oyuncu adayı videosunda bile oyuncu, kadını suçlar bir şekilde bağırabiliyor.

Türkiye'de dizilerin de etkisiyle erkek oyuncularda belirli bir oyunculuk şeklinin oluştuğuna değinen Bayrak, şunları kaydetti:

Kanada gösteriminde şöyle bir soru aldım: Emre karakteri karşı tarafı anlamaya çalışan daha empatik bir karakter. Biz birçok film izliyoruz Türkiye'de çekilen. Siz böyle birisi hiç olmadığı için hayal ettiğiniz için mi böyle bir karakter koydunuz, yoksa Türkiye'de böyle bir erkek modeli var mı? Ben de dedim ki tabii ki var ama beyaz perdede yok.

Filme Türkiye ve yurt dışındaki festivallerden farklı dönüşler aldıklarını da anlatan Bayrak, Biz sonuçta kendi yakınımızdakine bir yargıyla, bir bilgi bagajıyla bakıyoruz. Aynı film, örnek veriyorum Avrupalı ya da Asyalı bir yönetmenin çekmiş olduğu bir film olsa ve Türkiye'de izlense başka bir etki gelir. Bunu da doğal karşılıyorum. Bu refleksi de anlayabiliyorum. şeklinde konuştu.

Bayrak ayrıca, Uluslararası festivallerde filmin, yönetmen ve yaratıcı ekibin niyetiyle ilgili bütün çabaların çok net anlaşıldığına, filmin hem izleyici hem endüstri profesyonelleri hem sinema eleştirmenlerinde karşılık bulduğuna şahit olduk. Türkiye'de bu ölçekte bir karşılık buldu mu derseniz, hayır. dedi.

Söyleşinin ilgili bölümü şöyle:

- Senin gönlündeki meslek aslında sinema

Barışkan Ünal: Gülizar'ın yolculuk hikayesine geçmeden önce, sizin yolculuğunuzla başlamak istiyorum. Sinema sektörü çok zor bir sektör, yönetmen olarak o sektörde kalmak ayrı bir zorluk. Siz felsefe okudunuz, bankacılık yaptınız. Gülizar'daki gibi toplumsal çerçeveden bakarsak aslında tırnak içinde 'hazır maaşlı bir işiniz varken bir kadın olarak', neden daha zor bir yolu seçtiniz?

Belkıs Bayrak: Lisansım uluslararası ilişkiler ve reklamcılık üzerineydi. Bence insanın sinemayla yolculuğu iki şekilde oluyor. Ya gerçekten çocukluğundan itibaren bu mesleği yapmak isteyenler ya da ikinci hayat dediğimiz, bir şekilde başka çare olmayıp kendisine bir itiraf cümlesi kurup bu yola dönenler. İlk söylediğiniz formülü ben de denedim, denemedim değil. Mezun olduktan çok kısa süre sonra Yücel Çakmaklı'nın bir setinde çalıştım. Sonra bu sektör, çalışma koşulları çok zor, ben neden başımı ağrıtıyorum, düzenli bir işim, maaşım olmasın ki diyerek 5,5 sene bankacılıkta çalıştım. Fakat oradan ayrılırken sette bir arkadaş demişti ki Sen geri döneceksin, çünkü bir kere bu set tozu sana bulaştı. Ben de Öyle bir şey olmayacak dedim ama 5,5 sene bankacılığımda boş kalan bütün vakitlerim yine sinemayla dolu geçti ve en son bir gün oturduğumda eşim, Ne zaman itiraf edeceksin? Biliyoruz ki hepimiz senin gönlündeki meslek aslında sinema deyince ben de tekrar sinemaya geri dönmüş oldum.

Barışkan Ünal: Eşinizin bu noktada destek vermesi çok güzel.

Belkıs Bayrak: Çok güzel çünkü bence sinema tek başına içeriden sizin isteyip ilerletebileceğiniz bir şey değil. Özellikle bir hayat varsa, bir geçim derdi varsa, bütün bunlar aslında bir etken. Bazen kurumsal deneyimin kendisi de bir etken olabiliyor. Mesela ben bankada çalıştığım dönemde bankacılıktan sonra başka alanlara geçen yazarlar, şairler kimler diye araştırmıştım ve o bana bir ümit vermişti. Böyle bir yol da mümkün demiştim. O yüzden hepsinin toplamı ama destek çok önemli.

