İstanbul Haberleri - SAADET FİRDEVS APARI - Dijital yayın platformlarının Afrika sineması üzerindeki etkisi, kıtadaki üretim ilişkilerinden estetik tercihlere, kültürel temsil biçimlerinden genç kuşakların kimlik algısına kadar birçok başlıkta tartışılmaya devam ediyor.Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Yusuf Ziya Gökçek ve Fırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yunus Namaz, konuyla ilgili AA muhabirine açıklamalarda bulundu.Gökçek, dijital platformların Afrika sinemasında yalnızca dağıtım modelini değil, üretim ilişkilerini ve estetik tercihleri de dönüştürdüğünü belirtti.Afrika sinemasının uzun yıllar büyük ölçüde Avrupa fonlarına ve festival dolaşımına bağımlı olduğunu söyleyen Gökçek, filmlerin festivallerde görünür olursa uluslararası dolaşıma girebildiğini aktardı.
Gökçek, Bugün ise Netflix, Showmax ya da Amazon Prime gibi platformlar sayesinde Afrika yapımları doğrudan küresel izleyiciye ulaşabiliyor. Ancak bunun da yeni bir bağımlılık olduğunu görmemiz gerekiyor. dedi.Doç. Dr. Gökçek, Güney Afrika yapımı “Blood & Water” dizisi ile Nijerya yapımı “King of Boys”un dünya çapında geniş bir kitleye ulaştığını aktararak, “Bu, Afrika’daki genç yönetmenlerin üretim alanını genişletti. Ancak aynı zamanda yeni bir bağımlılık ilişkisi de doğurdu. Çünkü artık hangi hikayenin görünür olacağına çoğu zaman algoritmalar ve küresel platform stratejileri karar veriyor.” diye konuştu.- Küresel platformlar Afrika'nın gerçek hikayelerini yansıtmıyorNetflix’in Afrika kataloğunda öne çıkardığı yapımlarda suç, travma, politik şiddet ya da egzotik gerilim anlatılarının daha fazla dolaşıma sokulduğunu söyleyen Gökçek, bunun Afrika’nın karmaşık toplumsal gerçekliğini zaman zaman tek boyutlu hale getirebildiğini ve kültürel dolaşımın da Afrika merkezli hale gelmesini engellediğini dile getirdi.Küresel platformların Afrika’nın gerçek hikayelerini yeterince yansıtmadığını kaydeden Gökçek, “Çünkü küresel platformlar çoğu zaman Afrika’yı hala ‘keşfedilecek’ bir coğrafya gibi sunuyor. Afrika’nın gerçekliği ise bundan çok daha çoğul.” değerlendirmesinde bulundu.“Queen Sono” gibi dizilerin Afrika’yı teknoloji, casusluk ve modern kent yaşamı üzerinden anlatarak önemli bir kırılma yarattığını ifade eden Gökçek, “Çünkü uzun yıllar boyunca Afrika sineması Batı’da daha çok savaş, açlık ve insani kriz imgeleriyle temsil edildi.” dedi.Gökçek, küresel platformların Afrika’nın kültürünü yeterince görünür kılmadığına işaret ederek, “Oysa Nijerya’daki kent kültürü, Gana’daki bağımsız müzik sahnesi ya da Güney Afrika’daki sınıf çatışmaları çok daha karmaşık anlatılar üretiyor. Sorun görünürlükten çok hangi Afrika’nın görünür olduğudur.” ifadelerini kullandı.Afrika sinemasının halen önemli ölçüde Batılı estetik normlar üzerinden değerlendirildiğini anlatan Gökçek, “Örneğin, Ousmane Sembene ya da Djibril Diop Mambety gibi yönetmenler uzun yıllar Avrupa festivalleri sayesinde keşfedildi. Bugün de benzer bir durum sürüyor.” diye konuştu.