Ekonomi Haberleri - Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsediklerini belirterek, Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil, daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var. ifadesini kullandı.
DEİK'ten yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) raporu, 2015-2023 döneminde stratejik sektörlerde küresel sübvansiyon oranlarının yüzde 0,5'ten yüzde 1,8'e yükseldiğini gösterdi.Rapora göre Çin yüzde 1,8'lik ortalama sübvansiyon oranıyla ABD ve AB'nin önünde yer alırken, rapordaki simülasyonda yalnızca Çin'in sübvansiyon politikalarının etkisi dikkate alındığında ülkenin stratejik sektör ihracatının yaklaşık yüzde 12 arttığı, ithalatının ise yüzde 8 azaldığı görülüyor.Elektronik sektöründe Çin'in küresel pazar payının yüzde 39'dan yüzde 45'e yükselmesi de uygulanan politikaların küresel rekabet dengeleri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.IMF raporunda, sübvansiyonlara gümrük tarifelerinin de eklenmesiyle koordinasyonsuz bir sübvansiyon-tarife sarmalı oluştuğuna işaret edilerek, tüm ülkelerin bu sürece dahil olduğu senaryoda küresel reel gelirde yüzde 0,3'lük azalma öngörülüyor.
Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak. Bunun için hangi stratejik sektörlerde küresel ölçekte rekabet avantajı oluşturabileceğimizin güncellenerek belirlenmesi, teknoloji, yatırım, üretim ve ihracatın aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirmesi önemli. Özellikle yüksek katma değerli üretim, dijital teknolojiler, ileri imalat ve teknoloji yoğun sektörlerde uluslararası ortaklıklarımızı artırmak önemli. Pazar çeşitlendirmesinin yanı sıra ortak üretim, teknoloji ortaklıkları, karşılıklı yatırımlar ve üçüncü ülkelerde işbirliklerini daha fazla gündemimize almak bir başka başlık.Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsediklerini belirten Olpak, şunları kaydetti:
Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil, daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var. Korumacılığın arttığı bir dünyada doğru cevap daha fazla duvar örmek değil, rekabet gücümüzü artırmak, pazarlarımızı çeşitlendirmek ve ekonomik işbirliklerimizi güçlendirmek. Türkiye'nin üretim gücünü, girişimcilik kabiliyetini ve stratejik konumunu doğru politikalarla birleştirdiğimizde, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemi ülkemiz için önemli bir fırsata dönüştürebileceğimize inanıyorum.
DEİK'ten yapılan açıklamaya göre, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) raporu, 2015-2023 döneminde stratejik sektörlerde küresel sübvansiyon oranlarının yüzde 0,5'ten yüzde 1,8'e yükseldiğini gösterdi.Rapora göre Çin yüzde 1,8'lik ortalama sübvansiyon oranıyla ABD ve AB'nin önünde yer alırken, rapordaki simülasyonda yalnızca Çin'in sübvansiyon politikalarının etkisi dikkate alındığında ülkenin stratejik sektör ihracatının yaklaşık yüzde 12 arttığı, ithalatının ise yüzde 8 azaldığı görülüyor.Elektronik sektöründe Çin'in küresel pazar payının yüzde 39'dan yüzde 45'e yükselmesi de uygulanan politikaların küresel rekabet dengeleri üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.IMF raporunda, sübvansiyonlara gümrük tarifelerinin de eklenmesiyle koordinasyonsuz bir sübvansiyon-tarife sarmalı oluştuğuna işaret edilerek, tüm ülkelerin bu sürece dahil olduğu senaryoda küresel reel gelirde yüzde 0,3'lük azalma öngörülüyor.