- (Kadınlardaki taciz korkusu) Gerçekten maalesef ki genel bir korku

Barışkan Ünal: Gülizar, evlenmek için bir yolculuğa çıkan ve yolculuğu sırasında bir tacizle karşılaşan bir genç kadın. Bir hocanızın hikayesinden yola çıktığınızı söylemiştiniz. Bir hikayeyi mi geliştirdiniz, yoksa bir gerçek hayat hikayesi miydi?

Belkıs Bayrak: Senaryo derslerini aldığım, çok değer verdiğim Öktem Başol hocamın bana emanet ettiği bir hikayeydi ama hikayenin hem geçtiği ülke hem baş karakteri çok farklıydı. Avrupa'da geçiyordu. Fakat pandemi döneminde biraz hikayeyle baş başa kalınca, kendim özellikle bir kadın yönetmen olarak perspektifimi nasıl kurmalıyım, pandemi sonrası dünyada film yapmak nasıl mümkün olur gibi bütün yapımsal ve kreatif soruların etkisiyle baştan sona yeni bir senaryo ve yeni bir hikaye haline geldi.

Barışkan Ünal: Taciz meselesi çok güncel bir konu. O öyküden yola çıkarken aynı zamanda esinlendiğiniz veya dikkatinizi çeken haber veya başka kadın hikayeleri de oldu mu?

Belkıs Bayrak: Bu tarz bir etkilenme olmadı ama bir kadın olarak filmdeki birçok duygu zaten hepimizde var. Kimine göre bu sıvı korku, liquid fear dedikleri, kaynağını bilmesek de dolaşan ve hissettiğimiz o tedirginlik duygusu bence zaten birçok kadının aşina olduğu bir duygu. Bir gece vakti otobüste seyahatte mola vermenin duygusunu zaten biliyorum ya da buna benzer başka anlar var ama direkt filmin yazım sürecinde etkilendiğim bir hikaye yok.

Barışkan Ünal: Ama kadınların ortak genel bir korkusunu yansıtmış oluyorsunuz.

Belkıs Bayrak: Evet, bu korku da uluslararası ölçekte bir korku. Çünkü Amerikalı bir sinemacının da ben cam kenarında oturmanın, koridorda oturmamanın ne demek olduğunu bilirim dediğini duyduğum için gerçekten maalesef ki genel bir korku.

- Kadına bağırmayan erkek oyuncu seçimi

Barışkan Ünal: İlk yönetmen olarak senaryonuzu yazdıktan sonra sürece nereden başladınız?

Belkıs Bayrak: Bu konuda senaryonun kendisi çok önemli. Çünkü bahsettiğiniz gibi ilk yönetmensiniz. Daha önce referans gösterebileceğiniz bir filminiz yok. Çok büyük bir yapım koşullarına sahip değilsiniz. Orada güvenebileceğiniz tek hazineniz rüyanız, hayal ettiğiniz film. Ben o konusunda şanslıydım. Senaryonun, gerçekten istediğim ekipler ve oyuncularla çalışmamda karşı tarafa çok güzel filmin dünyasını yansıttığını hissettim. Bu birinci avantajımdı. İkincisi de aslında nasıl oyuncu arama sürecinde biz bir casting dediğimiz süreci yapıyorsak, ekip sürecinde de öyle çalıştık. Burada da sadece profesyonellik ve iş deneyimine değinmedik. Kişinin mizacı, uzun süre ve zorlu koşullarda çalışma anında neye dönüşüp dönüşemeyeceğimize baktık, çünkü orası zehirli bir alana da dönebiliyor. Bütün bunlara bakarak ilerledik ve ben o anlamda uyumlu çalışmayı profesyonellikten ödün vermeye tercih eden biriyim. Bu bir tercih meselesi. Tercih etmeyen yönetmenler var. Mesela Ben öyle bir görüntü yönetmeni istiyorum ki her karemde benimle tartışsın, kavga çıksın, işte ben ondan besleniyorum diyen yönetmenler de olabiliyor. Ben de daha çok enerji filmde olsun, arka tarafta uyumla çalışalım ve bütün odağımızı istediğimiz sahneyi, istediğimiz filmi çekmeye ayıralım mantığıyla çalışıyorum.

