
İzmir Haber — Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından "İsrail Siyasetinde Dönüşüm Beklentileri ve Seçimlerin Bölgesel Yansımaları" başlıklı "Uzmanlar Cevaplıyor" formatında, İsrail'deki seçimin ardından koalisyon ihtimalleri, İsrail siyasetindeki süreklilik ve değişim unsurları ile bunların bölgesel yansımalarını değerlendirildi.
SETA tarafından düzenlenen "Uzmanlar Cevaplıyor"un bu sayısında SETA Savunma Araştırmacısı Sibel Düz, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuğçe Ersoy Ceylan, İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) Başkanı Doç. Dr. Serhan Afacan ve Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdulgani Bozkurt'un değerlendirmeleri yer aldı.
Prof. Dr. Ceylan, 2026 Knesset seçimlerinin ortaya çıkardığı tablonun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu liderliğindeki sağ blok açısından sayısal bir gerilemeye, İsrail siyasetinin temel açmazları bakımından ise sürekliliğe işaret ettiğini belirtti.
Ceylan, henüz kesinleşmeyen sonuçlara göre mevcut iktidarın çoğunluğu kaybettiğini söyleyerek, Likud'un birinci parti olarak kalması ve karşı blokun bağımsız bir hükümet çoğunluğu oluşturamamasının Netanyahu'nun siyasal tasfiyesine dönüşmesini engellediğine işaret etti.
Sonuçların hem iktidarın güç kaybı hem de mevcut siyasal dengelerin farklı aktörlerle yeniden üretilmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğunu dile getiren Ceylan, koalisyon ihtimallerine ilişkin, Netanyahu'nun mevcut ortaklarıyla çoğunluğa ulaşamaması nedeniyle muhalefetten bir partiyi yanına çekmek veya bloklar arası daha geniş bir uzlaşma sağlamak zorunda olduğunu söyledi.
Ceylan, İsrail'de muhalefet blokunun en güçlü partisi konumundaki Yashar'ın lideri Gadi Eisenkot açısından Arap partilerinin katılımı ya da dışarıdan desteğiyle kurulacak bir hükümetin aritmetik olarak mümkün göründüğünü ifade ederek, muhalefet içindeki Arap partileriyle işbirliğine yönelik vetoların ve İsrail'deki yapısal eşitsizliğin bu seçeneğin önündeki temel engeli oluşturduğunu belirtti.
En gerçekçi formül bloklar arası kurulacak bir birlik hükümeti
Ceylan, bu şartlarda koalisyon masasındaki en gerçekçi formüllerden birinin bloklar arası kurulacak bir birlik hükümeti olduğuna işaret ederek, uzlaşma sağlanamazsa yeniden seçim ihtimalinin gündemde kalacağını söyledi.
Netanyahu'nun geçiş hükümetinin başında bulunmasının çoğunluğu kaybetmesine rağmen yürütme gücünü korumasını sağlayacağını belirten Ceylan, "İsrail'de seçimler mevcut iktidarın çoğunluğu yeniden üretemediği fakat onun yerini alacak ortak yönetim iradesinin de oluşmadığı bir netice doğurdu." dedi.
Doç. Dr. Afacan da seçimler ve İsrail'in İran stratejisine ilişkin, İsrail’de "İran tehdidi" konusunda partiler üstü bir güvenlik mutabakatı bulunduğunu ve Tahran'ın da İsrail kaynaklı güvenlik risklerini Netanyahu’nun şahsından ibaret görmediğini vurguladı.
Afacan, bu yönüyle İran'ın İsrail'deki seçimlere büyük bir anlam atfetmediği değerlendirmesinde bulunarak, Netanyahu'nun rakibi Eisenkot'un da İran'da rejim değişikliğini kapsayan net bir tutuma sahip olduğunu ancak kendisinin ABD üzerindeki etkisinin daha sınırlı kaldığını ifade etti.
"İran, seçim sürecinde Netanyahu’nun elini güçlendirecek bir malzeme vermemeye çalıştı"
Eisenkot'un, doğrudan askeri ve nükleer kapasiteleri hedef alan saldırıların yanında ekonomik yaptırımlarla baskıyı artırmaya da açık kapı bırakmasının dikkate alınması gereken önemli nüans olduğunu dile getiren Afacan, İranlı yetkililerin ülkelerine yeni bir saldırı başlatma konusunda Netanyahu'nun daha istekli hareket edebileceğinin farkında olduğunu ve bu süreçte İran'ın, Netanyahu'ya elini güçlendirecek malzeme vermemeye çalıştığını ve bazı provokasyonları yanıtsız bıraktığını belirtti.
Afacan, Netanyahu'nun yeni hükümet kurulana kadar başbakanlığı sürdürecek olmasının ve yeni dönemde de bu konumunu koruma ihtimalinin çatışma riskini artıran gelişmeler olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Tahran'ın gerilimde esas aktör olarak ABD'yi gördüğünü söyleyen Afacan, her halükarda Netanyahu'nun, Donald Trump yönetiminin İran ile olası bir diplomasi arayışını sabote etmede Eisenkot'tan daha etkili olabileceği düşünüldüğünde İsrail seçimlerinden çıkan mevcut tablonun, zaten tetikte olan İran'ı daha fazla teyakkuza geçirdiğinin altını çizdi.
"İsrail, Suudi Arabistan’ı yanına çekmeye çalışabilir"
Seçimlerin bölgesel ittifaklara ve özellikle İsrail-Körfez normalleşme sürecine etkisinin sınırlı kalacağını ifade eden Afacan, bu konuda Trump ve Netanyahu'nun istediği yönde bir açılım yaşanabilmesi için Suudi Arabistan'ın sürece dahil olması gerektiğini ancak Riyad'ın en azından mevcut konjonktürde bu doğrultuda hareket etmesini beklemediğini anlattı.
