İngiltere’de AB’ye dönüş tartışması yeniden alevlendi

Dünya Haberleri — Andy Burnham’ın gündeme getirdiği yeniden üyelik ihtimaline karşın uzmanlar kısa vadede sektörel yakınlaşmayı daha olası görüyor; dönüş için siyasi irade, kamuoyu desteği ve üyelik koşullarında anlaşma şart.

İngiltere’de AB’ye dönüş tartışması yeniden alevlendi
İngiltere’de AB’ye dönüş tartışması yeniden alevlendi

Dünya Haber — quot;Brexit'ten Breturn'e" başlıklı dosya haberinin ilk bölümünde, İngiltere'nin AB üyeliğinden Brexit'e uzanan süreç, ayrılık sonrasında ilişkilerin seyri ve yeniden üyelik tartışmaları uzman görüşleriyle ele alındı.

İngiltere'nin Avrupa bütünleşmesiyle ilişkisi, üyelik öncesinden itibaren egemenlik, ekonomik çıkarlar ve siyasi yönelim tartışmaları etrafında şekillendi. Londra, 1960'lardaki girişimlerinin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından engellenmesinin ardından Başbakan Edward Heath döneminde 1 Ocak 1973'te İrlanda ve Danimarka ile Avrupa Ekonomik Topluluğuna katıldı.

Üyelik tartışmaları bununla sona ermedi. İşçi Partili Başbakan Harold Wilson'ın üyelik koşullarını yeniden müzakere etmesinin ardından 1975'te düzenlenen referandumda seçmenlerin yüzde 67,2'si toplulukta kalmayı destekledi.

İngiltere, sonraki yıllarda tek pazarın gelişmesinde etkili olurken Avrupa bütünleşmesinin bazı alanlarına mesafeli kaldı. Ulusal egemenlik, bütçe katkıları ve serbest dolaşım tartışmaları, AB ile ilişkilerin İngiliz siyasetindeki ayrıştırıcı başlıkları arasında yer aldı.

Referandumdan ayrılığa uzanan süreç

Dönemin Başbakanı David Cameron, 2013'te Muhafazakarların yeniden iktidara gelmesi halinde AB ile reform müzakerelerinin ardından üyelik referandumu düzenleme sözü verdi. Yetkilerin Brüksel’den ulusal düzeye aktarılması, düzenlemelerin azaltılması ve serbest dolaşımın etkileri, gündemdeki konular arasındaydı.

Ayrılma kampanyası, sınırlar, yasalar ve kamu kaynakları üzerinde "kontrolü geri alma" söylemine dayanırken, üyelik yanlıları ekonomik kayıplar ve uluslararası etkinliğin azalması konusunda uyardı.

23 Haziran 2016'daki referandumda seçmenlerin yüzde 51,9'u ayrılma, yüzde 48,1'i kalma yönünde oy kullandı. Sonuç, İngiltere'nin yanı sıra Avrupa bütünleşmesi açısından da tarihi bir kırılma oluşturdu.

AB liderleri, karardan üzüntü duyduklarını ancak seçmenlerin iradesine saygı gösterdiklerini açıkladı.

Londra, 29 Mart 2017'de ayrılma niyetini resmen bildirdi. Uzun müzakereler ve İngiliz siyasetindeki anlaşmazlıkların ardından ülke, 31 Ocak 2020'de AB'den ayrıldı.

Ayrılık sonrasında ilişkiler yeniden kuruldu

Taraflar, Aralık 2020'de Ticaret ve İşbirliği Anlaşması üzerinde uzlaştı. Ocak 2021'de geçici uygulanmaya başlayan anlaşma; ticaret, ulaştırma, balıkçılık ve güvenlik dahil çeşitli alanlarda yeni ilişkinin temelini oluşturdu.

2024'te göreve gelen İşçi Partisi hükümeti, ilişkileri yeniden canlandırma süreci başlattı. Londra’da 19 Mayıs 2025'te yapılan, ayrılık sonrasındaki ilk AB-İngiltere zirvesinde stratejik ortaklık ile güvenlik ve savunma ortaklığı üzerinde uzlaşıldı.

Ukrayna'daki savaşın ortaya çıkardığı güvenlik ihtiyaçları ve ekonomik ilişkilerdeki engelleri azaltma arayışı, yakınlaşmanın başlıca gerekçeleri arasında öne çıktı. Gıda ve tarım standartları, emisyon ticaret sistemlerinin bağlantılandırılması, enerji ve gençlerin hareketliliği müzakerelerin gündemine girdi.

