Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen sinema Atölyesi'nde, kendi sinema yolculuğundan Türk sinemasının dünü ve bugününe, senaryo ve yönetmenlik deneyimlerinden yapay zekaya kadar birçok konuda soruları yanıtladı.Çok kısıtlı bütçeyle çektiği ilk filmi Tabutta Rövaşata'nın Türk sinema tarihinde, Yeni Türk Sineması'nı başlatan bir dönüm noktası haline gelmesiyle ilgili olarak Zaim, "Hiç aklımın ucundan bile geçirmediğim şeylerdi bunlar. Yani ben filmin çekimini bitireyim o bana yeter diye düşünüyordum." dedi. Bu nedenle filmin başarısının kendisini şaşırttığını belirten Zaim, "Antalya'da “En İyi Film” diye anons edildiğimde etrafa bakındım. Yani 'Kim, nasıl yani, biz mi?' filan dediğimi hatırlıyorum. 'Olamaz ki' dedim. Duygum buydu sahneye çıkarken. Yani böyle bir şeyin olma ihtimali... İnanamamıştım." ifadesini kullandı."Kimsenin kimseye bakmadığı, bir dilim ekmek vermediği Los Angeles'ta" kısıtlı bütçeyle film çekilebiliyorsa, çevresinden destek alabileceği Türkiye'de rahatlıkla film yapabileceğini düşünerek yola çıktığını anlatan Zaim, "Sinema yapmaya çalışan adamın önünde kimse duramaz dememin altında yatan sebeplerden bir tanesi de budur. Açık kalplilikle insanlara kendinizi açarsanız ve projenin de böyle bir sahici tarafı olursa size yardım edecek insan her zaman bulursunuz ve bunlar kaliteli insanlar da olurlar. Böyle bir inancım her zaman olacaktır. Ne olursa olsun yani karşılaştığımız bütün duvarlara, hayırlara rağmen bu inancımı korumak yanlısıyım." dedi.Zaim, hep iyi bütçelerle film yapmanın bir yönetmeni köreltebileceğine de işaret ederek, "Bu bir tehlikedir. Arada başka tarz işlere de el atmanız lazım. Bu yaratıcılığınızı yağlamanızı sağlar. Farklı bir perspektifle kendinize bakmanızı sağlar. Bu yüzden bütçeli olarak yaptığım işlerden sonra tırnak işareti içerisinde gerilla ya da yarı gerilla tarzına dönmek hoşuma gidiyor." diye konuştu.Ayrıca, senaryosuz film denemeleri yapmayı sevdiğini dile getiren Zaim, "Bitmiş senaryolar var tamam ama bu seni hep bir yere götürüyor. Böyle olmasa, net senaryolar olmasa, hayat seni bir yerlere getirse, yapım koşullarını buna göre oluştursam, iyi niyetli, güzel insanlardan ekip kursam, oyuncular da böyle olsa neye giderim, nasıl bir iş elde ederim, acaba net bir senaryo olmadan o anda karşıma çıkan şeyle ben sahneleri yoğurmaya çalışsam ortaya ne çıkar, nasıl bir iş çıkabilir? Bunun peşine düşmeye çalıştım." dedi. Zaim, devir filmi ve Tavuri belgeselinin böyle ortaya çıktığını kaydetti.Çeşitli sanatların bir arada olduğu platformlar zinciri yaratmak istediğini aktaran usta yönetmen, yeni film projesiyle ilgili olarak da, "Fantastik bir şey yapmayı düşünüyorum. Bir paralel evrenler hikayesi yapmak istiyorum. Hiç şu ana kadar yaptığım hiçbir şeye benzemeyen bir iş yapacağım." dedi.Söyleşinin ilgili bölümü şöyle:- "(Tabutta Rövaşata'nın tarihi başarısı) Hiç aklımın ucundan bile geçirmediğim şeylerdi"Barışkan Ünal: Tabutta Rövaşata sizin ilk filminiz ve çok kısıtlı bir bütçeyle çektiniz. Hatta bunu "gerilla tarzı film" olarak tanımlıyorsunuz. Tam da bu ilk ve çok kısıtlı