Afacan, İsrail'in Mekke Savunma İttifakını zayıflatmak için çaba göstereceğinin de açık olduğuna işaret ederek "Bu amaçla İsrail'in önümüzdeki dönemde Yemen'de Husilerden kaynaklanan güvenlik sorunlarını kullanarak Suudi Arabistan'ı kendi yanına çekmeye çalışması beklenebilir. Bu noktada belirleyici olan, Mekke İttifakının kolektif savunmayı sağlama konusundaki kapasite ve kararlılığı olacaktır." diye konuştu.
Eisenkot, Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına olumlu yaklaşmıyor
Doç. Dr. Bozkurt da seçimlerin İsrail'in Suriye ve Lübnan politikalarında köklü bir stratejik dönüşüm meydana getirmesini beklemenin gerçekçi görünmediğini dile getirdi.
Netanyahu'nun da Gadi Eisenkot'un da siyonist devlet anlayışını ve İsrail'in bölgesel güvenlik üstünlüğünü esas aldığına dikkati çeken Bozkurt, ikisi arasındaki ayrışmanın hedeflere ulaşmak için kullanılacak araçlarda belirginleştiğini ifade etti.
Bozkurt ayrıca, Eisenkot'un yaklaşımının, İsrail'in özellikle Ekim 2023 sonrasında uluslararası alanda aşınan meşruiyetini ve imajını yeniden inşa etme çabasına daha yakın bir çizgi olarak okumanın mümkün olduğunu söyledi.
Lübnan özelinde bakıldığında Netanyahu'nun tek taraflı askeri caydırıcılığı önceleyen bir yaklaşım sergilerken Eisenkot'un askeri kazanımların uluslararası destekli güvenlik düzenlemelerine dönüştürülmesini önemsediğini belirten Bozkurt, şu ifadeleri kullandı:
"Netanyahu, Suriye'deki askeri varlığı Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu sınırlandırmanın da bir aracı olarak değerlendiriyor. Eisenkot ise mevcut askeri kazanımları, 1974 ayrıştırma düzenlemesini geliştirecek yeni bir güvenlik anlaşmasının müzakere zemini olarak kullanmaya daha yatkın görünüyor."
Bozkurt, ayrıca Eisenkot'un, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığına olumlu yaklaşmadığının da altını çizdi.
Eisenkot’un yaklaşımı da bağımsız ve egemen Filistin Devleti’nin kurulmasını destekleyen bir alternatif sunmuyor
SETA savunma araştırmacısı Sibel Düz, 2026 Knesset seçimleri sonuçlarının İsrail'in Filistin politikasında köklü bir dönüşümden çok, güvenlik gerekçesiyle yürütülen politikaların farklı yöntemlerle sürdürülmesi ihtimaline işaret ettiğini vurguladı.
Düz, Netanyahu ile Eisenkot'un yaklaşımlarında temel ortaklığın, Filistinlilerin siyasi geleceğinin İsrail'in tanımladığı güvenlik koşullarına tabi tutulması anlayışına dayandığını belirtti.
Netanyahu'nun Hamas'ın askeri kapasitesinin ortadan kaldırılmasını ve Gazze'nin silahsızlandırılmasını müzakereye kapalı hedefler olarak sunduğu ve yeniden imarı da silahsızlandırma koşuluna bağladığını aktaran Düz, Eisenkot'un yaklaşımının da mevcut koşullarda bağımsız ve egemen Filistin Devleti'nin kurulmasını destekleyen bir alternatif sunmadığına dikkati çekti.
Düz, Eisenkot'un öngördüğü çerçevenin, İsrail'in belirleyici güvenlik kontrolünü koruduğu, ordusu bulunmayan ve Filistinlilerin sivil idareyi üstlendiği sınırlı bir siyasi yapılanmaya dayandığını belirterek, şunları kaydetti:
"İki lider arasındaki farklılıklar ise sahadaki uygulamalar açısından önem taşıyor. Eisenkot, İsrail makamlarının izni dışındaki yerleşimlere, 'yerleşimci' şiddetine ve E-1 projesine karşı tutumunun yanı sıra kapsamlı ilhakın demografik etkilerine ilişkin kaygılarıyla da Netanyahu'nun yaklaşımından ayrışıyor. Buradaki izin ayrımı, yerleşimlerin uluslararası hukuk bakımından meşruiyetine ilişkin bir ayrım olarak okunmamalıdır. Eisenkot’un askeri operasyonlarla oluşturulan fiili durumu diplomatik düzenlemelerle sürdürmeye daha açık olması da Filistin egemenliğinin kabulüyle eş tutulamaz. İlhaka itirazının merkezinde, Filistinlilerin haklarından ziyade İsrail açısından doğabilecek demografik ve siyasi sonuçlar bulunuyor."
Arap partilerinin artan parlamenter ağırlığının hükümet kurma pazarlıklarında etkili olabileceğini kaydeden Düz, olası bir iktidar değişikliğinin, askeri güç kullanımında, yerleşim uygulamalarında ve Filistinli muhataplarla ilişkilerde somut farklılıklar yaratabileceğini ifade etti.
Düz, Filistin meselesinde köklü değişimden söz edebilmek için Filistinlilerin siyasi egemenliğinin tanınması, işgalin sona erdirilmesi ve İsrail'in Filistin toprakları üzerindeki kontrolünün değişmesi gerektiğinin altını çizerek mevcut siyasi tablonun böyle bir dönüşümün gerçekleşeceğini söylemek için yeterli dayanak sunmadığını sözlerine ekledi.



