Ankara Haberleri - GÜLŞEN ÇAĞATAY - ABD-İsrail ile İran arasında 1,5 aydır devam eden savaş, enerji güvenliği sağlanmadan ulusal güvenliğin sürdürülemeyeceğini bir kez daha ortaya koyarken, arz kaygılarının giderilmesinde ve savaşın ekonomik etkilerinin azaltılmasında enerji verimliliğinin önemi giderek artıyor.
Savaş nedeniyle fosil yakıt fiyatlarında yaşanan artış, elektrik, ulaşım, sanayi ve gıda maliyetlerini yükseltirken, hükümetler enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık veriyor.Enerji Verimliliği Derneği Başkanı Ahmet Erdem, AA muhabirine, savaşın ortaya çıkardığı ekonomik koşullarda enerji güvenliğiyle desteklenmeyen bir ulusal stratejinin sürdürülebilir olmayacağını söyledi.Erdem, Türkiye'nin enerji politikasındaki uzun vadeli vizyona işaret ederek, Savaş boyunca enerjide yaşanan süreç, ülkemizin uzun yıllardır kararlılıkla sürdürdüğü enerji arzını çeşitlendirme ve yerli kaynak kullanımını artırma politikasının ne kadar doğru ve öngörülü olduğunun en somut göstergesidir. dedi.Arz güvenliğinin sağlanması ve enerji maliyetlerinin Ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesinde enerji verimliliğinin kilit rol oynadığını vurgulayan Erdem, Türkiye'de enerji arzında sıkıntı yaşanmadığını ancak krizin ekonomik etkilerini azaltmak için verimliliğe daha fazla önem verilmesi gerektiğini ifade etti.Erdem, şu anda yaşanan arz şokunun 1973'teki petrol krizinden daha büyük olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:Son gelişmeler enerji güvenliği olmadan ulusal güvenliğin sağlanamayacağını daha net ortaya koydu. Enerji hayatın her alanında yer alıyor. Petrol ve doğal gaz yalnızca yakıt değil, birçok sektör için temel ham madde durumunda. Krizden kısa vadede Asya ülkeleri etkilendi. Avrupa'da ise yaz aylarıyla birlikte artan seyahat döneminde enerji talebi yükselecek. Bu nedenle birçok ülke enerji tasarrufu kampanyası başlattı. Enerji verimliliği hem arz güvenliğinin sağlanmasında hem de enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünü azaltmada kilit rol oynuyor. Ayrıca enerji tüketimi kaynaklı karbon salımlarının azaltılmasında da kısa vadede en etkili çözüm.- Türkiye enerji krizini kısıntıya gitmeden yönettiAsya ve Avrupa'daki ülkelerin arz riskiyle karşı karşıya olduğu dönemde Türkiye'nin enerji güvenliği açısından daha güçlü ve hazırlıklı bir konumda bulunduğunu vurgulayan Erdem, Türkiye bu krizi şu ana kadar enerji kısıntısına gitmeden yönetmeyi başardı. dedi.Erdem, petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak ve tüketicinin bütçesine etkisini azaltmak için akaryakıtta eşel mobil sisteminin devreye alındığını belirterek, Akaryakıt ve LPG'de artışların ÖTV'den düşülmesi uygulamasında şu anda motorin ve LPG'nin ÖTV'si sıfırlandı, benzinde ise çok düşük bir rakam kaldı. Bu sayede ülkemizdeki artış oranları birçok ülkeye kıyasla düşük kaldı. dedi.Savaşla oluşan fiyat dalgalanmalarının Türkiye'de ürün tedarikinde bir sorun oluşturmadığını ancak ekonomi üzerinde etki yarattığını anlatan Erdem, Petrolün varil fiyatındaki 1 dolarlık bir artış Türkiye'ye yaklaşık 400 milyon dolar ek maliyete yol açıyor. Fiyatlardaki artışı düşündüğümüzde bu rakam, enerji fiyatlarının ekonomi üzerinde ne denli büyük bir etkisi olduğunu gözler önüne seriyor. ifadelerini kullandı.Erdem, Uluslararası Enerji Ajansı'nın 10 maddelik Petrol Şoklarından Korunma raporuna değinerek, Raporda otoyollarda hız limitlerinin düşürülmesi, uzaktan çalışma, toplu taşımanın teşvik edilmesi, verimli sürüş tekniklerinin yaygınlaştırılması ve pişirmede elektrifikasyona geçiş gibi önlemler yer alıyor. Bu eylemlerin büyük çoğunluğu doğrudan enerji tasarrufu ve verimlilik odaklı olarak değerlendiriliyor. diye konuştu.Enerji verimliliğinin toplumsal boyutuna da dikkati çeken Erdem, Enerji verimliliği artık sadece teknik bir konu değildir. Toplumun tüm kesimlerinin ülke ekonomisine, iş ve aile bütçesi ile çevrenin korunmasına katkı sağlayabileceği, kaybedeni olmayan bir konudur. Bu konuda çeşitli alanlarda devlet desteği ve teşvik programları da vardır. Her vatandaşın, her kurumun ve her sektörün üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi şarttır. değerlendirmesinde bulundu.