bütçeyle yapılan film Türk sinema tarihinde bir dönüm noktası oldu; Yeni Türk Sineması’nda sanat sinemasının başlangıcı sayılıyor. Filminizi yaparken böyle bir sonuç alacağınız hiç aklınıza geldi mi? Yola çıkarken düşünceniz ben Türk sinemasında özgün, yeni bir şey yapacağım mıydı, yoksa ilk Yönetmen olarak daha çok kendinize dair kendinizi kanıtlama süreci miydi?Derviş Zaim: Hiç aklımın ucundan bile geçirmediğim şeylerdi bunlar. Yani ben filmin çekimini bitireyim, o bana yeter diye düşünüyordum. Çünkü gerçekten fotokopi çektiğimiz, paranın hesabını yaparak işi sürdürüyorduk. Dolayısıyla aklımın ucundan bile geçmemişti. 17 günde çekersem dünyanın en mutlu adamı olacağım diye düşünüyordum. Gün sayıyordum. Nitekim 17'nci günde dünyanın en mutlu adamı olduğumu hatırlıyorum naçizane. Sadece bitirmek bile benim için çok önemli bir adım olmuş olacaktı. Öyle düşündüm. Sonra kendiliğinden geldi.Barışkan Ünal: Sonraki tepkileri nasıl buldunuz? O zaman sizi şaşırttı biraz ilk filminizde bunu yaşamak.Derviş Zaim: Gerçeği söylemem gerekirse evet şaşırttı. Antalya'da "En İyi Film" diye anons edildiğimde etrafa bakındım. Yani kim, nasıl yani, biz mi? filan dediğimi hatırlıyorum. Olamaz ki, dedim. Duygum buydu sahneye çıkarken. Yani böyle bir şeyin olma ihtimali... İnanamamıştım.- "Londra'da gittiğim kurs Tabutta Rövaşata'nın çıkmasını hazırlayan bir zaman dilimine dönüştü"Barışkan Ünal: Boğaziçi İşletme okudunuz. Sinemayla ilgili seçiminiz için de "en zor yolu seçtim" diyorsunuz. Sizi etkileyen bir şey olması lazım ki üniversitede veya sonrasında en zor yolu seçtim dediğiniz bir yolu seçtiniz. Özel bir hikayesi mi var?Derviş Zaim: Uzun hikaye. Ben alaylı olarak geldim. Sonradan sinemaya daldım ama alaylı olmanın da faydasını gördüm. Önce elim sobaya değdi, sobadan yandım ya da sobanın faydasını gördüm. Ondan sonra o işin mürekkebini yalamaya doğru gittim. Boğaziçi Üniversitesi'nde İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü'nde okurken tanıdığım Üstün Barışta Bey bana çok yardım etti. İlk sinemaya ilişkin sistematik bilgileri ondan öğrendim. Derslerin haricinde de beni görmeye devam etti ve beni kendi setine de davet etti. Seti ilk onun sayesinde gördüm. Bana çok başka bir şeyi de sağladı. Türkiye'de usta çırak ilişkisi içerisinde usta çırağı ezer. Bu bir gelenektir. Yönetmenler ustaları tarafından yakılır, kör edilir, kavrulur. O ustanın yordamıyla gitmek zorundasınız. Onun dışına çıkarsanız o usta sizi aforoz eder. Benim şansım şu oldu: Beni ezen biri olmadı. Bu çok büyük bir şanstı Türkiye için.Sonra İngiltere'de Warwick Üniversitesi'nde yüksek lisansta kültürel çalışmalar okudum. İlk romanımı yazmıştım. En azından hikaye edebilme, hikaye kurabilme konusunda deneyimlerim vardı. Orada hem literatürü görebilme şansım oldu hem sinema bölümüyle çok yakın ilişkilerimim oldu. Gece gündüz film izledim ve sinema bölümüyle tezimi yazdım. Onun bana çok büyük faydası oldu.Londra'da üç gün için bir hafta sonu gittiğim bir kurs Tabutta Rövaşata'nın çıkmasını hazırlayan bir zaman dilimine dönüştü. O kurs neydi? Bir gün Guardian gazetesinde şöyle