Barışkan Ünal: Oyuncuları seçerken bütün metni okuyup, bir sahne oynamalarını istemişsiniz. Spesifik bir sahne miydi, neden sadece bir sahne istediniz?

Belkıs Bayrak: Filmde Gülizar karakterini Ecem Uzun, Emre karakterini de Bekir Behrem oynuyor. Gülizar karakteri için benim bir iki sene oyuncu arayışım oldu. Ecem Uzun'u aslında biliyorum ama filmin oyuncu arayışı sürecinde her şeye yeniden bakıyorsunuz. Filmlerini izledim ve direkt yapımcımı arayarak ben Gülizar'ı buldum dedim. Ecem Uzun'a ulaştılar ve aynı gün üç buçuk-dört saat sonra bizimle tanışmak istediklerini söylediler. Ecem ile oturduğumuzda çok uzun zamandır zaten bir bağımsız sinema işi kabul etmediğini ve çok etkilendiğini söyledi. O anda o kısa sohbette tamamen filme aynı yerden baktığımızı gördüm. Biraz da tahmin ettiğim bir şeydi.

Fakat Emre karakteri için böyle kolay olmayacağını biliyordum. Çünkü empati kurmaya çalışan, daha naif, kırılgan bir karakter arıyordum. Ama günümüzdeki erkek oyuncu temsillerinde istenilen hiç bu yönde değil. O yüzden anlaşılamayacağımı tahmin ettiğim için şöyle bir şey istedim: Dedim ki Emre karakteri için başvurusu yapacak oyuncular bütün senaryoyu okusunlar ve filmde sadece bir sahne var. Bu sahnenin videosunu istiyorum ve sakin bir oyun istiyorum. Çünkü gerçekten tatlı bir şekilde Gülizar'a birkaç soru sorması gerekiyor ama bu sorular tacize dair bazı hafızaya yönelik sorular.

Barışkan Ünal: Daha hassas sorular.

Belkıs Bayrak: Aynen öyle. Hatırı sayılır miktarda video geldi. Ya Gülizar'a bağırıyorlar ya masaya yumruk vuruyorlar. Videoların içerisinde Bekir Behrem'in videosu sadece sakince karşı tarafa ne olduğunu anlamaya çalışan sorular soruyordu. Öyle olunca Bekir'le tanışmak istedim. Neden böyle bir oyunculuk sergiledin? dedim. O da Gerçek hayatta başıma böyle bir şey gelseydi böyle davranacağım için. dedi. Bekir'le de böylece yolumuz kesişmiş oldu.

- Festivalde Türkiye'de böyle bir erkek modeli var mı? sorusu

Barışkan Ünal: Aslında bu süreç bile Türk sinema ve dizi sektöründeki soruna işaret etmiyor mu?

Belkıs Bayrak: Tabii ki ediyor.

Barışkan Ünal: Tacizler veya kadınla ilgili konu olduğunda erkeğin çok daha agresif davranışlarda bulunması ve kadının yine bu yolla dolaylı şekilde suçlanması. Aslında ona dair bir veri elde etmiş oluyoruz bu oyunculuk seçiminden.