- Platformlar Afrikalı gençlerin kimlik algısını etkiliyorÇevrim içi yayın platformlarının Afrika’daki genç kuşakların kimlik algısını etkilediğini belirten Gökçek, “Çünkü dijital platformlar sadece içerik değil, yaşam biçimi dolaşıma sokuyor. Örneğin, Young, Famous & African gibi reality formatları, Afrika’daki yeni elit sınıfı, tüketim kültürünü ve küresel yaşam tarzını görünür hale getiriyor.” değerlendirmesini yaptı.Gökçek, bu yapımların bir yandan Afrika’nın modern ve kozmopolit yüzünü gösterirken, diğer yandan küresel kapitalist estetiği yeniden ürettiğini kaydederek, “Çünkü platform ekonomisi ‘evrensel izlenebilirlik’ talep ediyor.” dedi.Nollywood’un artık yalnızca yerel bir endüstri olmadığına dikkati çeken Gökçek, “Nollywood, artık doğrudan halkın tükettiği, kendi ekonomik modelini kuran ve diasporaya ulaşabilen bir yapı oluşturdu.” görüşünü paylaştı.“Lionheart” ve “The Black Book” gibi yapımların dünyanın birçok yerinde izlendiğine değinen Gökçek, diaspora toplulukları sayesinde Nollywood'un küresel bir kültürel dolaşım ağı kurduğunu aktardı.Gökçek, Nollywood’un öneminin yalnızca ekonomik olmadığını, Afrika’nın kendi hikayesini kendi sesiyle anlatabileceğini gösterdiğini ve bunun kültürel bağımsızlık açısından çok önemli bir kırılma olduğunu kaydetti.- Evrensellik, Batılı anlatı normlarına yaklaşmak anlamına geliyorKüresel platformların Afrika hikayelerini “evrenselleştirirken” yerel özgünlüğü azalttığı eleştirilerine büyük ölçüde katıldığını belirten Gökçek, “Çünkü ‘evrensellik’ çoğu zaman Batılı anlatı normlarına yaklaşmak anlamına geliyor.” dedi.Birçok Netflix yapımında Afrika şehirlerinin giderek birbirine benzeyen küresel metropoller gibi sunulduğunu vurgulayan Gökçek, “Dil kullanımı sadeleşiyor, yerel ritimler törpüleniyor ve hikayeler küresel seyirci için daha ‘tanıdık’ hale getiriliyor.” ifadelerini kullandı.Buna rağmen güçlü örneklerin de bulunduğuna işaret eden Gökçek, “Örneğin Mati Diop’un Atlantics filmi Senegal’deki göç krizini anlatırken yerel mitolojiyi, hayalet anlatılarını ve sömürge sonrası travmayı koruyabiliyordu. Bu nedenle film hem evrensel hem de son derece yereldi.” diye konuştu.Afrika sinemasının küresel dolaşıma girmek için kendi hafızasını, dillerini ve estetik biçimlerini feda etmek zorunda kalmaması gerektiğinin altını çizen Gökçek, “Çünkü kültürel özgünlüğün kaybı yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda politik bir kayıptır.” yorumu yaptı.- Afrika sineması küresel ölçekte dolaşıma giren bir tüketim nesnesine dönüştüFırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Yunus Namaz ise dijital platformların Afrika sinemasını yalnızca dağıtım kanalları açısından değil, üretim mantığı açısından da yapısal olarak dönüştürdüğünü belirterek, “Bir filmin Dakar’da çekilip Lagos’ta görülememesi fakat Netflix’te yüzlerce ülkeye ulaşabilmesi, hem bir özgürleşme hem de yeni bir teslimiyetin hikayesidir.” dedi.Namaz, Netflix gibi dijital platformların Afrika sinemasını dağıtım, prodüksiyon kalitesi ve içerik yönünden köklü şekilde dönüştürdüğünü söyledi.Platformların talepleri doğrultusunda film bütçeleri ve prodüksiyon standartlarının büyük ölçüde arttığını kaydeden Namaz, bu yapısal dönüşümün hikayelerin Afrika’daki yerel halktan ziyade küresel izleyicilere ve seçkin elitlere hitap edecek