bir ilan vardı: Amerikalı önemli prodüksiyon amiri Londra'ya geliyor. Çok büyük bir para istiyor, üç günde size nasıl Oscar alacağınızı anlatacak. Bir sürü referansları var altta, bunların arasında çok önemli Amerikalı yönetmenler var. Ben bursu yatırdım, oraya gittim. Gidince anladım ki bildiğim şeylerden de bahsediyordu ama endüstrinin gelişmiş olduğu ülkelerde endüstrinin yanında ve dışında ve altında nasıl iki paraya film yaparsınız onu anlatıyordu.Barışkan Ünal: Aslında tam da Tabutta Rövaşata'da lazım olan şeyler.Derviş Zaim: Aynen öyle. Çok net kanunlar var, belediye, devlet, vergiler, kiralamalar var, o var, bu var. Bütün bunların üstesinden nasıl geleceksin, ölmüş eşek fiyatına nasıl film çekeceksin, bunu anlatıyordu. Yanımda yönümde şu anda çok meşhur olan İngilizler yönetmen adayları vardı. 10 günde nasıl çekersin, 15 günlük paran varsa ne yapacaksın, hararetli tartışmalar oluyordu. Benim işime yaramıyordu bunlar ama bana şunu verdi: Abi bu adamlar yapıyorsa ben haydi haydi yaparım, burada bunu yapmayı, Los Angeles'ta kimsenin kimseye bakmadığı, bir dilim ekmek vermediği yerde bunu yapmayı düşünebiliyorsa ben bunu Türkiye'de yaparım dedim ve Türkiye'ye geldim.Yazdığım bir senaryo vardı, hala daha çekilmemiştir, Muz Eğrisi diye. Muz Eğrisi'ni Türkiye'de yapımcılara götürdüm. Boğaziçi'nden tanıdığım ve o sıralarda televizyona işler yapan bir iki yapımcıya gittim. Hiçbiri bana geri dönmedi. Sonra dedim ki bu iş başa düştü, Londra'da gördüğün o kurs var ya, o kurstaki gibi ölmüş eşek fiyatına çektin, çektin, yoksa bu iş bitecek dedim. O yüzden Tabutta Rövaşata'yı yazdım ve kolları sıvadım.Annem bana emekli ikramiyesinden 60 kutu negatif alacak parayı verdi. Süha Arın değerli belgesel film yapımcısı bana iki kamerayı ve iki tane ışığını verdi. Görüntü yönetmeni benim Hisar'dan kahveden arkadaşımdı. Ahmet Uğurlu'ya gittim, gelir misin dedim, gelirim ama dizim var dedi. Allah yardım etti, dizi kalktı. Tuncel Kurtiz gelmem dedi, zorla adamın canını sıktım. En sonunda lanet olsun geliyorum dedi. Bir sponsorum vardı. Bir yemek fabrikası, günde bir öğün yemek verdi. O öyle çektik 17 günde. Yani tamamen dayanışma ve insanlar arası ilişkilerle.- "Film yapmak isteyen adamın önüne kimse geçemez"Barışkan Ünal: Aslında genç sinemacılar için çok güzel bir örnek, sizin için çok zorlu bir süreç olsa da. Günün sonunda hakikaten azmediyorsanız ve elinizdeki iş çok iyi bir işse hala başarabilirsinizi gösteren bir film.Derviş Zaim: Hiçbir zaman sinema yapmak isteyenin önüne hiç kimse geçemez. Onu size net söyleyebilirim. Böyle ama benim size anlattığım Tabutta Rövaşata hikayesi ya da başka hikayeler, bunları mutlaklaştırmayın. Her zaman böyle film yapılacak diye bir durum buradan çıkmasın. Çünkü Tabutta Rövaşata'nın gelebileceği yer var, gelemeyeceği yer var. Bunların ayrımında olalım en başta söylediğim gibi. Ama film yapmak isteyen adamın önüne kimse geçemez.Seyirci sorusu: Eğer şu anki ortamda ilk filminizi yapsaydınız insanlardan yine yardım görür müydünüz sizce?Derviş Zaim: Maddi ve manevi aynı faydayı görür müydüm bilmiyorum. Bunu