Belkıs Bayrak: Aynen öyle çünkü şimdi mesela Gülizar filmde kötü karakter diyebileceğiniz hiçbir karakter yok. Hepsi gerçekten hayatta bir şekilde kendi mücadelelerini sürdüren karakterler. Bunu bilerek böyle resmetmek istedim. Çünkü şöyle bir algı oluyor: Sanki Kaf Dağı'nın ardında birtakım kötü insanlar var ve bunların kötü olduğu hemen anlaşılıyor ve o insanlar bu suçları işliyorlar. Kendi hayatımızda böyle bir şey yaşanmıyor gibi. Hayır, bu gerçekten çok gri bir alan, tacizin nerede başlayıp nerede bittiğini, gündelik hayatta bu insanların kim olduğunu, neyin meşrulaşıp neyin meşrulaşmadığını bilemiyoruz. Bu bilememe hali o kadar maalesef yaygın ki, en sonunda böyle bir konuyu anlatan bir filmin oyuncu seçimi videosunda bile oyuncu, kadını suçlar bir şekilde bağırabiliyor.

Kanada gösteriminde şöyle bir soru aldım: Emre karakteri karşı tarafı anlamaya çalışan daha empatik bir karakter. Biz birçok film izliyoruz Türkiye'de çekilen. Siz böyle birisi hiç olmadığı için hayal ettiğiniz için mi böyle bir karakter koydunuz, yoksa Türkiye'de böyle bir erkek modeli var mı? Ben de dedim ki tabii ki var ama beyaz perdede yok.

Barışkan Ünal: Türk dizilerinin dünyada yoğun izlendiğini düşünürsek bu imaj açısından sıkıntılı bir süreci gösteriyor. Belki bu noktada sektörün nasıl bir imaj kuruyoruz diye biraz düşünmeye ihtiyacı var.

Belkıs Bayrak: Ben yönetmen olarak buradaki kadın ve erkeğe dair algımı ve beklentimi olabildiğince yansıtmaya çalışıyorum zor olsa da aynı özenin tüm meslektaşlardan gelmesi durumunda dediğiniz olabilir. Yani birden fazla model olsun ve bunlar üzerine tartışalım ama dominant, daha ataerkil bir erkek algısı. Siz böyle bir film çekmek istediğinizde, Aa böyle birisi mi var?... Hayır böyle birisi var, benim yakın çevrem böyle, ailem böyle, benim çevremde böyle nezaketli bir sürü insan var. Sadece bunun perdeye ne kadar yansıyıp yansımadığı sorun.

- (Kadınların sınırları) Nasıl ihlal ediliyor, bunun görünür olmasını istedim

Barışkan Ünal: Gülizar'da taciz sonrası süreci ana karakterin sorunu dışa vurmasından çok içine dönmesiyle sessizlikle izledik.

Belkıs Bayrak: Kesinlikle bilinçli olarak tercih ettim. Bir yönetmen olarak da risk aldım. Çünkü oyuncunuzun sessiz olması, post-travma sürecinde yönetmen olarak sizin elinizdeki en güçlü enstrümanlardan birini alıyor ama Ecem Uzun'un muazzam oyunculuğuyla sessizliği doldurma biçimi yine çok konuşkan bir boyuta dönüştü. Taciz sonrasında konuşamama hali aslında çok genel bir hal. Günümüzde Ben de (Me Too) hareketi ve diğer bütün hareketler aslında kadınları bu konuyla ilgili konuşmaya teşvik ediyor. Ben Gülizar'ı bu filmde anlatırken, tacize uğramış bir kadının toplum içerisinde konuşmama hali varsa eğer, biz bu kadınları fark edebiliyor muyuz, bu kadınların suskunluğu nasıl bir suskunluk oluyor, aslında kameramı biraz orada tutmak istedim. Sadece Gülizar'ın içinde yaşadığı değil de konuşamama hali tam olarak neden kaynaklanıyor, hangi etkenler kadınların kolayca konuşmasını engelliyor? Çünkü buna maruz kalan kadınların hepsi gayet aklı başında, konuşkan insanlar. Gülizar’ın buradaki farkı bilmediği, dilini bilmediği başka bir ülkede yaşanması durumunda bu konuşamamanın daha da belirgin hale gelmesi.

Barışkan Ünal: O zaman Gülizar'da karakterin iç dünyasından çok topluma yönelik Bu kadınlar neden sessiz ya da sessizleşiyoru sorgulatma daha çok ön plana çıkıyor.

