İstanbul Haberleri - GÜLSELİ KENARLI - Bilim insanları, okyanus ve denizlerin ısınma ve kirlilik başta olmak üzere çoklu baskılara maruz kaldığını, Türkiye'de düzenlenecek COP31'in, bu sorunların gündeme getirilmesinde önemli bir platform olacağını belirtiyor.Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, okyanusların karşı karşıya kaldığı zorluklar konusunda toplumlara farkındalık kazandırılması amacıyla 2008'de aldığı kararla 8 Haziran'ı Dünya Okyanus Günü kabul etti.Her yıl farklı temaların işlendiği Dünya Okyanus Günü'nün bu yılki teması, Yeniden hayal et: Bildiğimiz dünyanın ötesinde, okyanuslarımızla yeni bir ilişki olarak belirlendi.Dünyanın iklim sisteminin düzenlenmesinde kritik rol oynayan okyanuslar, artan sıcaklıklar, kirlilik ve biyolojik çeşitlilik kaybı nedeniyle giderek büyüyen baskılarla karşı karşıya bulunuyor.İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu, AA muhabirine, okyanusların uzun yıllardır insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerini soğurduğunu ancak artık çoklu çevresel baskılar altında işlevsel sınırlarına yaklaştığını söyledi.Gazioğlu, Küresel karbon emisyonlarının yaklaşık üçte biri ve insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan fazla ısının yüzde 90'ından fazlası denizler tarafından tutuluyor. Ancak okyanuslar termal stres, asitlenme, oksijen azalması, plastik kirliliği, habitat kaybı ve biyoçeşitlilikteki gerileme gibi sorunlarla karşı karşıya. dedi.Gazioğlu, son dönemde düzenlenen Birleşmiş Milletler Okyanus Konferansı ile Türkiye'nin ev sahipliği yapmaya hazırlandığı COP31 sürecinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, iklim politikaları ile okyanus yönetişiminin artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.Deniz koruma alanlarının genişletilmesine ilişkin 30x30 hedefi belirlendiğini, bu kapsamda 2030 yılına kadar dünya kara ve deniz alanlarının en az yüzde 30’unun etkin koruma altına alınmasının amaçlandığını aktaran Gazioğlu, finansman eksikliği nedeniyle bu hedefin uygulanmasında zorluklar yaşandığını, deniz ekosistemlerinin korunmasına yönelik yatırımların Yeşil İklim Fonu gibi mekanizmalarla desteklenmesi gerektiğini kaydetti.Plastik kirliliğinin artık yalnızca kıyı bölgelerini ilgilendiren bir sorun olmaktan çıktığından bahseden Gazioğlu, okyanus akıntılarıyla taşınan milyonlarca ton plastiğin parçalanarak mikroplastiklere dönüştüğünü ve besin zincirine dahil olduğunu anlattı.Türkiye denizlerinde de iklim değişikliğinin etkilerinin daha görünür hale geldiğine dikkati çeken Gazioğlu, Marmara Denizi'nde müsilaj riski, Karadeniz'de oksijen yetersizliği ve kirletici baskısı, Akdeniz'de denizel sıcak hava dalgaları ile istilacı türlerin yayılımı ve Ege Denizi'nde kıyısal baskılar artıyor. dedi.Bu sorunlarla mücadelede sürekli çalışan oşinografik gözlem sistemleri, uydu destekli izleme altyapıları, yapay zeka destekli erken uyarı mekanizmaları ve disiplinler arası veri üretim sistemlerinin yaygınlaştırılmasının zorunlu hale geldiğini belirten Gazioğlu, özellikle Doğu Akdeniz gibi iklim değişikliğine karşı hassas bölgelerde bilim temelli deniz yönetimi anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.- COP31'in okyanuslar için önemiOrta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu, iklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı, kirlilik ve gıda güvenliği gibi küresel sorunların denizlerle doğrudan bağlantılı olduğunu, bu nedenle denizlerin iklim politikalarının merkezinde yer alması gerektiğini söyledi.COP31'in Antalya'da düzenlenecek olmasının Türkiye için önemli bir fırsat olduğunu dile getiren Salihoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:COP31'i yalnızca bir iklim zirvesi değil, aynı zamanda güçlü bir 'Deniz COP'u' olarak değerlendirmeliyiz çünkü iklim değişikliğinin en görünür etkileri denizlerde ortaya çıkıyor. Denizlerde ısınma, asitlenme, oksijen kaybı ve ekosistem bozulmaları giderek artıyor. Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili ve stratejik konumda bir ülke. COP31 süreci Türkiye'nin denizler, iklim uyumu, mavi Ekonomi ve bölgesel işbirliği alanlarında öncü bir gündem oluşturması için önemli fırsatlar sunuyor.Denizlerin üzerindeki plastik kirliliği, aşırı avcılık, habitat kaybı ve deniz suyu sıcaklıklarındaki artışın aynı anda ilerlediğine işaret eden Salihoğlu, Artık sadece denizleri korumaktan değil, denizleri kullanma biçimimizi yeniden tasarlamaktan söz etmemiz gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.- Akdeniz tropikleşiyor, Karadeniz AkdenizleşiyorTürk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, daha önce Portekiz ve Fransa'da düzenlenen BM Okyanus Konferanslarına katılarak Akdeniz ve Karadeniz'de iklim değişikliğinin izlenmesine ilişkin çalışmaları paylaştığını, son 50 yılda Akdeniz'in tropikleşme, Karadeniz'in ise Akdenizleşme eğilimi gösterdiğini söyledi.Bu değişimlerin izlenmesinde yabancı türlerin önemli göstergeler olduğunu ifade eden Öztürk, 1904 yılında Süveyş Kanalı üzerinden Kızıldeniz'den Akdeniz'e geçen yalnızca 6 türün kaydı bulunurken, 2021 itibarıyla bu sayı 1000'i aştı, bunların yaklaşık 700'ü Akdeniz'e yerleşti. diye konuştu.Türkiye sularındaki balık türlerinin en az yüzde 10'unun yabancı kökenli olduğunu bildiren Öztürk, şöyle devam etti:Akdeniz'de su sıcaklıklarının artmasıyla birlikte Kızıldeniz kökenli türlerin bölgeye uyumu kolaylaştı. Kızıldeniz'den gelen ve yerleşen 6 mercan türünün görülmesi de tropikleşmenin önemli göstergelerinden biri. Akdeniz'de adeta bir 'Kızıldenizleşme' süreci yaşanıyor, bu da iklim değişikliğine karşı canlı topluluklarının uyum kapasitesini ortaya koyuyor.Karadeniz'de de benzer şekilde değişimlerin gözlendiğine değinen Öztürk, düşük tuzluluk ve nispeten soğuk yapısına rağmen balon balığı ve mavi yengeç gibi yabancı türlerin görüldüğü bilgisini verdi.Karadeniz'deki Akdenizleşme eğiliminin 1950'li yıllarda başladığını ve artarak sürdüğünü ifade eden Öztürk, bu değişimlerin anlaşılabilmesi için özellikle Marmara Denizi'nin bilimsel yöntemlerle sürekli izlenmesinin önem taşıdığı tespitini paylaştı.Öztürk, sözlerini şöyle tamamladı:Deniz taşımacılığı, balıkçılık ve diğer ekonomik faaliyetler nedeniyle denizlerden önemli ölçüde faydalanılıyor. Türkiye'nin bölgesel ölçekte çevre ve deniz koruma girişimlerinde öncü rol üstlenmesi gerekiyor. 2030 yılında düzenlenecek yeni Birleşmiş Milletler (BM) Okyanus Konferansı'na Türkiye'nin ev sahipliği yapması, ülkenin denizlerin korunması ve sürdürülebilir yönetimine ilişkin çalışmalarını uluslararası platformda paylaşması açısından önemli fırsat sağlayabilir.
Yerel Haberler
Yayınlanma: 08 Haziran 2026 - 11:09
Okyanusların maruz kaldığı baskılar COP31'in önemini artırıyor
İstanbul - İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Cem Gazioğlu: - Küresel karbon emisyonlarının yaklaşık üçte biri ve insan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan fazla ısının yüzde 90'ından fazlası denizler tarafından tutuluyor. Ancak okyanuslar termal stres, asitlenme, oksijen azalması, plastik kirliliği, habitat kaybı ve biyoçeşitlilikteki gerileme gibi sorunlarla karşı karşıya - ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Barış Salihoğlu: - COP31'i yalnızca bir iklim zirvesi değil, aynı zamanda güçlü bir 'Deniz COP'u' olarak değerlendirmeliyiz çünkü iklim değişikliğinin en görünür etkileri denizlerde ortaya çıkıyor. Denizlerde ısınma, asitlenme, oksijen kaybı ve ekosistem bozulmaları giderek artıyor
Yerel Haberler
08 Haziran 2026 - 11:09

EDİTÖR

Anadolu Ajansı haberleri. Anadolu Ajansı Son dakika gelişmeleri. Bu haber Anadolu Ajansı tarafından servis edilmiştir. Anadolu Ajansı tarafından...
İlginizi Çekebilir

