
Ankara Haberleri - Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, Brüksel'deki AB Savunma Bakanları Toplantısı gündemini, AB'deki güvenlik tartışmalarını ve toplantının somut çıktılarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Avrupa Birliği (AB) Savunma Bakanları’nın 28 Eylül 2026’da Brüksel’de gerçekleştirdiği toplantıda, Avrupa’nın güvenlik gündeminde Rusya-Ukrayna savaşı, Rusya kaynaklı hibrit tehditler ve Avrupa’nın savunma kapasitesindeki açıkları tespit etme ve güçlendirme ihtiyacı ön plana çıkmıştır. Toplantıda ayrıca Ukrayna’nın savunma ihtiyaçları, Avrupa’nın ortak savunma kapasitesinin geliştirilmesi ve yeni güvenlik tehditlerine karşı AB düzeyinde daha etkin bir yanıt mekanizmasının oluşturulmasına ilişkin başlıklar ele alınmıştır. Bu çerçevede toplantı, Avrupa’nın hem mevcut savunma kapasitesini güçlendirme hem de güvenliğini doğrudan etkileyen Ukrayna savaşının geleceğine ilişkin süreçte daha etkin bir rol üstlenme arayışını ortaya koyuyor.
Rusya-Ukrayna savaşında etki arayışı
Son dönemde Ukrayna savaşı konusunda Rusya ile temaslarda Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) daha belirgin bir muhatap haline geldiği görülüyor. Savaşın sona erdirilmesine ilişkin diplomatik girişimlerin önemli bölümünün Washington-Moskova hattında şekillenmesi, Avrupa açısından yalnızca diplomatik temsil meselesi değildir. Ukrayna savaşı, doğrudan Avrupa güvenlik mimarisini ve AB üyesi ülkelerin güvenliğini etkileyen bir savaş niteliğindedir. Buna rağmen savaşın geleceğine ilişkin temel temaslarda Avrupa ülkelerinin sınırlı bir konumda kalması, kendi güvenlik çıkarlarının belirlendiği bir süreçte AB’nin yeterince etkili olamamasına yol açıyor. Bu nedenle Avrupa’nın Ukrayna konusunda daha doğrudan bir aktör ve muhatap olma arayışı, 28 Eylül toplantısının değerlendirilmesinde önemli bir çerçeve sunuyor.
Bu durum, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ile Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov arasında New York’ta gerçekleştirilen görüşmeyle birlikte değerlendirildiğinde daha belirgin hale geliyor. Almanya’nın talebi üzerine yapılan görüşme, Almanya’nın Leipzig-Halle Havalimanı’nda yaşanan ve Almanya’nın Rusya ile bağlantılı olduğunu değerlendirdiği dron saldırısı sonrası bir dönemde gerçekleşti. Wadephul’a Rusya ile müzakere yürütülüp yürütülmediği sorulduğunda, “dostlarla müzakere edilmez, düşmanla müzakere edilir” şeklinde bir yaklaşım ortaya koydu. Bu nedenle görüşmelerde somut bir sonuca ulaşılmasından ziyade, Almanya’nın gerilimin yükseldiği bir ortamda dahi Rusya ile doğrudan temas ve diyalog kanalını açık tutması önem taşıyor.
AB’de güvenlik tartışmaları
28 Eylül toplantısı öncesinde AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Avrupa’nın savunma yatırımlarının arttığını ancak savunma kapasitesinde hala “büyük açıklar” bulunduğunu belirtti. Üye ülkelerin Gayri Safi Yurt İçi Hasılası'nın (GSYH) ortalama yüzde 2,2’sini savunmaya ayırdığını ifade eden Kallas, artık temel meselenin yatırımların somut kapasite açıklarını nasıl kapatacağı olduğunu vurguladı.
Toplantı sonrası yapılan açıklamalara baktığımızda, AB’nin savunma kapasitesini güçlendirme arayışının yanında, yeni bir güvenlik mekanizması oluşturulmasına ilişkin tartışmanın henüz sonuçlanmadığı görülüyor. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in önerdiği “Acil Durum Güvenlik Protokolü” konusunda toplantıdan somut bir karar çıkmadı. Kallas, toplantının bu konudaki ilk ve oldukça erken aşamadaki bir görüş alışverişi olduğunu, üye devletlerin tamamının görüş bildirmediğini ve mevcut aşamada bir çoğunluktan söz edilemeyeceğini belirtti. Bazı ülkeler silahlı saldırı eşiğinin altında kalan güvenlik krizlerine yönelik böyle bir mekanizmayı desteklerken birçok ülke ise mekanizmanın nasıl işleyeceğine ilişkin daha somut açıklamalar bekliyor. Kallas, bu nedenle görüşmelerin üye devletlerle farklı düzeylerde, özellikle büyükelçiler ve mevcut AB formatları üzerinden sürdürüleceğini ifade etti.