Belkıs Bayrak: Aynen, çünkü o suskunluğun nedenini anlamadığımız müddetçe bu sorunun cevabını bulamayacağız ve bu sorunun cevabı kadınların kendisinde değil.

Barışkan Ünal: Film biraz sınırlarla ilgili gibi. Türkiye-Kosova, iki ülke, sınır. Kadına taciz, kadının bedeninin sınırı. Düğün, ailenin evliliğe karışma sınırı. Hep sınırlar ve sınır ihlalleri var.

Belkıs Bayrak: Çok güzel bir yerden yaklaştınız. Bu konu üzerine çünkü özellikle konuşmak istiyorum. Şimdi İngilizcede borders ve boundaries diye yorumladılar ama Türkçede muhtemelen tek sınırlar kelimesine tekabül ediyor. Sınırların bütün biçimleri ve aslında günlük hayatta hiç farkında olmadan kadınların bu alanları nasıl ihlal ediliyor, bunun birazcık görünür olmasını istedim. Burada tabii cinsel taciz, bunun en sert ve en görünür olanı ama onun dışında bir kadının hayaline göre yaşayacağı düzeni dizayn etmesinden tutun, salatada sirkeyi sevip sevmemesinden ve daha birçok katmana kadar aslında hep bu sınırlar, bunların ihlali ve biz bunu ne kadar farkındayız ve değiliz. Bu, filmin içerisinde katman katman. Bazı izleyiciler çok net hissedip rahatsız oldu. Şöyle bir küçük anekdot da paylaşayım: Mutfakta bile kadınların kendilerine ait bir alanları ve bir rekabetleri var. Alev Alatlı'nın kadının en büyük iktidar alanıdır, mutfağımdan vazgeçmem dediği kadar sahiplendiği bir alan. Çekim sırasında film ekibimizdeki erkek bir meslektaşım, Bizi bu şekilde bilinçlendirmeni istemiyoruz çünkü biz şöyle zannediyoruz: Bir grup kadın gidiyorlar, mutlu mutlu yemek pişiriyorlar ve çıkıyorlar. Mekanlara da biraz böyle yaklaştık.

- Gülizar'ın dünyadaki festivallerde ilgi görmesi tacizi farklı yerden anlatması

Barışkan Ünal: Filminizde taciz sahnesinde male gaze (eril bakış) yoktu. Bazen Türk filmlerinde, dizilerinde bunun çok ihlal edildiğini görüyoruz. Siz bundan uzak duran bir yönetmen olarak tacizin daha teşhir unsuruna dönüştürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belkıs Bayrak: Tacizin kendisini sinemada, beyaz perdede buna dönüştürmek zaten kendi içinde bir ihlal oluyor. O zaman biz mesleğimizle ilgili kendi sorumluluğumuzda bunun bir parçası olmayarak bir taraf tutmuş oluyoruz. Bu sahnenin tasarımı o yüzden benim için başından beri çok belliydi. Ben sadece orada fiziksel olarak ne yaşandığı değil, çünkü bunun sınırı yok. Aslında birisinin sizin rızanızı almadan sergilediği her türlü davranışın adı tacizdir. Ondan ötesiyle zaten ilgilenilmemesi gerekir. Filmin kamerası da bunu söylüyor: Ne olursa olsun orada bir psikolojik travma yaşandı ve bu gördüğünüz şeyle ilgili değil, o deneyimin kendisiyle ilgili. O yüzden sahnede ses deneyimi ve kameranın daha parçalı olması -iki farklı kamerayla çalıştık-, bütün bunlar bu konunun hassasiyetiyle ilgili. Çünkü hayata da böyle bakılması gerekiyor. Bütün mesele bir alan ihlali yaşandı mı, yaşanmadı mı? İşte bu da birazcık o alanları bilmekle, onlara sahip çıkmakla başlıyor.