şekilde evrenselleştirilmesine yol açtığını dile getirdi.Namaz, “Blood & Water”, “Queen Sono” ve “Shanty Town” gibi yapımların bütçe ve teknik kalite bakımından uluslararası standartlara yaklaşmasının, içerik üretim süreçlerinde platformların tercihlerinin belirleyici hale gelmesine yol açtığını ifade etti.Netflix’in satın aldığı ilk Nijerya yapımı olan “Lionheart” filminin dijital platformların Afrika sinemasına erişim ve görünürlük açısından yeni olanaklar sunarken aynı zamanda yeni kültürel bağımlılık biçimlerini de ürettiğini gösterdiğinin altını çizen Namaz, küresel platformların Afrika’nın gerçek hikayelerini yansıtma konusunda ciddi bir gerilim oluşturduğunu vurguladı.Namaz, “Bu gerilimin iki ucunda küresel görünürlük kazanmak ile yerel özgünlüğü korumak arasındaki çatışma yatıyor.” ifadelerini kullandı.Netflix gibi platformların Afrika yapımlarına daha önce erişilemeyen bütçeler ve uluslararası dolaşım alanı sağladığına işaret eden Namaz, “Ancak bu görünürlük çoğu zaman Batılı izleyicilerin ve genel anlamda kitlesel izleyicilerin beklentilerine göre şekillenebiliyor.” diye konuştu.“Azali” filminin küresel izleyiciye daha erişilebilir görünmek adına yerel dil kullanımını sınırladığını anımsatan Namaz, benzer biçimde Lionheart filminin klasik Nollywood estetiğinden uzaklaşarak daha uluslararası bir anlatı kurmaya yöneldiğine değindi.Afrika sinemasının hala Batılı bakış açısıyla değerlendirildiğini ifade eden Namaz, “Bugün Afrika’ya ait sinemanın önemli bir bölümü hala Avrupalı/Amerikalı film yazarları tarafından değerlendiriliyor. Bu yazarların referans çerçevesini ise Avrupa sanat sineması geleneği oluşturuyor.” dedi.Cannes, Berlin ve Venedik gibi festivallerin Afrika’nın ne kadar anlatıldığına ve hangi yapımların önemli olduğuna karar veren mekanizmalar olduğunu söyleyen Namaz, “Asıl sorun burada, bu platformların ve yapım şirketlerinin ‘Afrika hikayesi’ olarak öne çıkardıkları içeriklerin çoğunlukla yoksulluk, vahşet, yolsuzluk üçgeninde gezinmeye devam etmesinde saklı.” ifadelerini kullandı.Batı’nın onayını arama çabasının en net örneklerinden birinin “Lionheart” olduğunu belirten Namaz, “Bu film, Netflix izleyicisine ve küresel standartlara uymak adına büyük oranda İngilizce çekiliyor, ancak paradoksal bir şekilde, Batılı bir otorite olan Oscar Akademisi tarafından ‘filmin yabancı dilde olmaması’ gerekçesiyle diskalifiye edildi.” dedi.Afrikalı bağımsız yapımcıların Batı baskısından kurtulmak ve kültürel özgünlüklerini korumak için doğrudan küresel devleri aradan çıkaran stratejiler izlediğini kaydeden Namaz, “Funke Akindele, 'A Tribe Called Judah' filmini doğrudan Netflix’e satmak yerine hikayenin yerel izleyiciye hitap eden yapısını koruyarak sinemalarda gösterime soktu ve Nijerya’da gişe rekorları kırdı.” diye konuştu.Yerel izleyicilerin yapımlardaki aksan, gelenek ve kültürel detay hatalarını fark ettiğini söyleyen Namaz, “Platformlar daha çok siyahi Amerikan deneyimini merkeze alan ‘evrensel’ temsil anlayışına maruz kalmaktadır.” ifadesini kullandı.Genç Afrikalı izleyicilerin kendi toplumlarını giderek platformların sunduğu “filtrelenmiş imgeler” üzerinden algılamaya