
Ankara Haberleri - GÜLSELİ KENARLI - Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çiler Dursun, iklim iletişiminin yalnızca bilimsel bilgilerin topluma aktarılmasıyla sınırlı olmadığını, iklim haberciliğinde iklim adaleti ve çözüm odaklı yaklaşımın öne çıkarılması, vatandaşların korku diliyle yönlendirilmemesi gerektiğini söyledi.
İklim değişikliğinin farklı alanlara etkileri giderek artarken, bu alanda kurulacak iletişim yönteminin önemi de yükseliyor.
Dursun, AA muhabirine iklim iletişiminin iklim değişikliğinin nedenlerini, sonuçlarını, risklerini ve çözüm yollarını ele alan, bu süreçte sorumluluğu bulunan aktörleri ve kurumları da inceleyen kapsamlı bir çalışma alanı olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Dursun "İklim iletişimi, yalnızca iklim değişikliğine ilişkin bilimsel bilgilerin halka aktarılması değil, toplumun bu krizi nasıl anlamlandırdığını ve çözüm politikalarının oluşumuna nasıl katıldığını da kapsayan bir süreç" değerlendirmesinde bulundu.
Dursun, iklim değişikliğinin etkilerinin insanların gündelik yaşamında daha görünür hale geldiğine dikkati çekerek, toplumun krizin nedenlerini ve bu sonuçlara yol açan aktörleri bilme, çözüm talep etme ve politika oluşturma süreçlerine katılma hakkı bulunduğunu dile getirdi.
İklim iletişiminin daha karmaşık ve katılımcı bir sürece dönüştüğünün altını çizen Dursun, "Toplumun yalnızca iklim değişikliğinin etkileri konusunda bilgilendirilmesi yeterli değil. Bu bilgiyi politika değişikliği talebine dönüştürebileceği kanalların da açık tutulması gerekiyor." diye konuştu.
İklim haberciliğinin dili
Dursun, iklim haberciliğinde bilimsel doğruluk önemini vurgulayarak, "İklim haberlerinde iklim adaleti ve çözüm haberciliği de temel ilkeler olmalı. Vatandaşlara gündelik yaşam pratikleri üzerinden iklim krizinin sorumlusuymuş gibi yaklaşılmasını ve davranışlarının korku üzerinden yönlendirilmesini doğru bulmuyoruz." değerlendirmesini yaptı.
İklim krizine en az katkıda bulunan toplum kesimlerinin ve ülkelerin çoğu zaman etkilerinden daha fazla zarar gördüğüne işaret eden Dursun, büyük şirketlerin ve kamusal aktörlerin sorumluluklarının görünür kılınması gerektiğini söyledi.
Bir iklim olayının yalnızca meteorolojik veya doğal nedenlerle açıklanmaması gerektiğine dikkati çeken Dursun, ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğinin altını çizdi.
Dursun, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Örneğin bir sel meydana geldiğinde bunun yalnızca aşırı yağıştan kaynaklanmadığını, yanlış planlama, yapılaşma ve yerleşim politikalarının da etkili olabileceğini anlatmak gerekiyor. Gazetecilerin bu karmaşık nedenleri olabildiğince yalınlaştırarak okura aktarması önemli. Ayrıca iklim değişikliğinin sonuçlarına maruz kalan yerel halkların sesleri daha görünür kılınmalı."
"Çözüm haberciliği de sorunların takibini yapmalı"
Dursun, iklim haberciliğinde çözüm odaklı yaklaşımın da önem taşıdığını, gazetecilerin yalnızca sorunları aktarmakla yetinmemesi gerektiğini anlattı.
Bir bölgede yaşanan sel felaketinin ardından benzer olayların tekrar yaşanmaması için hangi önlemlerin alınacağını, bu çözümleri kimlerin geliştireceğini, ne kadar kaynak ayrılacağını ve uygulamaların hangi takvimde hayata geçirileceğini takip etmenin çözüm haberciliğinin parçası olduğunu vurgulayan Dursun, bu yaklaşımın toplumda çözüm üretme motivasyonunu da güçlendireceğini aktardı.
Dursun, "İklim krizinin küresel bir sorun olarak sunulması zaman zaman insanların yaşamından uzak bir mesele gibi algılanabiliyor. Kutuplardaki buzulların erimesi veya sera gazı emisyonlarının sonuçlarının yerel yaşam koşulları ve ekolojik dengelerle ilişkilendirilerek anlatılması gerekir." dedi.
Dursun, şirketlerin ve hükümetlerin iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında ortaya koydukları iddiaların da gazeteciler tarafından denetlenmesi gerektiğini belirterek, yeşil aklama faaliyetlerinin kanıtlar üzerinden araştırılması ve kurumların hesap verebilir hale getirilmesinin önemini vurguladı.
COP31 Akdeniz’deki sorunları görünür kılmak için fırsat
Türkiye'nin ev sahipliğinde Antalya'da 9-20 Kasım'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı'nın (COP31) Akdeniz coğrafyasının iklim değişikliği kaynaklı sorunlarını uluslararası gündeme taşımak açısından önemli bir fırsat olduğunun altını çizen Dursun, "Uzun bir aradan sonra kapsamlı ve çok katılımlı bir iklim konferansı gerçekleşecek. Zirve yeni iklim taahhütlerinden ziyade daha önce açıklanan taahhütlerin somut uygulamalara dönüştürülmesini hızlandıracak çerçevelerin oluşturulması bakımından önem taşıyor." şeklinde konuştu.
Dursun, emisyon azaltımı, iklim finansmanı, fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilir enerji politikalarının COP31 gündeminde somut uygulamalar çerçevesinde ele alınmasını beklediklerini dile getirdi.
Gelişmiş ülkelerin iklim krizine tarihsel olarak daha fazla katkıda bulunduğunu, bu nedenle gelişmekte olan ülkelerin krizle mücadelesine finansman desteği sağlamaları gerektiğine dikkati çeken Dursun, COP31'in ülkelerin iklim politikaları konusunda hesap verebilirliğini artıracak bir zemin oluşturabileceğini sözlerine ekledi.