Barışkan Ünal: Hazır konu açılmışken beni uzun süredir rahatsız eden bir durum var. Bir örnekle yıllar önce Fatmagül'ün Suçu Ne? dizisinde tecavüz sahnesi vardı. YouTube'u açıp baktığınızda sadece o sahnenin yer aldığı videolar var ve milyonlarca kez izlenmiş. Tacizi, tecavüzü bir teşhir malzemesi haline getirdiğinizde ona dikkat çekilmiş olmuyor tam aksine o eylem meşrulaştırılmış, hatta ilgi çekici bir malzemeye, nesneye dönüştürülmüş oluyor.

Belkıs Bayrak: Kesinlikle öyle. Burada görüntünün ve tacizin şiddetinin bir mesuliyeti var. O mesuliyete dikkat ettiğinizde görüntünüz bulanık oluyor, sesiniz dağınık oluyor, orada ne olduğu muğlaklaşmış oluyor ama diğer bahsettiğiniz örneklerde apaçık haliyle oluyor. Sinema bir kere zaten saklama sanatı, sinemanın kendisine ters bir biçim. Ama bunun dünyada tercih edildiğini biliyorum. Gülizar'ın gözlemlerin sonunda dünyada bu kadar festivallerde ilgi görmesi de bahsettiğiniz tercihten kaynaklandı, tacizi böyle bir yerden anlatabilmek ve bütün o psikolojik etkisini film boyunca taşıyabilmek. Zaten bunu yapmayacaksak bu filmi yapmanın bir anlamı kalmıyor.

- Kostüm tasarımıyla ödül

Belkıs Bayrak: Gülizar'ın kostüm arama sürecinde dört veya beş kez birileri dahil oldu, projeyi okudu. Toplantı aşamasında dijital iş geldi gitti, dijital iş geldi gitti ve bu böyle sete yakın bir zamana kadar böyle devam etti. Ama sonra Yağmur Ergül dahil oldu. Çok kısa sürede çok güzel bir iş çıkardı. Ondan da özellikle bahsetmek istiyorum. Çünkü Antalya'da aldığımız ödüllerden biri aslında Cahide Sonku Ödülü. Filmlerdeki bir kadın çalışana verilen bir ödül. Normalde kostüm bir ödül kategorisi değil. Fakat filmin kostüm tasarımı o kadar başarılı bulunmuş ki, bu ödül filmimizin kostüm tasarımcısına verildi. O yüzden o bizim için çok kıymetlidir. Yapım tasarımcımız Meral Aktan ve görüntü yönetmenimiz Kürşat Üresin'in, isimlerini özellikle zikretmek isterim. Filmin eril ve dişil mekanlarını ayırıp kostümleri de bunun içine dahil edip tamamen Gülizar'ın psikolojisine göre aslında tasarladılar. Gülizar odasında kaldığında, binalar arasında, karakolda yürüdüğünde ne hisseder, bütün buralarda arkada bir ekip inanılmaz titizlikle duvarın renginden, ışığın tonuna, kostümün, kumaşın rengine, aksesuarlara kadar incelikle çalıştılar.

- (Gülizar) Dünyadaki gördüğü karşılığı Türkiye'de bence görmedi

Barışkan Ünal: Filminiz birçok festivalde gösterildi, ödüller de aldınız. Siz kendiniz de daha önce festivallerde görev aldınız. Festivallerde Gülizara ilgi nasıldı, yurt içiyle yurt dışında filme dair bakışlar, gözlemler, eleştiriler açısından farklılıklar var mıydı?

Belkıs Bayrak: Keskin bir ayrım vardı. Çünkü biz sonuçta kendi yakınımızdakine bir yargıyla, bir bilgi bagajıyla bakıyoruz. Aynı film, örnek veriyorum Avrupalı ya da Asyalı bir yönetmenin çekmiş olduğu bir film olsa ve Türkiye'de izlense başka bir etki gelir. Bunu da doğal karşılıyorum. Bu refleksi de anlayabiliyorum. Uluslararası festivallerde filmin, yönetmen ve yaratıcı ekibin niyetiyle ilgili bütün çabaların çok net anlaşıldığına, filmin hem izleyici hem endüstri profesyonelleri hem sinema eleştirmenlerinde karşılık bulduğuna şahit olduk. Bu bizim için çok kıymetliydi. Türkiye'de bu ölçekte bir karşılık buldu mu derseniz, hayır. İzleyici anlamında tabii ki buldu, o konuda çok mutlu oldum. Festivallerdeki karşılığı çok güzeldi ama sinema eleştirmenliği anlamında, filme bakış anlamında dünyadaki gördüğü karşılığı Türkiye'de bence görmedi.