Aralık 2025'te İngiltere’nin Erasmus+ programına katılım koşullarında anlaşma sağlandığı duyuruldu. İkinci AB-İngiltere zirvesinin ise 20 Kasım 2026’da Brüksel’de yapılacağı açıklandı.

Burnham, uzun vadeli seçenekleri tartışmaya açtı

Temmuzda başbakanlık görevini üstlenen Burnham'ın 29 Eylül'deki İşçi Partisi konferansında yaptığı konuşma, tartışmayı yeni aşamaya taşıdı.

Burnham, "Brexit'in faydasından çok zararı oldu." diyerek Avrupa ile uzun vadeli ilişki seçeneklerini kamuoyuna sunacağını ve bunlardan biri etrafında uzlaşı arayacağını bildirdi.

Ertesi günkü açıklamalarında gümrük birliği, tek pazara katılım ve yeniden üyeliğe kadar uzanan seçeneklere işaret eden Burnham, hemen referandum düzenlenmesini ise uygun görmediğini belirtti.

Burnham, 12 Ekim'de de Rusya'nın 2016'daki Brexit referandumuna müdahale ettiğini belirterek, ayrılık kararının alındığı sürece ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Başbakan, 28 Ekim'de parlamentodaki Başbakana Sorular oturumunda ise Brexit anlaşmasının ekonomik büyüme ve göç kontrolü açısından beklentileri karşılamadığını söyledi. Ancak yeniden üyelik referandumuna ilişkin sorular karşısında AB’ye, gümrük birliğine ve serbest dolaşıma dönüşü dışlayan İşçi Partisi manifestosuna işaret etti.

"Manifestodaki kırmızı çizgilerimiz, seyahat özgürlüğü de dahil olmak üzere bu parlamentonun görev süresi boyunca güçlü şekilde yerini koruyacak." diyen Burnham, kasımdaki İngiltere-AB Zirvesi kapsamında yürütülecek müzakerelerle ülkesi için daha iyi bir anlaşma elde etmeyi hedeflediğini vurguladı.

Böylece Burnham, uzun vadeli seçenekleri tartışmaya açmakla birlikte mevcut parlamento döneminde hükümetin önceliğinin yeniden üyelik değil, AB ile ilişkilerin iyileştirilmesi olduğu mesajını verdi.

AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan üç uzman, yeniden üyeliğin mümkün olduğu konusunda kapıyı açık bırakırken zamanlama ve AB ülkelerinin yaklaşımına ilişkin farklı görüşler dile getirdi.

"İngiltere'nin kısa ve orta vadede AB’ye katılacağını düşünmüyorum"

Wilfried Martens Avrupa Araştırmaları Merkezi Kıdemli Araştırmacısı Eoin Drea, İngiltere'nin AB ile ilişkilerinin geleceğine ilişkin değerlendirmesinde, "İngiltere'nin kısa ve orta vadede AB’ye katılacağını düşünmüyorum. Ancak İngiliz hükümetinin kısa vadede belirli sektörlerde AB ile daha yakın bir ilişki arayışına girmesinin mümkün olduğunu düşünüyorum." dedi.

Tartışmanın neden yeniden gündeme geldiğine ilişkin Drea, şunları söyledi:

"Bunun, yeni İngiltere Başbakanı Andy Burnham'ın son 10 yıldır İngiltere'de kimsenin pek konuşmak istemediği Brexit'le ilgili bütün meseleleri tartışmaya açık olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bir siyasi liderin İngiltere'de ilk kez Brexit'in ülke üzerinde olumsuz ekonomik etkileri olduğunu kamuoyu önünde kabul etmesi söz konusu. Büyük ölçüde İngiliz iş dünyası örgütleri veya özel sektör şirketlerinin etkisiyle geliştiğini düşündüğüm bu farkındalığın, başbakana bu konuları yeniden kamuoyu önünde tartışmaya başlama konusunda güven verdiğini düşünüyorum."

Drea, Brüksel’de Kanada, Avustralya ve İngiltere gibi benzer görüşleri paylaşan ülkelerle işbirliğini artırma konusunda belirgin bir mutabakat bulunduğunu ancak bunun İngiltere açısından somut olarak ne anlama geleceğinin henüz netleşmediğini belirtti.

Ortak üyelik olarak adlandırılan yakınlaşma arayışının her ülke için farklı içerik taşıyabileceğini belirten Drea, İngiltere ile güvenlik ve savunmanın, Avustralya ile ticaretin, Kanada ile ise ticaret ve doğal kaynakların öne çıkabileceğini kaydetti.