hesaplayamam, ölçemem. Çünkü ben değiştim, dünya değişti. İnsanlar çoğu Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ama farklı bir iş yapıldığı zaman ve insanlara açık konuşulduğu zaman insanların her zaman eğer gönüllerine hislenebilecek bir iş yaparsanız, size yardım etme ihtimalleri her zaman vardır. Bunu da savunuyorum. Zaten sinema yapmaya çalışan adamın önünde kimse duramaz dememin altında yatan sebeplerden bir tanesi de budur. Açık kalplilikle insanlara kendinizi açarsanız ve projenin de böyle bir sahici tarafı olursa, size yardım edecek insan her zaman bulursunuz ve bunlar kaliteli insanlar da olurlar. Böyle bir inancım her zaman olacaktır. Ne olursa olsun, yani karşılaştığımız bütün duvarlara, hayırlara rağmen bu inancımı korumak yanlısıyım.- "Arada başka tarz işlere de el atmanız lazım. Bu yaratıcılığınızı yağlamanızı sağlar"Barışkan Ünal: Tabutta Rövaşata'yı gerilla tarzı olarak tanımlıyorsunuz. Tam olarak gerilla tarzı film dediğiniz nedir?Derviş Zaim: Şimdi düzenli orduyla film yapmak ve gerilla tarzıyla film yapmak diye ayrımdan bahsetmemiz gerekiyor. Gerilla tarzı söz konusu olduğunda elinizde düzenli ve büyük bir bütçe, düzenli ekip yoktur. Dolayısıyla küçük bütçelerle, küçük ekiplerle çalışmak zorundasınızdır. Buna göre projeyi kurarsınız ve süreç öngörürsünüz. Yanlış izlenim olmaması için şu eklemeyi de yapmak zorundayım. Sinema üretiminde, hayatta hiçbir zaman hiçbir şeyi mutlaklaştırmamak lazım. Gerilla tarzı var olabilecek şeylerden sadece bir tanesi. Bazı işler vardır onu ancak gerillayla yapabilirsiniz. Bazı işler vardır, onu ancak bütçeyle yapabilirsiniz. Hatta bazı işler vardır ki onu parayla da yapamazsınız. Bunların ayrımına varmak gerekiyor ve bunun kokusunu almak gerekiyor.Kendi kariyerimde de böyle işler çok yaptım ve bunların sırasını da değiştirmeye gayret ediyorum. Yani Filler ve Çimen gibi göreli bütçeyle çalıştığım bir projeden sonra işin nereye gideceğini hiç bilmediğim bir proje yaptım: Devir. Neredeyse Tabutta Rövaşata'ya dönüş söz konusuydu. Flash bellek, bütçeli bir filmdi, en yüksek bütçeyle çalıştığım film o filmdi. Ondan sonra çıkardığım Tavuri, beş seneden beri çekimleri devam eden bir belgeseldi ama ortalıkta bir bütçesi yoktu. En azından başlangıcında böyle bütçeler yoktu. Bunları da makineyi yağlamak için yaptığımı söylemem gerekiyor. Bir metafor kullanıyorum.Makineyi yağlamaktan kastım ne? Bazen bütçelerle çalışa çalışa kendi yaratıcılığınızı hep bir yere doğru getirirsiniz. Bu bir tehlikedir. Arada başka tarz işlere de el atmanız lazım. Bu yaratıcılığınızı yağlamanızı sağlar. Farklı bir perspektifle kendinize bakmanızı sağlar. Kendinizi başka bir perspektiften ele almanızı sağlar. Bu yüzden bütçeli olarak yaptığım işlerden sonra tırnak işareti içerisinde gerilla ya da yarı gerilla tarzına dönmek hoşuma gidiyor.