Dünya ticaretinde rekabetin zemini değişiyor
Açıklamada değerlendirmesine yer verilen Nail Olpak, IMF raporunda 2015-2023 döneminde uygulanan sanayi sübvansiyonlarının küresel ticaret ve refah üzerindeki uzun vadeli etkilerinin analiz edildiğini belirterek, Çin, Avrupa Birliği ve ABD'nin stratejik ürünlerde küresel ihracatın yarısından fazlasını gerçekleştirmesinin dikkat çekici olduğunu ifade etti.Dünya ticaretinde rekabetin zemininin değiştiğine işaret eden Olpak, Ülkeler artık yalnızca ihracatlarını artırmak için değil, teknolojide, üretim kapasitesinde ve stratejik sektörlerde kalıcı üstünlük sağlamak amacıyla çok daha aktif sanayi politikaları uyguluyor. değerlendirmesinde bulundu.Olpak, gelecek dönemde küresel ticarette kimin ne kadar ürettiğiyle birlikte hangi teknolojiyi geliştirdiği, hangi ölçekte ürettiği ve küresel değer zincirlerinin hangi noktasında yer aldığının daha belirleyici olacağını ifade etti.Sanayi politikalarının karşılıklı tarife artışlarına dönüşmesi dünya ekonomisi açısından önemli bir risk
Nail Olpak, dikkat edilmesi gereken hususun sadece verilen sübvansiyonun büyüklüğü olmadığını, teşviklerin üretim ölçeğine, teknolojik kapasiteye, verimliliğe ve nihayetinde ihracata ne kadar dönüştüğünün daha önemli olduğunu belirtti.Türkiye'nin, kaynaklarını yüksek katma değer, teknoloji, ihracat ve küresel rekabet gücü üretecek alanlara yönlendirmesi gerektiğini ifade eden Olpak, sanayi politikalarının karşılıklı tarife artışlarına dönüşmesinin dünya ekonomisi açısından önemli bir risk oluşturduğunu vurguladı. Olpak, ülkelerin stratejik sektörlerini destekleyebileceklerini belirterek, Ancak bir ülkenin sübvansiyonuna diğerinin tarifeyle, tarifeye ise yeni bir misillemeyle cevap verdiği bir küresel ticaret sistemi sürdürülebilir değil. Böyle bir yarışın sonunda maliyet sadece ihracatçıya veya üreticiye değil, bütün küresel ekonomiye yansıyor. Ticaretin parçalandığı, tedarik zincirlerinin siyasi bloklara göre yeniden şekillendiği bir dünya, küresel refah açısından hepimiz için daha maliyetli bir dünya anlamına geliyor. ifadesini kullandı.Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak
Küresel ticarette yaşanan dönüşümün Türkiye için risklerin yanı sıra fırsatlar da barındırdığını belirten Nail Olpak, Türkiye'nin, üretim altyapısı, girişimcilik kapasitesi, yetişmiş insan kaynağı ve coğrafi konumuyla değişen tedarik zincirlerinde daha fazla pay alabilecek potansiyele sahip olduğuna işaret etti.Olpak, küresel sübvansiyon yarışını izlemenin yeterli olmadığını ifade ederek şu değerlendirmede bulundu:Asıl hedef, değişen küresel değer zincirlerinde daha güçlü konumlanmak. Bunun için hangi stratejik sektörlerde küresel ölçekte rekabet avantajı oluşturabileceğimizin güncellenerek belirlenmesi, teknoloji, yatırım, üretim ve ihracatın aynı stratejinin parçaları olarak değerlendirmesi önemli. Özellikle yüksek katma değerli üretim, dijital teknolojiler, ileri imalat ve teknoloji yoğun sektörlerde uluslararası ortaklıklarımızı artırmak önemli. Pazar çeşitlendirmesinin yanı sıra ortak üretim, teknoloji ortaklıkları, karşılıklı yatırımlar ve üçüncü ülkelerde işbirliklerini daha fazla gündemimize almak bir başka başlık.Türk özel sektörünün dünyadaki değişimi doğru okuyarak yeni fırsatlara ulaşmasını önemsediklerini belirten Olpak, şunları kaydetti:
Ticari diplomasinin gündeminde sadece daha fazla ihracat değil, daha fazla teknoloji ortaklığı, karşılıklı yatırım, ortak üretim ve küresel değer zincirlerinde daha yüksek katma değerli bir konum var. Korumacılığın arttığı bir dünyada doğru cevap daha fazla duvar örmek değil, rekabet gücümüzü artırmak, pazarlarımızı çeşitlendirmek ve ekonomik işbirliklerimizi güçlendirmek. Türkiye'nin üretim gücünü, girişimcilik kabiliyetini ve stratejik konumunu doğru politikalarla birleştirdiğimizde, küresel ticaretin yeniden şekillendiği bu dönemi ülkemiz için önemli bir fırsata dönüştürebileceğimize inanıyorum.