Dolayısıyla toplantıdan bu konuda nihai bir karar çıkmadı. Önerilen mekanizma, AB Antlaşması’nın 42. maddesinin 7. fıkrasında düzenlenen, silahlı saldırı kapsamında değerlendirilen sabotaj, siber saldırılar ve dezenformasyon gibi güvenlik krizlerine Avrupa cephesinden ortak bir yanıt verilmesini amaçlıyor.
Mekanizmaya ilişkin tartışmalarda öne çıkan temel çekincelerden biri, NATO ile mükerrerlik ve paralel bir güvenlik yapısının ortaya çıkması ihtimalidir. Kaja Kallas, birçok üye ülkenin mekanizmanın NATO ile kesin biçimde tamamlayıcı nitelikte olması ve mevcut NATO yapılarının yanında yeni bir yapı oluşturmaması gerektiğini vurguladığını belirtti. Bu nedenle tartışma, yalnızca yeni bir AB mekanizmasına ihtiyaç olup olmadığıyla değil, böyle bir mekanizmanın NATO’nun mevcut güvenlik mimarisiyle nasıl uyumlu hale getirileceği ve tamamlayıcı biçimde çalışacağıyla da ilgilidir. Kallas’ın NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bu konuda temasların sürdüğünü belirtmesi de bu çekincenin mekanizmanın tasarımında önemli bir unsur olduğunu gösterir niteliktedir.
Güvenlik tartışmasının arka planında Rusya kaynaklı hibrit tehditler de bulunuyor. Kallas, istihbarat verilerinin; Rusya’nın daha fazla sabotaj eylemi planladığı, Avrupa toplumlarını bölerek ve korkutarak Ukrayna’ya verilen desteği zayıflatmaya çalıştığı ve Avrupa demokrasilerine yönelik saldırılar planladığını doğrular nitelikte olduğunu belirtti. Kallas ayrıca Ukrayna’nın yeniden yoğun saldırılara maruz kaldığını ve özellikle hava savunma sistemlerine acil ihtiyaç bulunduğunu ifade etti.
Somut çıktılar: 5 ortak proje
Toplantının bu alandaki somut çıktılarından biri ise 5 ortak savunma projesinin onaylanmasıdır. Bunlar; "Avrupa İHA ve İHA Karşıtı Sistemler Girişimi", "Entegre Deniz ve Deniz Tabanı Savunması" projesi, "SPACE" projesi, "AB Federatif Entegre Hava ve Füze Savunması" ile "Doğu Kanadı Gözetimi" projesi olarak sıralanabilir. Projelerin Avrupa Savunma Sanayisi Programı (EDIP) kapsamında finansman almaya uygun hale getirilmesi, Avrupa’nın savunma kapasitesindeki açıkları ortak projeler üzerinden kapatma arayışını somutlaştırıyor.
Bu çerçevede 28 Eylül toplantısından iki farklı sonuç çıkmaktadır. Birincisi, Avrupa’nın savunma kapasitesini geliştirmeye yönelik 5 ortak proje konusunda somut ilerleme sağlanmıştır. İkincisi ise Avrupa’nın yeni bir güvenlik mekanizması oluşturması konusunda henüz ortak bir karar bulunmamaktadır. Dolayısıyla AB, bir taraftan savunma kapasitesini somut projelerle güçlendirmeye çalışırken diğer taraftan bu kapasitenin hangi güvenlik krizlerinde ve hangi siyasi mekanizma üzerinden kullanılacağı konusunda görüş ayrılıklarını gidermeye çalışıyor.
Sonuç olarak toplantı, Avrupa’nın yalnızca savunma kapasitesini artırma ihtiyacını değil, Ukrayna savaşının geleceğine ilişkin diplomatik süreçte daha doğrudan bir aktör olma arayışını da ortaya koyuyor. Rusya-ABD hattındaki temasların öne çıktığı bir dönemde Avrupa’nın kendi güvenliğini doğrudan etkileyen bir savaşın geleceği konusunda söz sahibi olma isteği, bu arayışın temel unsurlarından biri olarak değerlendirilebilir.
[Prof. Dr. Mustafa Nail Alkan, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi'nde Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Muhabir: Hatice Karahan