- "(Devir filmi) Deneyimin içerisine kendimi daha fazla bırakmak istedim"Barışkan Ünal: Bir konuşmanızda diyorsunuz ki "Filmi asıl yazarken kazanırsın" ama aynı zamanda mesela Devir gibi sadece sinopsisle yola çıktığınız filmleriniz de var. Bu noktada senaryo sizin için nerede duruyor? Bir filme başlamadan önce senaryoyu tamamen bitirmeye mi çalışıyorsunuz, yoksa o sizin için sadece bir genel taslak, bir yol haritası mı?Derviş Zaim: Devir'i o yüzden yaptım. Şimdi senaryoyu yazıyorsunuz. Seneler sonra, aylar sonra parayı buluyorsunuz ve parayla sete geçiyorsunuz. Fark ettim ki ben sette senaryoda yazdığımdan çok daha farklı durumlarla karşı karşıya kalıyorum ve iyi ki de öyle kalıyorum ve bundan zevk almaya başladım. Oyuncu benim kafamdaki oyuncu olmuyor ama onu yoğurmak hoşuma gidiyor. Işık, mekan, her şey sürprizler yapıyor. Hayat, bütçe akıyor. Onlarla boğuşmak zorunda kalıyorsunuz. Bunun üzerine daha fazla gideyim dedim.Çünkü biz sinema yaparken aslında hani bir sufi deneyim gibi, zen deneyimi gibi bir şeyi yoğurmaya çalışıyoruz ama yoğurmaya çalıştığımız şey aynı zamanda bizi yoğuruyor. Bu deneyimin içerisine kendimi daha fazla bırakmak istedim. O anın size verdiği bütün fırsatları sonuna kadar götürmeniz nasıl ürünlere yol açabilir sorusunu daha da derinleştirmeye çalıştım. Çünkü olmuş bitmiş senaryolar var, tamam ama bu seni hep bir yere götürüyor. Böyle olmasa, net senaryolar olmasa, hayat seni bir yerlere getirse, yapım koşullarını buna göre oluştursam, iyi niyetli, güzel insanlardan ekip kursam, oyuncular da böyle olsa neye giderim, nasıl bir iş elde ederim, acaba net bir senaryo olmadan o anda karşıma çıkan şeyle ben sahneleri yoğurmaya çalışsam ortaya ne çıkar, nasıl bir iş çıkabilir? Bunun peşine düşmeye çalıştım. Devir böyle bir şeyle ortaya çıktı.- "Tavuri'yi çekerken ben dahil üç kişi vardı"Derviş Zaim: Son çektiğim Tavuri de böyle işlerdi. Tavuri belgeseldir, benim çocukluk arkadaşımla ilgili bir filmdir. Çocukluk arkadaşım memleketin en büyük dolandırıcısı olmuştu. Onunla ilgili bir belgesel yapmak istedim ve onun da senaryosu yoktu. Senaryo kendiliğinden, zamanla çıktı. 5-6 yıla yayıldı, montajı senelerce sürdü. O da yolun içerisinde kendini bulan işlerden biri oldu. Böyle çalışmak hoşuma gidiyor. Ama bunlar için bütçenizin olmaması gerekiyor veya bütçenizin daha sonra bulunuyor olması ya da bunu karşılayabilecek yapım stratejisi kurmanız gerekiyor.Barışkan Ünal: Ama senaryosuz konu istemediğiniz çok yöne de gidebilir, bütünlük ortaya çıkamama riski var.Derviş Zaim: Çok. İlk filmimi yaparken Süha Arın değerli hocam beni kenara çekip "Oğlum seni bırakacak ekip" demişti. Adam bir şey biliyordu da söylüyordu. Milyonlarca örneği var. Şu anda Türk sinemasında kimse kimseye bir bardak su vermiyor. Haklılar.Barışkan Ünal: Neden?Derviş Zaim: İnsanların evine ekmek götürmesi lazım. İlk filminde sana yardım edebilirler. Üç hafta gelirler ama ilk film sonsuza kadar gitmez. İkinci film oldu, "ee param yok abi gel bana yardım et", olmaz. İnsanlar kaşeleri neyse onu isteyeceklerdir. Beş haftada çekilmesi gereken bir filmi üç haftada çekmeye kalkıştığında da o da olmuyor. Ne et oluyor ne balık oluyor sonra. Ama yapım koşullarını başka bir kafayla yapmaya çalıştığında ona göre işler çıkıyor. Ona göre mazotu, arabayı ayarlıyorsun ya da araba kullanmayacağım yaya gideceğim diyorsun. Mesela Tavuri'yi