İngiltere’nin yeniden katılmak istediğini bildirmesini oldukça düşük ihtimal olarak değerlendiren Drea, böyle bir durumda Fransa’nın yaklaşımının başlıca güçlüklerden biri olabileceğini savundu. Fransa’nın AB ekonomisinin nasıl şekillenmesi gerektiğine ilişkin görüşünün İngiltere’nin serbest piyasaya dayalı Anglo-Sakson modelinden oldukça farklı olduğunu belirten Drea, diğer üye ülkelerden ise çok güçlü destek beklediğini söyledi.

Somut işbirliği alanlarına ilişkin Drea, güvenlik ve savunmada hemen ilerleme sağlanabileceğini, Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik verilmesine yönelik düzenlemeler bakımından da bu işbirliğinin önemli olacağını ifade etti.

Rusya’nın Brexit referandumuna müdahalesine ilişkin tartışmaları da değerlendiren Drea, referandum kampanyası sırasında dahi Rus etkisinin boyutuna ilişkin çok sayıda iddianın gündemde olduğunu hatırlattı.

Drea, “Belirli ölçüde Rus etkisi olduğunu kimsenin reddettiğini düşünmüyorum. Ancak bunun, gerçekleşen oylama sonucunda çok büyük bir fark yaratmaya yetecek boyutta olmadığı kanaatindeyim.” dedi.

İngiltere’de kamuoyu araştırmalarının yeniden üyeliğe çoğunluk desteği gösterdiği yönündeki değerlendirmelerin meseleyi bütünüyle açıklamadığını vurgulayan Drea, daha yakın ilişkiye yönelik ciddi görüşmelerin ülkede yeni bir tartışma dalgası başlatacağını söyledi. Drea, böyle bir tartışmada mevcut kamuoyu desteğinin korunup korunamayacağının son derece belirsiz olduğunu kaydetti.

İngiliz siyasetindeki istikrarsızlığın AB’nin yaklaşımını da etkileyebileceğini belirten Drea, bir sonraki seçimden sonra ne olacağının bilinmemesinin Birliği kapsamlı ve uzun vadeli anlaşmalara girme konusunda isteksiz kılabileceğini ifade etti.

Olası üyelik tartışmalarında İngiltere’nin avroya geçmesinin gerekip gerekmeyeceği ve geçmişte sahip olduğu bütçe katkısı indiriminin yeniden uygulanıp uygulanmayacağı gibi soruların da gündeme geleceğini belirten Drea, Fransa’da Marine Le Pen’in cumhurbaşkanı olması ihtimalini de siyasi belirsizliklere örnek gösterdi. Drea, bütün bu unsurlar nedeniyle yeniden üyelik ihtimalinin hala uzak olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Zuleeg: "Yeniden üyelik gerçekçi ancak hızlı gerçekleşmesini beklemek gerçekçi değil"

Avrupa Politika Merkezi (EPC) İcra Kurulu Başkanı ve Başekonomisti Fabian Zuleeg, İngiltere’nin AB’ye yeniden katılmasının mümkün olduğunu ancak bunun yakın zamanda gerçekleşmesini beklemediğini söyledi.

Zuleeg, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu tamamen gerçekçi. İngiltere’nin izleyebileceği bir süreç de var. Aynı ilkeleri benimseyen herhangi bir Avrupa ülkesi, AB'ye katılmak için başvurabilir. Gerçekçi olmayan, bunun çok hızlı gerçekleşmesini beklemek... Ancak bu yalnızca Avrupa Birliği’nden değil, İngiltere’den de kaynaklanıyor. Yakın zamanda bir referandum yapılacak gibi görünmüyor ve bütün bu süreci yeniden başlatabilmek için gerçekten bir referandum gerekecektir. Dolayısıyla bunun gelecekte gerçekleşebilecek bir şey olduğunu düşünüyorum ancak şu an için böyle bir olasılık yok."

Kanada üzerinden gündeme gelen ortak üyelik tartışmalarına değinen Zuleeg, İngiltere açısından tam üyeliğin karar alma süreçlerine katılım boyutunun önemine işaret ederek, şunları söyledi:

"Ortak üyelik diye bir statü aslında yok. Bu, AB'ye üye olamayacak Kanada ile çok daha bütünleşmiş bir ortaklık kurulmasının arzu edildiğini anlatmak için kullanılan bir tanımlama. İngiltere için durum böyle değil. Bir tür ara statü de anlamlı değil. Çünkü İngiltere’nin yeniden katılmasının temel nedenlerinden biri, dışarıda kalmak yerine karar alma süreçlerini etkilemek üzere yeniden masada yer almak olur. Bunu da ancak tam üyelikle elde edebilirsiniz."

