Dış ve Ekonomi Haberleri Yayın Müdürü Barışkan Ünal'ın moderatörlüğünde düzenlenen sinema Atölyesi'nde, kendi sinema yolculuğundan Türk sinemasının dünü ve bugününe, senaryo ve yönetmenlik deneyimlerinden yapay zekaya kadar birçok konu hakkında soruları yanıtladı.Artık gişeden büyük gelirler elde etmenin mümkün olmadığını dile getiren Zaim, "Seyirci değişti. TikTok'ların, sosyal medyanın bu denli hıza alıştırdığı bir çağda seyirci, 120 dakikalık plan sekanslarla örülü, tempo ve ritmi oldukça düşük bir filmi izleyecek yetkinlik, gelişmişlik ve incelmişlikte eski seyirciyi eskisi kadar bulabilme ihtimalimiz düşük." dedi.Zaim, seyirciye ulaşmak için filmleri ya platformlara satmak ya da YouTube'a koymak gerektiğini anlatarak, "Ya da bir televizyonla, bir platformla önceden anlaşacaksınız. Finanse edecek size filminizi. Onun estetik ve politik dayatmaları karşısında pek fazla söyleyecek bir şeyiniz kalmayacak. Bu da sizin kendinize ait söylemek istediğiniz şeyler bağlamında bir başka otosansüre yol açma ihtimali olabilir." diye konuştu.Sanat sinemasına da "çok incelmiş seyirci"nin gittiğine işaret eden Zaim, "(Onlarla ilgili de) Tezler, doktora tezleri yazılıyor. Onları kimse okumuyor. Kitaplar ortaya çıkıyor, tamam, ama o kadar oluyor." değerlendirmesinde bulundu.Yönetmen Zaim, yapay zekanın dışlanamayacak kadar hayatın içinde olduğunu, bu nedenle belirli ahlak felsefesi içinde nasıl kullanılacağının tartışılması gerektiğini belirtti.Dizi sektörüyle ilgili soru üzerine de Zaim, "Diziye bir itirazım yok. Şu anda Shakespeare yaşasaydı dizi yapardı." dedi.Türk dizilerinin Yeşilçam'ın ruhunu ve duygusunu yansıttığı için yurt dışında başarı sağladığını söyleyen Zaim, "Bunun da ezbere, yani bir formülle yapıldığını, bir teorik çerçevesi olduğunu zannetmiyorum. İnsanlar içinden geldikleri gibi yaptılar onları ve duygularıyla Yeşilçam'dan gelen, hikaye anlatma geçmişimizden gelen, toplum yapımızdan gelen bir anlayışla o filmleri yazdılar, ürettiler. O duygu devam etti filmlerde ve o yüzden başarılı oldular." ifadesini kullandı.Ancak dijital platformların Türk Sineması ve dizisi sektörüne etkilerinin tartışılması gerektiğini dile getiren Zaim, "Büyük katkıları var, büyük zararları var. Fiyatlar, bütçeler, yapı, alışkanlıklar, üretme yordamları, bütün bunlar açısından bakmak gerekiyor. Şu anda bir yerde çekimin olduğunu nereden anlıyorsunuz? 15 tane karavan görüyorsun. 15 karavan nedir arkadaş? Hollywood'da yok böyle bir şey. Herkes star olmuş. Ya film yapamazsın, dizi yapamazsın (böyle), böyle bir şey yok. Samimiyet olmaz o sette, sahicilik olmaz o sette. Belli bir yordamla gidersin. Ha buradan geri dönüş olur mu? Bilmiyorum." diye konuştu.Usta yönetmen, ilk filmini yapmak isteyenlere de "senaryoyu sağlam tutması" öğüdünde bulunarak, "Tavsiyelerimden bir tanesi de şu olacaktır: Üç perde anlatısı gibi yapmaya gayret edin, sonra bozmak istiyorsanız bozun. Minimalist bir iş yapmak mı istiyorsun, yürü oradan. Önemli ve kritik anları boşlayan anti klasik peşinde bir estetiğin arayışı içinde misin, üç perdeyi yaz, ondan sonra bunu yaz." dedi.Sette sesi duyulmayan bir Yönetmen olduğunu anlatan Zaim, etkilendiği yazarların başında ise Franz Kafka geldiğini kaydetti. Zaim, "Ama mesela Gogol'ün paltosundan çıktık hepimiz diye laf ederler ve Gogol'ü bir yere yerleştirdiler. Öyle isim zikredebileceğim birisi benim için yok ve bunu da pozitif, olumlu bir şey olarak kendim için söylemem gerekiyor." diye konuştu.- "İlk filmi yapana senaryoyu sağlam tutmasını tavsiye ederim"