çekerken ben dahil üç kişi vardı. Bir arabaya ihtiyacımız vardı, malzemeyi arkaya koyuyorduk. Böyle çekebildik o filmi. Devir filminde de aynı şey söz konusuydu.Bir zamanlar Türk Sineması da böyleydi. Yönetmen dahil, bir minibüs dolusu insanla gidip geliniyordu. Malzeme de minibüsün tavanına konulurdu. Ömer Kavur bana bir minibüsle herkesin, oyuncular dahil sete gidildiğini, kariyerinin ilk döneminde Yusuf ile Kenan'ı öyle çektiğini anlatmıştır. Ancak çok büyük starlar, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Türkan Şoray varsa o bir arabayla getirilirdi belki. Şimdi karavanlar, starların karavanları, tuvalet karavanları... Film böyle yapılmaz ve bunun dönüşü de yok.- "Sanatların bir arada olduğu platformlar zinciri yaratmak istiyorum"Barışkan Ünal: Çamur, Gölgeler Suretler ve belgesel Paralel Yolculuklar’la Kıbrıs'a dair vermek istediklerinizi tamamladığınızı düşünüyor musunuz?Derviş Zaim: Hayır, hiçbir zaman devam eden bir sürece dair bütün laflar tamamlanmaz ama cümlelerimin en azından kırık dökük de olsa bir kısmına nokta koyduğumu düşünüyorum. Noktalama işaretleri bitti mi, hayır. Çünkü hayat devam ediyor.Barışkan Ünal: Rüya ve Rüyet.Derviş Zaim: Rüya, bir mimar kadının İstanbul'da bir cami yapmasını ele alınan bir filmdir. Sancaklar Cami diye gerçek bir yapıt var, Emre Arolat Bey'in yaptığı. Arolat o caminin kabası bitince tanıtımını çekmek için girişimlerde bulunmuştu. Beni de çağırma nezaketini gösterdi. Camiden öyle haberdar oldum. Daha bitmemişti, kabasını görünce oradan bir film yapabilme ihtimali beni heyecanlandırdı. Çünkü Türkiye'deki cami inşa etme, mimarinin kendisiyle ilgili sorular sorabilme ihtimalini bana bağışlayacağını düşünmüştüm. Ayrıca Türkiye'deki mimarinin ve inşaatın geldiği yerle ilgili sorular sorabilme gibi bir şansa da sahip olacaktım. Kısacası başıma dert aldım. O filme girdim. Rüya filmi öyle çıktı ortaya. İnşaat bitmeden ekip topladık. Bir kere daha elde edilemeyecek bir atmosferi yakalayabilmek için gittik çekimler yaptık. Kredimizi kullandık, sağ olsun ekibin tümüne, oyunculara teşekkür ediyorum böyle bir şeyi bana sağladıkları için.İkinci olarak her zaman kafamda bir metinler arasılık, bir "intertekstualitet" yaratmak vardı. Değişik sanatlar arasında sadece sinema için geleneksel sanatlarla ilgili yaptığım filmlerdekinden ibaret olmayan bir metinler arasılık yaratmak niyetim vardı. Başka sanatları da yaptığım işlerin içerisine katmayı düşündüm. Mesela bir roman yazdım. Adı Rüyet. Rüyet romanı, Rüya adlı film başlamadan önceki olayları ele alır. Karakterler aynıdır, farklı karakterler vardır. Ama öyle bir şey yapayım ki birbirlerinden bağımsız olarak okunabilsinler ya da izlenebilsinler dedim. Yani Rüya filmini izlemek ve ondan zevk alabilmek için Rüyet'i okumanız gerekmiyor. Keza tersi de doğru. Rüyet'i okuyup ondan zevk alabilmek için Rüya filmini izlemeniz gerekmiyor. Fakat o ikisini izlerseniz farklı bir okumaya da sahip olabilirsiniz.Bütün bunlar bittikten sonra bir edebiyat eseri ve bir sinema ve onların öncesinde benim mümessili olmadığım bir cami, mimari eser, bir üçlü sac