Savaş nedeniyle fosil yakıt fiyatlarında yaşanan artış, elektrik, ulaşım, sanayi ve gıda maliyetlerini yükseltirken, hükümetler enerji maliyetlerini düşürmek amacıyla yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık veriyor.Enerji Verimliliği Derneği Başkanı Ahmet Erdem, AA muhabirine, savaşın ortaya çıkardığı ekonomik koşullarda enerji güvenliğiyle desteklenmeyen bir ulusal stratejinin sürdürülebilir olmayacağını söyledi.Erdem, Türkiye'nin enerji politikasındaki uzun vadeli vizyona işaret ederek, Savaş boyunca enerjide yaşanan süreç, ülkemizin uzun yıllardır kararlılıkla sürdürdüğü enerji arzını çeşitlendirme ve yerli kaynak kullanımını artırma politikasının ne kadar doğru ve öngörülü olduğunun en somut göstergesidir. dedi.Arz güvenliğinin sağlanması ve enerji maliyetlerinin Ekonomi üzerindeki yükünün hafifletilmesinde enerji verimliliğinin kilit rol oynadığını vurgulayan Erdem, Türkiye'de enerji arzında sıkıntı yaşanmadığını ancak krizin ekonomik etkilerini azaltmak için verimliliğe daha fazla önem verilmesi gerektiğini ifade etti.Erdem, şu anda yaşanan arz şokunun 1973'teki petrol krizinden daha büyük olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:Son gelişmeler enerji güvenliği olmadan ulusal güvenliğin sağlanamayacağını daha net ortaya koydu. Enerji hayatın her alanında yer alıyor. Petrol ve doğal gaz yalnızca yakıt değil, birçok sektör için temel ham madde durumunda. Krizden kısa vadede Asya ülkeleri etkilendi. Avrupa'da ise yaz aylarıyla birlikte artan seyahat döneminde enerji talebi yükselecek. Bu nedenle birçok ülke enerji tasarrufu kampanyası başlattı. Enerji verimliliği hem arz güvenliğinin sağlanmasında hem de enerji maliyetlerinin ekonomi üzerindeki yükünü azaltmada kilit rol oynuyor. Ayrıca enerji tüketimi kaynaklı karbon salımlarının azaltılmasında da kısa vadede en etkili çözüm.- Türkiye enerji krizini kısıntıya gitmeden yönettiAsya ve Avrupa'daki ülkelerin arz riskiyle karşı karşıya olduğu dönemde Türkiye'nin enerji güvenliği açısından daha güçlü ve hazırlıklı bir konumda bulunduğunu vurgulayan Erdem, Türkiye bu krizi şu ana kadar enerji kısıntısına gitmeden yönetmeyi başardı. dedi.Erdem, petrol fiyatlarındaki yükselişin enflasyon üzerindeki etkisini sınırlamak ve tüketicinin bütçesine etkisini azaltmak için akaryakıtta eşel mobil sisteminin devreye alındığını belirterek, Akaryakıt ve LPG'de artışların ÖTV'den düşülmesi uygulamasında şu anda motorin ve LPG'nin ÖTV'si sıfırlandı, benzinde ise çok düşük bir rakam kaldı. Bu sayede ülkemizdeki artış oranları birçok ülkeye kıyasla düşük kaldı. dedi.Savaşla oluşan fiyat dalgalanmalarının Türkiye'de ürün tedarikinde bir sorun oluşturmadığını ancak ekonomi üzerinde etki yarattığını anlatan Erdem, Petrolün varil fiyatındaki 1 dolarlık bir artış Türkiye'ye yaklaşık 400 milyon dolar ek maliyete yol açıyor. Fiyatlardaki artışı düşündüğümüzde bu rakam, enerji fiyatlarının ekonomi üzerinde ne denli büyük bir etkisi olduğunu gözler önüne seriyor. ifadelerini kullandı.Erdem, Uluslararası Enerji Ajansı'nın 10 maddelik Petrol Şoklarından Korunma raporuna değinerek, Raporda otoyollarda hız limitlerinin düşürülmesi, uzaktan çalışma, toplu taşımanın teşvik edilmesi, verimli sürüş tekniklerinin yaygınlaştırılması ve pişirmede elektrifikasyona geçiş gibi önlemler yer alıyor. Bu eylemlerin büyük çoğunluğu doğrudan enerji tasarrufu ve verimlilik odaklı olarak değerlendiriliyor. diye konuştu.Enerji verimliliğinin toplumsal boyutuna da dikkati çeken Erdem, Enerji verimliliği artık sadece teknik bir konu değildir. Toplumun tüm kesimlerinin ülke ekonomisine, iş ve aile bütçesi ile çevrenin korunmasına katkı sağlayabileceği, kaybedeni olmayan bir konudur. Bu konuda çeşitli alanlarda devlet desteği ve teşvik programları da vardır. Her vatandaşın, her kurumun ve her sektörün üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi şarttır. değerlendirmesinde bulundu.