Söyleşinin ilgili bölümü şöyle:Derviş Zaim: İlk filmini yapan insanı çok büyük tehlikeler bekler. Ritme hakim olmayabilir. Özellikle büyük oyuncularla, büyük yapımcılarla çalışıyorsa koşullar çok farklı olabilir. Dolayısıyla bir genelleme yapmak istemiyorum ama ilk filmi yapmaya kalkışan birisi olsa varsa ona senaryoyu sağlam tutmasını tavsiye ederim. Çünkü ben Tabut Rövaşata'yı yazdığımda çok sağlam bir senaryoydu. Her şeyi biliyordum ve aylarca, gece gündüz çalıştım. En ince detayına kadar biliyordum; nereden nereye gidilecek, ne kadar çekilecek, nasıl çekilecek, kimle çekeceğim, ezbere biliyordum.Barışkan Ünal: Bir röportajınızda özellikle senaryoda karakter, çatışma ve konsepte önem veriyorum demiştiniz. Sizin senaryo ya da bir film fikri düşündüğünüz zaman ana çıkış noktanız daha çok hangisi ya da değişiyor mu?Derviş Zaim: Nereden çıkacağı bir filmin belli değildir. Bazen karakterden hareket edersiniz. Tabut Rövaşata’da gerçekten tanıdığım bir araba hırsızını model alıp yazmıştım o karakteri. Bazen karakter size etki eder, bazen konseptten, bazen bir çatışmadan hareket edersiniz. Flashbellek filminde Suriye'deki o kan beni etkilemişti. O çatışmanın üzerine bir film çekebilir miyim diye düşünmüştüm.Nereden hareket ederseniz edin bu üç şeyi (karakter, çatışma ve konsept) bir araya getirmeniz lazım. Kutu bulmacaları vardır ya puzzle'ları bir araya getirirsiniz, film yapmak da en başta, yazmanın, sinopsisin oluşturmanın, bir dere yatağı oluşturmanın ilk aşaması budur. Bu üç sac ayağını bir araya getirmeniz gerekiyor. Bulmacanın birini buldunuz diyelim. Diyelim ki çatışmadan hareket ettiniz. Eksik olan iki parçayı bulacaksınız, karakteri bulacaksınız ve de konsepti bulacaksınız ve bunu çatışmayla organik biçimde bir araya getirebilmenin inceliğini bulacaksınız. Budur zor olan. Bunu yaptıktan sonra yavaş yavaş hikaye kendisini ortaya çıkarmaya başlar.Derviş Zaim: Tavsiyelerimden bir tanesi de şu olacaktır: Üç perde anlatısı gibi yapmaya gayret edin, sonra bozmak istiyorsanız bozun. Minimalist bir iş yapmak mı istiyorsun, yürü oradan. Önemli ve kritik anları boşlayan anti klasik peşinde bir estetiğin arayışı içinde misin, üç perdeyi yaz, ondan sonra bunu yaz. En önemli tavsiyem bu olacak.- "Amacımız bizim kaliteli yanlışlar yapmak olmalıdır"Seyirci sorusu: Bir yönetmen film yapım süreçleri içerisinde senaryosunda, hikayede bilmediği sularda yüzmeye başlarsa, kendi bizzat deneyimlemediği noktalarda film yapmaya başlarsa hangi konulara dikkat etmelidir?Derviş Zaim: Orada o suda boğulacağını net olarak söyleyebilirim. Dolayısıyla önce o suda yüzmeyi öğrensin; o suyu, denizi, tabiatı öğrensin, florayı, faunayı öğrensin. Yavaş yavaş yüzmeyi öğrensin. Ondan sonra