Barışkan Ünal: Yargı derken, biraz daha açma şansınız var mı?

Belkıs Bayrak: Kendi üzerime çok konuşmak istemem ama kendimi merkeze aldığımda bence birden fazla yargı çağrışabilir. Bunun nedenlerini anlayabiliyorum. Şuna bile denk geldiğim oldu, bir röportajda soru olarak gelmişti: Dünyanın gözdesi olan böyle bir konuyu seçmeniz başarılarınızda etkili oldu mu? Bu benim gerçekten anlamak isteyeceğim bir soru değil. Sonra kendilerine de ilettim bu sorunun kendisinde kötü niyet var, cevaplamamayı tercih ediyorum diye. Biraz daha burada galiba matematikle bakılıyor bazı şeylere ya da bir film festivale gittiyse kesin bir hesapla ve kitapla yapılmıştır ve o hesap kitap tutmuştur da film yolculuğu güzel olmuştur gibi bakılıyor. Halbuki hiç öyle değil. Yani bu yolculuğu yaşayan bütün meslektaşlarım o sancılı süreci iyi bilirler. Beş yıl sürdü Gülizarın yapımı. Film bittikten sonra gerçekten festivallere gönderiyorsunuz ve sadece bekliyorsunuz. Çünkü oradaki seçicilerin filmle kuracağı ilişkiyi sizin ölçme, biçme, tahmin etme imkanınız gerçekten olmuyor. O yüzden o emeğin kendisini yok saymak, benim çok hoşuma gitmeyen bir durum oldu.

İkincisi, bence film eleştirmenliği konusunda zaten genel olarak çok iyi metinlerimiz, yazılarımız yok. Beğendiğim filmlere dair dünyada yazılanlar ve Türkiye'de yazılanlar olarak baktığımda, Böyle de bir film varmış, böyle güzel olmuş, böyle de bir oyunculuk varmış gibi, sanki filmin onun dışında bir katmanı, bir dünyası yokmuşçasına yazıldığında, tamam olumlu bir şey yazılıyor ama siz tabii ki o uzmanlık alanında başka şeylerden de bahsedilsin istiyorsunuz.

Barışkan Ünal: Daha derinlikli bakılsın.

Belkıs Bayrak: Evet öyle, çünkü arkada öyle bir çaba var, bir ekip çabası var ve bu çabanın dünyanın başka yerlerinde çok güzel karşılandığını da gördüğüm için mukayese yapabiliyorum.

- Türkiye-Kosova ortaklığının olduğu ilk film Gülizar

Seyirci sorusu: Neden Kosova'yı seçtiniz ikinci bir ülke olarak?

Belkıs Bayrak: 2019 yılında film henüz proje aşamasındayken, festivallerin biz endüstri bölümlerine gidip pitching sunum dedikleri sunumları yapıyoruz. O zaman proje Kosova'da bir festivale seçilmişti fakat Avrupa ve Türkiye arasında geçiyordu. Ben Kosova'ya gittiğimde Kosova'nın dokusundan, otantik halinden çok etkilenmiştim. Yollarına bakıp Bu yollarda bir şey çekmek ne kadar güzel olurdu diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Sonra orada film En İyi Proje ödülünü aldı. Bir de kalbi bir bağ da kurduğumu hissettim. Hatta geçenlerde buldum, Kosova evim tarzı yazan bir anahtarlık almışım ama onu alırken muhtemelen bu kadar çok yolumun oraya düşeceğinden ben de bihaberdim. Sonrasında filmin çekimlerini nerede, nasıl yapabiliriz şeklinde düşünürken Kosova ile ilgili notlarım aklıma geldi. Oradaki bir yapımcı arkadaşımla konuştum. O da Artık iki ülke arasında ortaklık olabiliyor, istersen deneyelim dedi. Başvuru yaptık ve Türkiye-Kosova ortaklığının olduğu ilk film Gülizar oldu. Oradaki devlet fonundan destek alınca hem çekimleri orada yaptık hem de orada bir ödülümüz olduğu için filmin post-prodüksiyon aşamasını yaptık ve gerçekten Kosova ve Türkiye ekibi iç içe bir film üretmiş olduk. Aslında benim şahsi olarak hiçbir bağım yoktu ama gerçekten Kosova'yı çok severim.