başladığını anlatan Namaz, “Başarı, modernlik ve özgürlük gibi kavramlar Batılı yaşam tarzlarıyla özdeşleşirken; kırsal yaşam, yerel diller ve geleneksel kültür kimi zaman geri kalmışlıkla ilişkilendirilebilmektedir.” dedi.Namaz, küresel dolaşıma girme arzusunun birçok Afrikalı yapımcıyı daha “evrensel”, hızlı tüketilebilir ve algoritmalar tarafından öne çıkarılabilecek içerikler üretmeye yönlendirdiğini dile getirdi.Bununla birlikte dijital platformların genç Afrikalı sinemacılara devlet sansürü, dağıtım tekelleri ve Batılı festival çevreleri dışında alternatif bir görünürlük alanı sağladığını ifade eden Namaz, “Özellikle YouTube merkezli bağımsız içerik üretimi, düşük bütçeli ama yerel deneyime daha yakın hikayelerin dolaşıma girmesine imkan tanımaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.Netflix ve benzeri platformların içerik standartlarının belirli bir görsel dil dayattığını söyleyen Namaz, “Lagos’ta çekilen bir dizi artık Seul’de çekilen bir diziyle aynı ritimde akmak zorunda hissediyor kendini. Bu durum yerel anlatı geleneklerini, Afrika sinemasının en özgün yanlarından birini aşındırıyor.” ifadelerini kullandı.Platformların öne çıkardığı Afrika hikayelerinin çoğunlukla kentli, eğitimli ve orta-üst sınıf karakterler üzerinden kurulduğunu kaydeden Namaz, bunun kıtanın çeşitliliğini göstermek açısından kazanım, kırsal Afrika, yerel dil ve geleneksel yaşam biçimlerini görünmez kıldığı için kayıp olduğunu söyledi.
Namaz, küresel platformların Afrika hikayelerini evrenselleştirirken yerel özgünlüğü azalttığı eleştirilerine ilişkin de “Platformlar, Afrikalı sinemacıları sansürlemiyor, ‘evrensel’ formatların içine davet ediyor ve bu davetin bedeli çoğu zaman sessizce ödeniyor.” yorumunu yaptı.Platform algoritmalarının suç, gerilim, romantik komedi ve gençlik filmleri gibi belirli türleri ödüllendirdiğinin altını çizen Namaz, “Yeni nesil Afrika filmcisi, finansmana erişmek istiyorsa bu kriterlere göre yazıyor, kurguluyor, biçimlendiriyor.” dedi.
Gökçek, Bugün ise Netflix, Showmax ya da Amazon Prime gibi platformlar sayesinde Afrika yapımları doğrudan küresel izleyiciye ulaşabiliyor. Ancak bunun da yeni bir bağımlılık olduğunu görmemiz gerekiyor. dedi.Doç. Dr. Gökçek, Güney Afrika yapımı “Blood & Water” dizisi ile Nijerya yapımı “King of Boys”un dünya çapında geniş bir kitleye ulaştığını aktararak, “Bu, Afrika’daki genç yönetmenlerin üretim alanını genişletti. Ancak aynı zamanda yeni bir bağımlılık ilişkisi de doğurdu. Çünkü artık hangi hikayenin görünür olacağına çoğu zaman algoritmalar ve küresel platform stratejileri karar veriyor.” diye konuştu.- Küresel platformlar Afrika'nın gerçek hikayelerini yansıtmıyorNetflix’in Afrika kataloğunda öne çıkardığı yapımlarda suç, travma, politik şiddet ya da egzotik gerilim anlatılarının daha fazla dolaşıma sokulduğunu söyleyen Gökçek, bunun Afrika’nın karmaşık toplumsal gerçekliğini zaman zaman tek boyutlu hale getirebildiğini ve kültürel dolaşımın da Afrika merkezli hale gelmesini engellediğini dile getirdi.Küresel platformların Afrika’nın gerçek hikayelerini yeterince yansıtmadığını kaydeden Gökçek, “Çünkü küresel platformlar çoğu zaman Afrika’yı hala ‘keşfedilecek’ bir coğrafya gibi sunuyor. Afrika’nın gerçekliği ise bundan çok daha çoğul.” değerlendirmesinde bulundu.