ayağı, metinler arasılık ortaya çıktıktan sonra geçen yıl (2024) haziranda bir başka şey daha yaptım. İlk kez kariyerimde bir çağdaş sanat girişiminde bulundum. Adı Berzah. Lefkoşa Bienali'nin parçası olarak bütün romanı, önlü arkalı 1,5 metreye 2 metrelik bir bayrağa bastım. Sonra o bayrağı 7 metrelik bir göndere çektik. Bayrak şu anda Lefkoşa'da Çağlayan Parkı'nda göndere duruyor ve eriyor. Erimenin kendisi, bozulmanın kendisi enstalasyonun (yerleştirme sanatı) ve performansın kendisi halinde duruyor. Yani sinema, mimari, edebiyat ve çağdaş sanat bir metinler arasılık oluşturuyorlar. Bundan sonra da böyle şeyler yapmaya devam edeceğim. Çeşitli sanatların bir arada olduğu ve birbirleriyle konuşabildikleri, birbirlerine el verebildikleri, birbirlerini genişletebildikleri, birbirlerine ket vurabildikleri, birbirleriyle kavga edebildikleri bir platformlar zinciri yaratmak istiyorum.- "Dayak yeme sanatını öğrenmek gerekiyor. Dayak yemek iyi bir şeydir"Seyirci sorusu: Filler ve Çimen'de sizin yaşanmışlık veya tanıdığınız birisi üzerinden gidildi mi, tamamen hayal ürünü bir senaryo mu? Filmin başarısı senaryosu mu yoksa tanınmış isimlerle çalışmanızın faydası var mı?Derviş Zaim: Bir filmin nasıl karşılanacağı bağlamsaldır. Bazı filmler bazı zamanları beklerler, o zamanlar gelmeden anlaşılamazlar. Bazı filmler de vardır, hakkı teslim edilir. Kimi filmler vardır çok aşırı şekilde hakkı teslim edilir, gereğinden fazla alkışlanır. Bu hep olmuştur, olmaya da devam edecektir. Bunlara takılmamak gerekiyor.Alkışla olan ilginizi ve alakanızı ve düşkünlüğünüzü ve bağımlılığınızı iyi etüt etmeniz gerekiyor. Dayak yeme sanatını öğrenmek gerekiyor. Dayak yemek, hayır yanıtı almak iyi bir şeydir. İnsanlardan hayır yanıtı alırsanız, doğru yolda olduğunuzu anlayın. Dolayısıyla bu ikisi arasında güzel bir denge kurmaya çalışmak gerekiyor: Alkış ve dayak. Sürekli olarak alkışlanırsanız ortada tekin olmayan bir şey var demektir, sürekli dayak yerseniz yine ortada tekin olmayan bir şey vardır. Alkış her zaman her şekilde olursa özellikle kendini bilmeyen birisiyseniz çok yanlış yerlere sizi götürebilir. En iyisi nedir biliyor musunuz? Hem alkışlanmak hem de dayak yemek.-"Hiçbir zaman benimle ilgili olumlu ya da olumsuz herhangi bir şeye yanıt vermişliğim yoktur"Barışkan Ünal: O zaman arada eleştiri almayı seviyorsunuz.Derviş Zaim: Akıllı insanların söylediği ve de iyi niyetle söylediği şeyleri elbette dinlemek isterim. Akıllıdır ama belli bir perspektiften bakar, o perspektifine ben katılmıyorum ama akıllıca bir şey etti, onu dinlerim. Ama adam ahlaksız, kötü niyetli ise onu ciddiye almam. Zaten hiçbir zaman benimle ilgili olumlu veya olumsuz herhangi bir şeye yanıt vermişliğim yoktur. Dayak yemeyi kabul etmek gerekiyor. Bu yola çıkan adam dayak yiyecek. Eleştirilecek, eleştirileceksiniz, bundan daha doğal bir şey yoktur.Atilla Dorsay kariyerinin en kötü yazısını benim Tabut Rövaşata ile ilgili yazdı. Sonradan özür diledi, onu da söylemiş olayım. Saygıda kusur etmedik, kalkıp karşı yazılar yazmadık. Ama kendisi Türkiye'de olmayacak bir şeyi yaptı. Mesela