orada kendi yolunu kendisi bulacaktır. Öğretmenlerini, tanımadığı öğretmenleri, bilmediği, görmediği başka insanları dinlemeye, kulak kabartmaya başlasın. Kulak kabarttığı zaman kendisine seslenecek birini muhakkak bulacaktır. Eğer siz kulak verirseniz bir şekilde birisi size seslenmeye başlar ve de o sesi duyarsanız ve onun üzerine bir şeyler koymaya başlarsanız, kendi yolunuzu yavaş yavaş inşa etmeye başlarsınız. Yanlış yaparsınız, yaptığınız yanlışlar sizin kalibreniz ve de çevrenin de el vermesiyle doğrulara doğru yavaş yavaş evrilebilir. Amacımız bizim kaliteli yanlışlar yapmak olmalıdır. Daha iyi nasıl yanlış yapabilirim meselesi benim için önemlidir. Siz de daha iyi yanlış yapmak yoluna gidin ama bunu da kavrulmadan yapın. Öyle yanlışlar yapalım ki bizi kavurmasın ama bizi daha enteresan yerlere götürsün. Bu iyi bir yolculuktur bence.- "Setimde hiçbir şekilde sesim duyulmaz"Barışkan Ünal: Sette nasıl bir yönetmensiniz?Derviş Zaim: Setimde hiçbir şekilde sesim duyulmaz. Bağırma çağırmaktan hoşlanmam. Kimse kimseye bağıramaz. Kimse kimseye sesini yükseltemez. Her şeyin tıkır tıkır akmasını isterim. Arada elbette bağıranlar, çağıranlar olur, Türkiye'de yaşıyoruz tabii ki, Türk'üz, ekiplerimizle, oyuncularımızla. Elbette kavga gürültü oluyordur, olmuştur, olacaktır ama sessiz, sakin bir set olmasını isterim. Sebebi ne, niçin biliyor musunuz?Eğer bir sette ses, bağırma çağırma varsa işler yolunda değil demektir. Bir de patronların sesinin soluğunun çıkmaması gerekir. Eğer patronunuzun sesi soluğu çıkmıyorsa işler yolunda demektir. Bir patron bağırıyorsa anlayın ki işten anlamıyor, kompleksleri vardır, çözemediği meseleler vardır. O yüzden bağırıyordur, çağırıyordur. Kendini bilen adam bağırmaz, çağırmaz. Zaten işler akıyor, gidiyor, delege ediyorsunuz, işler akıyor gidiyorsa niye bağırasınız, çağırasınız ki? Ben asistin yanında otururum. "Kes" derim, teşekkür ederim. İkinci lafım “evet geçiyoruz şuraya geçiyoruz, hazırlık yapılsın. Hazırız. Set, kes.” Bu kadar.- "(Etkilendiği yazarlar) Kafka önemlilerinden bir tanesi"Seyirci sorusu: Senaryolarınızı yazarken esinlendiğiniz ya da ilham aldığınız yazarlar var mı? Ve senaryolarınızı hazırladığınızda ilham kaynağınız genellikle ne oluyor, nelerden feyz alıyorsunuz?Derviş Zaim: Benim roman yazma serüvenimden bahsetmem gerekiyor. Tabut Rövaşata’dan önce roman yazdım. İki tane romanım var. Ares Harikalar Diyarında ve Rüyet. Dolayısıyla edebiyatla uğraştığım bir zaman dilimi hep var. Çok küçük yaşlarımdan beri edebiyatla uğraşıyordum. Nasıl hikaye inşa edilir, bunun koşulları nedir diye kendime çok sordum. Etkilendiğim Batı'dan ve bizden bir sürü isim var. Kafka önemlilerinden bir tanesi. Sonra Amerikalılar geldi. Amerikalıların stil, dil arayışları ilgimi her zaman çekti. Bunların senaryolarıma etki etmemesi imkansızdı. Elbette klasik sinema, klasik sinemanın büyük ustaları ve daha sonra anti klasiği, İtalyan Yeni Gerçekçilerini görmem, Avrupa sanat sinemasını görmem de şu ya da bu şekilde farkında olayım ya da olmayayım benim yapmaya çalıştığım şeyleri etkilemiştir.Ama mesela Gogol'ün paltosundan çıktık