“Queen Sono” gibi dizilerin Afrika’yı teknoloji, casusluk ve modern kent yaşamı üzerinden anlatarak önemli bir kırılma yarattığını ifade eden Gökçek, “Çünkü uzun yıllar boyunca Afrika sineması Batı’da daha çok savaş, açlık ve insani kriz imgeleriyle temsil edildi.” dedi.Gökçek, küresel platformların Afrika’nın kültürünü yeterince görünür kılmadığına işaret ederek, “Oysa Nijerya’daki kent kültürü, Gana’daki bağımsız müzik sahnesi ya da Güney Afrika’daki sınıf çatışmaları çok daha karmaşık anlatılar üretiyor. Sorun görünürlükten çok hangi Afrika’nın görünür olduğudur.” ifadelerini kullandı.Afrika sinemasının halen önemli ölçüde Batılı estetik normlar üzerinden değerlendirildiğini anlatan Gökçek, “Örneğin, Ousmane Sembene ya da Djibril Diop Mambety gibi yönetmenler uzun yıllar Avrupa festivalleri sayesinde keşfedildi. Bugün de benzer bir durum sürüyor.” diye konuştu.- Platformlar Afrikalı gençlerin kimlik algısını etkiliyorÇevrim içi yayın platformlarının Afrika’daki genç kuşakların kimlik algısını etkilediğini belirten Gökçek, “Çünkü dijital platformlar sadece içerik değil, yaşam biçimi dolaşıma sokuyor. Örneğin, Young, Famous & African gibi reality formatları, Afrika’daki yeni elit sınıfı, tüketim kültürünü ve küresel yaşam tarzını görünür hale getiriyor.” değerlendirmesini yaptı.Gökçek, bu yapımların bir yandan Afrika’nın modern ve kozmopolit yüzünü gösterirken, diğer yandan küresel kapitalist estetiği yeniden ürettiğini kaydederek, “Çünkü platform ekonomisi ‘evrensel izlenebilirlik’ talep ediyor.” dedi.Nollywood’un artık yalnızca yerel bir endüstri olmadığına dikkati çeken Gökçek, “Nollywood, artık doğrudan halkın tükettiği, kendi ekonomik modelini kuran ve diasporaya ulaşabilen bir yapı oluşturdu.” görüşünü paylaştı.“Lionheart” ve “The Black Book” gibi yapımların dünyanın birçok yerinde izlendiğine değinen Gökçek, diaspora toplulukları sayesinde Nollywood'un küresel bir kültürel dolaşım ağı kurduğunu aktardı.Gökçek, Nollywood’un öneminin yalnızca ekonomik olmadığını, Afrika’nın kendi hikayesini kendi sesiyle anlatabileceğini gösterdiğini ve bunun kültürel bağımsızlık açısından çok önemli bir kırılma olduğunu kaydetti.- Evrensellik, Batılı anlatı normlarına yaklaşmak anlamına geliyorKüresel platformların Afrika hikayelerini “evrenselleştirirken” yerel özgünlüğü azalttığı eleştirilerine büyük ölçüde katıldığını belirten Gökçek, “Çünkü ‘evrensellik’ çoğu zaman Batılı anlatı normlarına yaklaşmak anlamına geliyor.” dedi.Birçok Netflix yapımında Afrika şehirlerinin giderek birbirine benzeyen küresel metropoller gibi sunulduğunu vurgulayan Gökçek, “Dil kullanımı sadeleşiyor, yerel ritimler törpüleniyor ve hikayeler küresel seyirci için daha ‘tanıdık’ hale getiriliyor.” ifadelerini kullandı.Buna rağmen güçlü örneklerin de bulunduğuna işaret eden Gökçek, “Örneğin Mati Diop’un Atlantics filmi Senegal’deki göç krizini anlatırken yerel mitolojiyi, hayalet anlatılarını ve sömürge sonrası travmayı koruyabiliyordu. Bu nedenle film hem evrensel hem de son derece yereldi.” diye konuştu.Afrika sinemasının küresel dolaşıma girmek için kendi hafızasını, dillerini ve estetik biçimlerini feda etmek zorunda kalmaması gerektiğinin altını çizen Gökçek, “Çünkü kültürel özgünlüğün kaybı yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda politik bir kayıptır.” yorumu yaptı.