üç yazı yazdı Tabutta Rövaşata ile ilgili. Sonra kitap çıkardı, orada ilk kötü yazısını koydu. Sonrasında ben bu filme tekrar bakacağım diye ikinci bir yazı yazdı. Üçüncü yazısında da ben bu filmi yanlış anlamışım, iyi filmmiş diye yazdı. Mesela böyle bir eleştirmen deneyimim vardır.Barışkan Ünal: Demek ki eleştiriler ve düşünceler zaman içerisinde değişebiliyor.Derviş Zaim: Değişebiliyor. Her zaman aynı şekilde insanların size aynı şekilde yaklaşmalarını bekleyemezsiniz. Kötü eleştiriler de olacaktır, olmalıdır da, olsun da. Eğer herkes sizi dediğim gibi alkışlıyorsa sizde yolunda gitmeyen bir şey vardır.- "(Yeni filmler) Bütçeleri bulmaya çalışıyorum"Barışkan Ünal: Bütün filmleriniz sizin için belki çocuklarınız gibidir ama isminizin yanınıza tek bir film konulmak istese, seçeceğiniz filminiz var mı?Derviş Zaim: Henüz çekmediğim film.Barışkan Ünal: Yeni bir proje var mı?Derviş Zaim: Ses enstalasyonu yapmak gibi niyetlerim var ama henüz ortada fol ve yumurta yok, sadece niyet var.Barışkan Ünal: Çekmeyi planladığınız film var mı?Derviş Zaim: Üç dört, üç dört projem var ama bunlar Tabut Rövaşata gibi olacak projeler değil. Bunların bütçeleri gerekiyor, bütçeleri bulmaya çalışıyorum.Barışkan Ünal: Tema olarak en son yaptığınız doğa filmlerine benzer mi, yoksa bu sefer de yeni bir anlatı, farklı biçim mi deneyeceksiniz?Derviş Zaim: Farklı bir biçim var. Fantastik bir şey yapmayı düşünüyorum. Bir paralel evrenler hikayesi yapmak istiyorum. Hiç şu ana kadar yaptığım hiçbir şeye benzemeyen bir iş yapacağım.(Sürecek)
Yerel Haberler
Yayınlanma: 15 Nisan 2025 - 11:15
Usta yönetmen Derviş Zaim ile Sinema Atölyesi: (2)
"(Tabutta Rövaşata'nın Türk sinemasında dönüm noktası olması) Aklımın ucundan bile geçmemişti. 17 günde çekersem dünyanın en mutlu adamı olacağım diye düşünüyordum" - "Los Angeles'ta kimsenin kimseye bakmadığı, bir dilim ekmek vermediği yerde (kısıtlı bütçeyle film) yapmayı düşünebiliyorlarsa ben bunu Türkiye'de yaparım dedim" - "Hiçbir zaman sinema yapmak isteyenin önüne hiç kimse geçemez. Onu size net söyleyebilirim" - "Alkışla olan ilginizi ve alakanızı ve düşkünlüğünüzü ve bağımlılığınızı iyi etüt etmeniz gerekiyor. Dayak yeme sanatını öğrenmek gerekiyor. Dayak yemek iyi bir şeydir. En iyisi nedir biliyor musunuz? Hem alkışlanmak hem de dayak yemek" - "Arada başka tarz işlere de el atmanız lazım. Bu yaratıcılığınızı yağlamanızı sağlar. Farklı bir perspektifle kendinize bakmanızı sağlar. Bu yüzden bütçeli olarak yaptığım işlerden sonra tırnak işareti içerisinde gerilla ya da yarı gerilla tarzına dönmek hoşuma gidiyor" - "(Yeni film projesi) Fantastik bir şey yapmayı düşünüyorum. Bir paralel evrenler hikayesi yapmak istiyorum. Hiç şu ana kadar yaptığım hiçbir şeye benzemeyen bir iş yapacağım"
Yerel Haberler
15 Nisan 2025 - 11:15

# Barışkan Ünal# Derviş Zaim# devir# film# Flaşbellek# senaryo# sinema# Tabutta Rövaşata# Tavuri# Türk Sineması# Yönetmen
EDİTÖR

Anadolu Ajansı haberleri. Anadolu Ajansı Son dakika gelişmeleri. Bu haber Anadolu Ajansı tarafından servis edilmiştir. Anadolu Ajansı tarafından...
İlginizi Çekebilir