hepimiz diye laf ederler ve Gogol'ü bir yere yerleştirdiler. Öyle isim zikredebileceğim birisi benim için yok ve bunu da pozitif, olumlu bir şey olarak kendim için söylemem gerekiyor. Ben oradan aldığım bayrağı devam ettiriyorum diyebileceğim bir isim yok.Barışkan Ünal: Senaryolarınızı kendiniz yazan bir insan olarak aslında karakterleriniz sizin yaratıcılığınızdan doğuyor. Filmleriniz içerisinde kendinize daha yakın gördüğünüz, benden bir parça var, beni yansıtan yönü var dediğiniz karakter var mı?Derviş Zaim: Var. Söylemem ama. Bütün karakterler benim diyelim.- "Yapay zeka içimizde artık ve onu dışlayamayız"Seyirci sorusu: Günümüz dijital dünyasında hızlı tüketilen dijital içerikler, sosyal medya trendleri ve yapay zeka destekli senaryolar, birbirine benzeyen kimliksiz bir anlatı formu oluşturdu. Siz en başta kendi hikayenizi anlatmaya çabalayın dediniz. Şimdi bu biraz cesaret mi gerektiriyor günümüz dünyasında, yeni senaristler ve yönetmenlerin bu hızlı tüketim dünyasında ve benzerlik dünyasında nasıl ayakta kalabilir?Derviş Zaim: Yapay zeka gittikçe daha fazla hayatımızın bir parçası olacak ve yapmaya çalıştığımız işlerin de içine daha fazla girecek. İşin nereye doğru gideceği hep tartışılıyor. Bir ahlak felsefesi ile devam etmemizin iyi olacağını, tartışmayı devam ettirmemizin iyi olacağını düşünüyorum. Yapay zekaya bir itirazım yok. Yapay zeka içimizde artık ve onu dışlayamayız. Yani o 19. yüzyıl kapitalizmin makineleri kıran işçileri gibi yaparız. Anakronik hale düşürürüz kendimizi.Yapay zekayı kabul etmemiz lazım ama mesele burada onu nasıl kullanacağımız. Burada ahlak felsefesine girmemiz lazım. Nasıl ahlaki bir yaklaşımla yapay zekayı işlerimize dahil etmeliyiz? Faydacı olarak mı? Hayır. Faydacı bakış açısıyla gidersek duvara toslayacağımızı çok net olarak söyleyebilirim. Peki ne olacak? İyi ahlak felsefesini yapan filozoflara ihtiyacımız olacak ileride, aklı başında ne dediğini duyan ve dünyayı görebilen ahlak felsefesini anlayan insanlara ihtiyacımız olacak.Ama sezgilerim ve okuduklarım beni yanıltmıyorsa, Türkiye olarak işimize yarayacak en uygun ahlak felsefesinin ya da düşüncesinin melez biçimde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çok farklı felsefi akımların arasından bizim kendimize özel bir kokteyl yapmamız gerekiyor. Bu yüzden her an değişik zamanlarda, değişik dönemlerde ahlak felsefesinden anlayan, etikten anlayan, özellikle bu konuda yapay zeka ve etik konusunda mürekkep yalamış insanlara ihtiyacımız olacak.Bir de bu dediğimde yanılabilirim. Duygu meselesi üzerinde çok düşünmemiz ve dikkatli olmamız gerekiyor. Yapay zekanın gidebileceği yerlerin arasında duygu ne kertede var olacak ya da o saf duyguyu ne kertede yansıtacak? Belki de elimizdeki en önemli silahlardan bir tanesi bu. Ahlak felsefesi, duygu önemli silahlarımızdan biri. En azından görünür bir geleceğe kadar. İleride yapay yapay zeka duyguyu da elbette taklit edecek. Ama insan olarak bir duygularımız var ve o duygu meselesi beni düşündürüyor. Ridley Scott meşhur filmi şu anda hala daha gözümün önünde; Blade Runner.