- Afrika sineması küresel ölçekte dolaşıma giren bir tüketim nesnesine dönüştüFırat Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Yunus Namaz ise dijital platformların Afrika sinemasını yalnızca dağıtım kanalları açısından değil, üretim mantığı açısından da yapısal olarak dönüştürdüğünü belirterek, “Bir filmin Dakar’da çekilip Lagos’ta görülememesi fakat Netflix’te yüzlerce ülkeye ulaşabilmesi, hem bir özgürleşme hem de yeni bir teslimiyetin hikayesidir.” dedi.Namaz, Netflix gibi dijital platformların Afrika sinemasını dağıtım, prodüksiyon kalitesi ve içerik yönünden köklü şekilde dönüştürdüğünü söyledi.Platformların talepleri doğrultusunda film bütçeleri ve prodüksiyon standartlarının büyük ölçüde arttığını kaydeden Namaz, bu yapısal dönüşümün hikayelerin Afrika’daki yerel halktan ziyade küresel izleyicilere ve seçkin elitlere hitap edecek şekilde evrenselleştirilmesine yol açtığını dile getirdi.Namaz, “Blood & Water”, “Queen Sono” ve “Shanty Town” gibi yapımların bütçe ve teknik kalite bakımından uluslararası standartlara yaklaşmasının, içerik üretim süreçlerinde platformların tercihlerinin belirleyici hale gelmesine yol açtığını ifade etti.Netflix’in satın aldığı ilk Nijerya yapımı olan “Lionheart” filminin dijital platformların Afrika sinemasına erişim ve görünürlük açısından yeni olanaklar sunarken aynı zamanda yeni kültürel bağımlılık biçimlerini de ürettiğini gösterdiğinin altını çizen Namaz, küresel platformların Afrika’nın gerçek hikayelerini yansıtma konusunda ciddi bir gerilim oluşturduğunu vurguladı.Namaz, “Bu gerilimin iki ucunda küresel görünürlük kazanmak ile yerel özgünlüğü korumak arasındaki çatışma yatıyor.” ifadelerini kullandı.Netflix gibi platformların Afrika yapımlarına daha önce erişilemeyen bütçeler ve uluslararası dolaşım alanı sağladığına işaret eden Namaz, “Ancak bu görünürlük çoğu zaman Batılı izleyicilerin ve genel anlamda kitlesel izleyicilerin beklentilerine göre şekillenebiliyor.” diye konuştu.“Azali” filminin küresel izleyiciye daha erişilebilir görünmek adına yerel dil kullanımını sınırladığını anımsatan Namaz, benzer biçimde Lionheart filminin klasik Nollywood estetiğinden uzaklaşarak daha uluslararası bir anlatı kurmaya yöneldiğine değindi.Afrika sinemasının hala Batılı bakış açısıyla değerlendirildiğini ifade eden Namaz, “Bugün Afrika’ya ait sinemanın önemli bir bölümü hala Avrupalı/Amerikalı film yazarları tarafından değerlendiriliyor. Bu yazarların referans çerçevesini ise Avrupa sanat sineması geleneği oluşturuyor.” dedi.Cannes, Berlin ve Venedik gibi festivallerin Afrika’nın ne kadar anlatıldığına ve hangi yapımların önemli olduğuna karar veren mekanizmalar olduğunu söyleyen Namaz, “Asıl sorun burada, bu platformların ve yapım şirketlerinin ‘Afrika hikayesi’ olarak öne çıkardıkları içeriklerin çoğunlukla yoksulluk, vahşet, yolsuzluk