- Yeni proje yolda

Barışkan Ünal: Yeni bir proje hazırlığı var mı?

Belkıs Bayrak: İsmi Parlaktan Daha Parlak Bir Söz. Bir karşılaştırmalı edebiyat mezunu, Osman isminde bir öğretmenin askerlikte yaşadığı bir travmatik bir olay, çok yakın bir üstünü kaybetmesi ve ona dair bir suç üstlenmesini anlatıyor.

Barışkan Ünal: İlk filminizden çok farklı bir konu gibi hissettim. Bu noktada sinemada yoğunlaşmak istediğiniz belirli temalar mı var yoksa her filmde yeni bir deneme süreci şeklinde mi ilerlemek istiyorsunuz?

Belkıs Bayrak: Bence biz ne kadar farklılaşmaya çalışsak da belli paternler her filmde bizimle birlikte ilerler gibi tahmin ediyorum. Önceki iki kısa filmim, Gülizar, şimdi çalıştığım diğer projelerime baktığımda ben karakter hikayelerini seviyorum ve ilişkiler üzerine. Özellikle yaşadığım yerde inşa ettiğimiz ilişkiler, bu ilişkilerin üzerine konuşamama hallerimiz üzerine film yapmayı seviyorum. O yüzden nasıl düğün bir kadının hayatında böyle önemli bir kırılmaya denk gelebiliyorsa bence askerlik de öyle. Ama bu sadece fiziki olarak askere gidip gelmenin dışında, bu sürecin toplamında yaşanılan psikolojik süreç ne oluyor, neler yaşanıyor, dönüldüğündeki hayat nasıl oluyor, biraz bunun üzerine. Yine kahramanın o psikolojisi, travmaları üzerine odaklanacağım.

Barışkan Ünal: Film senaryo aşamasında mı çekim aşamasında mı?

Belkıs Bayrak: Senaryosunu yazdım ama tabii o yazma hep devam edecek. Şu anda çekime hazırlık yapabilme, fon arama, belli ortaklıklar inşa etme sürecindeyiz.

Seyirci sorusu: İkinci filminizde yine bir karakter üzerinden gitmek istediğinizi söylediniz ama karakter hikayelerinin dışında yapmak isteseniz ne tarz bir film yapmak istersiniz? Ben de biyografi filmlerini daha çok seviyorum diğer filmlere nazaran ama siz yapmak isteseniz başka hangi temada bir film yapmak istersiniz?

Belkıs Bayrak: Şimdi bir tanesini söylemiş oldunuz. Çok ayrıksı bir şey olmayacak ama kendim kurmaca karakter yazmadığım zaman da biyografik film çekmeyi çok isterdim. Ama günümüzdeki tarz, izlediğimiz, bağımsız sinemada izlediğimiz biyografik hikayeler. Yani çok bildiğimiz bir karakterin aslında yanındaki kişinin neler yaşadığını merkeze alan. Biraz dünya buna evrildi. Bizde henüz o başlamadı ama umarım yakın zamanda bu tarz biyografik filmler de izleriz. Bir de uyarlama çekmeyi çok isterim ama bir eser henüz aklımda yok. Sadece böyle küçük notlar alıyorum.

Barışkan Ünal: Yeni filminizi ne zaman vizyonda görebiliriz?

Belkıs Bayrak: Muhtemelen 2027 yılında festival yolculuğuna çıkmasını ümit ediyoruz.

(Sürecek)

Barışkan Ünal Belkıs Bayrak Gülizar sinema atölyesi Türk Sineması