- "(Yapay zeka) Kesinlikle kullanılması gerekiyor"Barışkan Ünal: Yapay zekaya karşı değilim dediniz. Yapay zekayı bir senaryo yazımında veya filmde bazı sahnelerin yapay zekadan oluşturulması gibi konularda kullanır mısınız?Derviş Zaim: Kesinlikle kullanılması gerekiyor. Kullanılmasına hiçbir itirazım yok hatta kullanılmalıdır da. Ama dediğim gibi ahlak felsefesiyle bunun ortak gitmesi lazım. Yoksa duvara toslayacağız. Yani belirli etik sınırlar, belirli etik çerçeve içerisinde. Bütün her şeyi yapay zekaya veremezsin, vermemelisin de zaten. Fakat yapay zekayı kullanırken de dikkatli olman gereken ahlaki kriterler olması lazım. Bu ahlaki kriterleri hocaların sana öğretebilirler. İleride üniversiteler kurulurken bundan sonraki zamanlarda ahlak felsefesine, etiğe muhakkak, muhakkak, muhakkak ama sadece felsefe dersinin anlatıldığı bir 101 dersi olarak görmemek lazım bunu. Her durumda neler yapmalıyız, bu iş nerelere doğru gidebilir, nereden gol yeriz gibi işi bilenler tarafından yapılmış derslerin ve workshopların olması lazım. Şu anda gardımızı almamız bağlamında söyleyebileceğim melez bir etik konum ancak bizi kurtarabilir.- "Şu anda Shakespeare yaşasaydı dizi yapardı"Seyirci sorusu: Dizi sektörüne yaklaşımınız nedir? Bir dizi projesinde yer alma gibi bir düşünceniz veya geçmişte böyle bir girişiminiz oldu mu?Derviş Zaim: Diziye bir itirazım yok. Kategorik olarak yok. Yani şu anda Shakespeare yaşasaydı dizi yapardı, çok açık. Ama Türkiye'deki Yeşilçam, dizilerde yaşadı. Yeşilçam bittikten sonra dizilerde kendisini devam ettirdi. Şimdi platformlara sirayet etti. Türk dizilerinin en önemli özelliklerinden bir tanesi duygu. Duygunun regülasyonu, duyguyu ele alma biçimleri. Bu yüzden bu kadar ilgi çekiyorlar. Özellikle Latin Amerika, üçüncü ülkelerde, hatta gelişmiş ülkelerde, Balkanlarda bu kadar popüler olmalarını sağladı. Bunun da ezbere, yani bir formülle yapıldığını, bir teorik çerçevesi olduğunu zannetmiyorum. İnsanlar içinden geldikleri gibi yaptılar onları ve duygularıyla Yeşilçam'dan gelen, hikaye anlatma geçmişimizden gelen, toplum yapımızdan gelen bir anlayışla o filmleri yazdılar, ürettiler. O duygu devam etti filmlerde ve o yüzden başarılı oldular. Çok da farkında değildik. O duygunun, Yeşilçam'ın duygusunun şu ya da bu şekilde değişerek dönüşerek dizilerde devam ettiğini söylememiz gerekiyor.- "Dijital platformların Türk sinemasına, dizisine ne getirdiği, ne götürdüğü tartışılmalı"Derviş Zaim: Onun yanı sıra çok fazla dizi yapılıyor, iyi yapılıyor, bir sürü ülkeden daha rantabl yapılıyor, işi biliyoruz ama çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Platformların varlığını tartışmamız gerekiyor. Ya da platformun varlığının Türk sinemasına, Türk dizisine ne getirdiği, ne götürdüğü tartışılmalı. Tartışmaya bundan sonra daha fazla açık olacak.Barışkan Ünal: Sizce katkı mı getiriyor yoksa daha çok zararı mı oluyor?Derviş Zaim: Büyük katkıları var, büyük zararları var. Fiyatlar, bütçeler, yapı, alışkanlıklar, üretme yordamları, bütün bunlar açısından bakmak gerekiyor. Şu anda bir yerde çekimin olduğunu nereden anlıyorsunuz? 15 tane karavan görüyorsun. 