üçgeninde gezinmeye devam etmesinde saklı.” ifadelerini kullandı.Batı’nın onayını arama çabasının en net örneklerinden birinin “Lionheart” olduğunu belirten Namaz, “Bu film, Netflix izleyicisine ve küresel standartlara uymak adına büyük oranda İngilizce çekiliyor, ancak paradoksal bir şekilde, Batılı bir otorite olan Oscar Akademisi tarafından ‘filmin yabancı dilde olmaması’ gerekçesiyle diskalifiye edildi.” dedi.Afrikalı bağımsız yapımcıların Batı baskısından kurtulmak ve kültürel özgünlüklerini korumak için doğrudan küresel devleri aradan çıkaran stratejiler izlediğini kaydeden Namaz, “Funke Akindele, 'A Tribe Called Judah' filmini doğrudan Netflix’e satmak yerine hikayenin yerel izleyiciye hitap eden yapısını koruyarak sinemalarda gösterime soktu ve Nijerya’da gişe rekorları kırdı.” diye konuştu.Yerel izleyicilerin yapımlardaki aksan, gelenek ve kültürel detay hatalarını fark ettiğini söyleyen Namaz, “Platformlar daha çok siyahi Amerikan deneyimini merkeze alan ‘evrensel’ temsil anlayışına maruz kalmaktadır.” ifadesini kullandı.Genç Afrikalı izleyicilerin kendi toplumlarını giderek platformların sunduğu “filtrelenmiş imgeler” üzerinden algılamaya başladığını anlatan Namaz, “Başarı, modernlik ve özgürlük gibi kavramlar Batılı yaşam tarzlarıyla özdeşleşirken; kırsal yaşam, yerel diller ve geleneksel kültür kimi zaman geri kalmışlıkla ilişkilendirilebilmektedir.” dedi.Namaz, küresel dolaşıma girme arzusunun birçok Afrikalı yapımcıyı daha “evrensel”, hızlı tüketilebilir ve algoritmalar tarafından öne çıkarılabilecek içerikler üretmeye yönlendirdiğini dile getirdi.Bununla birlikte dijital platformların genç Afrikalı sinemacılara devlet sansürü, dağıtım tekelleri ve Batılı festival çevreleri dışında alternatif bir görünürlük alanı sağladığını ifade eden Namaz, “Özellikle YouTube merkezli bağımsız içerik üretimi, düşük bütçeli ama yerel deneyime daha yakın hikayelerin dolaşıma girmesine imkan tanımaktadır.” değerlendirmesinde bulundu.Netflix ve benzeri platformların içerik standartlarının belirli bir görsel dil dayattığını söyleyen Namaz, “Lagos’ta çekilen bir dizi artık Seul’de çekilen bir diziyle aynı ritimde akmak zorunda hissediyor kendini. Bu durum yerel anlatı geleneklerini, Afrika sinemasının en özgün yanlarından birini aşındırıyor.” ifadelerini kullandı.Platformların öne çıkardığı Afrika hikayelerinin çoğunlukla kentli, eğitimli ve orta-üst sınıf karakterler üzerinden kurulduğunu kaydeden Namaz, bunun kıtanın çeşitliliğini göstermek açısından kazanım, kırsal Afrika, yerel dil ve geleneksel yaşam biçimlerini görünmez kıldığı için kayıp olduğunu söyledi.
Namaz, küresel platformların Afrika hikayelerini evrenselleştirirken yerel özgünlüğü azalttığı eleştirilerine ilişkin de “Platformlar, Afrikalı sinemacıları sansürlemiyor, ‘evrensel’ formatların içine davet ediyor ve bu davetin bedeli çoğu zaman sessizce ödeniyor.” yorumunu yaptı.Platform algoritmalarının suç, gerilim, romantik komedi ve gençlik filmleri gibi belirli türleri ödüllendirdiğinin altını çizen Namaz, “Yeni nesil Afrika filmcisi, finansmana erişmek istiyorsa bu kriterlere göre yazıyor, kurguluyor, biçimlendiriyor.” dedi.