Üye ülkelerin olası bir başvuruyu engellemesini beklemediğini belirten Zuleeg, İngiltere'nin dönüşünün bütün üyelerin çıkarına olacağını savundu. Zuleeg, Birlikten ayrılan tek ülkenin yeniden katılmak istemesinin Avrupa açısından önemli bir başarı olarak görülebileceğini ifade etti.

Zuleeg, üyelik koşulları ve İngiltere ile yapılacak katılım anlaşmasının içeriği üzerinde tartışmalar yaşanacağını ancak ilkesel olarak hiçbir ülkenin dönüşe karşı çıkacağını düşünmediğini söyledi.

Buna karşılık üye ülkelerin temkinli davranacağını belirten Zuleeg, özellikle İngiltere'nin yeniden katılma taahhüdünün sağlamlığından ve halkın bu kararı desteklediğinden emin olmak isteyeceklerini kaydetti. Aynı ayrılık sürecinin yeniden yaşanmasının istenmeyeceğini vurgulayan Zuleeg, İngiltere'nin dönmesi halinde üyeliğini sürdüreceği konusunda makul bir güvence aranacağını ifade etti.

Rusya'nın Brexit referandumuna müdahalesine ilişkin tartışmaları da değerlendiren Zuleeg, bunu bir iddia değil, ortaya konulmuş bir olgu olarak gördüğünü söyledi. Bununla birlikte müdahalenin etkisinin bilinmediğini, sonucun belirlenmesinde rol oynayıp oynamadığına ilişkin tartışmanın sürdüğünü belirtti.

İngiltere'de kamuoyunun değiştiğini ve artık belirgin bir çoğunluğun Brexit'i çok kötü bir fikir olarak değerlendirdiğini dile getiren Zuleeg, bunun yeniden üyeliğe destek anlamına gelip gelmediğinin ise bilinmediğini vurguladı. Zuleeg, kamuoyunun yeniden katılımın en yapıcı seçenek olduğuna ikna edilip edilemeyeceğinin temel sorulardan biri olacağını kaydetti.

Mevcut durumdan duyulan memnuniyetsizliğin düzeyi dikkate alındığında siyasi liderlikle ikna edici bir gerekçe ortaya konulabileceğini belirten Zuleeg, küresel ve ekonomik sınamalar karşısında AB içinde bulunmanın dışında kalmaktan daha anlamlı olduğunun savunulabileceğini ifade etti.

Yeniden üyeliğin hangi tarafa daha fazla fayda sağlayacağına ilişkin Zuleeg, şöyle konuştu:

"Tarafların göreli büyüklükleri dikkate alındığında bunun İngiltere’ye daha fazla fayda sağlaması muhtemel. Ancak benim için bu, her iki tarafın da kazançlı çıkacağı bir durumun klasik örneği. İki taraf da bundan yararlanır. Evet, göreli ölçek farklı olabilir ama bu, her iki taraf için de olumlu bir gelişme olur."

Zuleeg, yeniden üyelik ihtimaline ilişkin değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

"Bu kesinlikle gerçekçi. AB’nin işleyişinin de bir parçası. Bir ülke Birliğin parçası olmak istiyorsa katılım her zaman bir olasılıktır ve İngiltere kriterlerin neredeyse tamamını karşılıyor. Bu nedenle diğerleriyle karşılaştırıldığında nispeten kolay bir katılım süreci de olabilir."

"Önce İngiltere'nin AB ile nasıl bir ilişki istediğini anlaması gerekiyor"

Dublin City Üniversitesi Avrupa Hukuku Öğretim Üyesi ve Brexit Enstitüsü Müdür Yardımcısı Niels Kirst, Başbakan Andy Burnham'ın İşçi Partisi konferansında AB ile ilişkileri yeni bir zemine oturtma isteğini dile getirmesinin konuya ilgiyi artırdığını söyledi.

Kirst, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ancak Brexit çok yakın zamanda gerçekleşti; fiili ayrılık yalnızca 5-6 yıl önce oldu. İngiltere'nin AB'ye hızla yeniden katılmasını pek gerçekçi bulmuyorum. Dolayısıyla bu 10 yılda kesinlikle gerçekleşmeyecektir. Potansiyel olarak gelecek 10 yılda olabilir. Ancak İngiltere tarafından anladığım kadarıyla, önce İngiltere’nin de Avrupa Birliği ile nasıl bir ilişki istediğini anlaması gerekiyor. Çünkü İngiltere’de yeniden katılmak istediğini söyleyenler var."

Buna karşılık AB ile bir ortaklık kurulmasını tercih edenlerin de bulunduğunu belirten Kirst, gelecek 5 yılda yeniden üyelik ihtimalini kendi değerlendirmesiyle yüzde 1 gibi çok düşük bir düzeyde gördüğünü ifade etti. Daha sonra üyelik için bir fırsat doğabileceğini söyleyen Kirst, öncelikle İngiltere’nin bunu gerçekten isteyip istemediğine karar vermesi gerektiğini vurguladı.

İngiltere’nin ayrılığını Avrupa açısından üzücü bir gelişme olarak değerlendiren Kirst, ülkenin tek pazar, hizmetlerin serbestleştirilmesi, güvenlik ve savunma dahil birçok alanda önemli rol oynadığını hatırlattı.

Kirst, yakınlaşmaya ilişkin şunları kaydetti:

"İngiltere'nin hala Avrupa'nın bir parçası olduğunu, dolayısıyla AB ile iyi bir ilişkiye sahip olması gerektiğini kabul etmesini çok olumlu buluyorum. İngiltere’de Avrupa’ya ilişkin yeni bir ivme, geleceğe yönelik yeni bir bakış ve yeni bir iyimserlik görülmesini de çok olumlu buluyorum."

Ukrayna'daki savaş ile ABD ve Çin arasındaki ticaret savaşı gibi küresel sınamaların da güçlü bir ortak ihtiyacını artırdığını belirten Kirst, İngiltere'nin bu gelişmelerde rol oynamak istiyorsa AB ile güçlü bir ilişkiye ihtiyaç duyduğunun farkına vardığını ifade etti.

Brüksel'den henüz çok net bir görüş duyulmadığını söyleyen Kirst, AB Komisyonu, Konsey ve Avrupa Parlamentosunun yaklaşımlarının ayrı değerlendirilmesi gerektiğine dikkati çekti. Kirst, bununla birlikte Brüksel'de İngiltere ile daha yakın ilişki kurulması ihtimaline yönelik önemli bir iyimserlik bulunduğunu dile getirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un dönüşe olumlu yaklaşan açıklamasını hatırlatan Kirst, böyle bir değerlendirme için henüz erken olduğunu belirtti. Kirst, Almanya ile özellikle Kuzey Avrupa ve İskandinav ülkelerinin, İngiltere ile yakınlıkları ve benzer yaklaşımları nedeniyle olumlu tutum benimsemesini beklediğini aktardı.

Fransa'nın ise tarihsel olarak İngiltere'nin Avrupa bütünleşmesine katılımına temkinli yaklaştığını anlatan Kirst, Charles de Gaulle'ün geçmişte İngiliz üyeliğine karşı çıktığını hatırlattı. Kirst, ancak Macron'un yaklaşımının Fransız siyasetinde de dönüşe açık kesimler bulunduğuna işaret ettiğini söyledi.

Kirst, İngiltere'nin sanayi ve siyasi kapasitesi dikkate alındığında üye ülkelerin yeniden katılıma kategorik olarak karşı çıkmasının güç olacağını savundu. İzlanda'nın olası üyeliğine yönelik olumlu yaklaşımları da örnek gösteren Kirst, Birliğe önemli katkılar sunabilecek ortaklar söz konusu olduğunda üye ülkelerin genellikle açık tutum benimsediğini kaydetti.

Brexit tartışmasının yeniden gündeme gelmesinde seçmen yapısındaki değişimin de etkili olduğunu belirten Kirst, ayrılmayı daha fazla destekleyen ileri yaştaki seçmenlerin bir bölümünün hayatını kaybetmesiyle seçmen kitlesinin değiştiğini dile getirdi.

Ekonominin iyi durumda olmamasının ve Brexit kampanyasında verilen vaatlerin karşılanmadığı düşüncesinin de seçmenlerin kararlarını yeniden değerlendirmesine yol açtığını savunan Kirst, kamu sağlık sisteminin güçlendirilmesi ve kontrolün geri alınması vaatlerine işaret etti.

Kirst, kendi değerlendirmesine göre sağlık sistemindeki sorunların sürdüğünü ve göçün arttığını belirterek, bunların çok sayıda seçmeni Brexit kararını yeniden düşünmeye yönelttiğini söyledi. Kirst, mevcut İşçi Partisi hükümetiyle siyasi ortamda yeni bir umut ve iyimserlik oluştuğunu kaydetti.