15 karavan nedir arkadaş? Hollywood'da yok böyle bir şey. Herkes star olmuş. Ya film yapamazsın, dizi yapamazsın (böyle), böyle bir şey yok. Samimiyet olmaz o sette, sahicilik olmaz o sette. Belli bir yordamla gidersin. Buradan geri dönüş olur mu? Bilmiyorum.Çok basmakalıp, her zaman, iki sene öncesini, beş sene sonrasını da içerebilecek büyük laflar etmek istemiyorum ama yapım, finansman anlamında dezavantajlar var, avantajlar var. Mesela avantajları ne? İnsanlar en başta geldikleri zaman çok farklı işlerin ortaya çıkacağını düşündüler. Evet öyle de çıktı zaten. Piyasaya sıcak para geldi. İnsanlar önlerini görebildiler, sevindiler. Dışarıya açılacağımızı düşündük, dışarıyla daha fazla işbirliği yapılacağını, görünürlüğümüzün artacağını düşündük. Bunlar hala daha artılar. Ama büyük problemler var.- "Gişeden öyle büyük gelirlerin gelme ihtimali çok düşük. Seyirci de çok değişti"Seyirci sorusu: Bugünün seyircisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Öğrencilerim sinemaya gitmeyip platforma düşmesini bekliyor ama orada da filmin sonunu görebilen öğrenci çok az. Bizim de izlemekten hoşlandığımız yönetmenlerin filmleri bir ya da iki gün oynuyor. Yönetmenler sinema salonu bulabiliyor mu bu aşırı kapitalistik ortamda?Derviş Zaim: Ancak platforma satarsan rahatlıyorsun. Gişeden öyle büyük gelirlerin gelme ihtimali çok düşük. Seyirci de çok değişti. TikTok'ların, sosyal medyanın bu denli hıza alıştırdığı bir çağda seyirci, 120 dakikalık plan sekanslarla örülü, tempo ve ritmi oldukça düşük bir filmi izleyecek yetkinlik ve gelişmişlik ve incelmişlikte eski seyirciyi eskisi kadar bulabilme ihtimalimiz düşük. Dolayısıyla bunların büyük salonlarda geniş dağıtıma eskisi gibi girebilme ihtimalleri de düşük. Sinema artık çok farklı şeylerde yaşayacak. Ya müzelerde ya da festivaller çerçevesinde özel olaylarla birlikte ele alındığı zaman seyirci ilgisi sabitlenecek, özellikle bu ton filmler için. Ama Dune gibi, Star Wars gibi büyük ve özel efektlerle büyük starlarla yapılan prodüksiyon değerinin yüksek olduğu filmlerde yine seyirci yanına kız arkadaşını, eşini, dostunu alıp toplu izlemeyi tatmaya, tecrübe etmeye devam edecek.Bu ikisinin ayrımındaki gri alanda yine bir sürü seyirci konumlanacak. İşte o seyir deneyiminin bizi getireceği yerlerin ne olacağını teknoloji, ekonomi belirleyecek. Ona ait niş işler bulunacak önümüzdeki zamanlarda ve sinemanın kar maksimizasyonu, kapitalizmin kar maksimizasyonu böyle sağlanacak. Bunun arayışları devam ediyor şu anda. Bulunursa da Amerika'da bulunacak, Los Angeles'ta. Bu bulunana kadar bu keşmekeş, karmaşa devam edecek. Yani yine 30 kopya, 20 kopya gireceğiz. Belli seanslarda gireceğiz. Saat 12.00'den 21.30 seansına kadar eskiden girerdik, artık öyle şey olmayacak. Ona da haberi olan seyirci gelecek, 3 kişi, 5 kişi gelecek.- "Otosansüre yol açma ihtimali olabilir"
Derviş Zaim: Platforma satarsanız şanslısınız. Aksi takdirde YouTube'a koyacaksınız. YouTube'da da izleyici meraklısı bunu izleyecek. Böyle enteresan bir yere doğru gidiyor. Ya da bir televizyonla, bir platformla önceden anlaşacaksınız. Finanse edecek filminizi. Platforma direkt vereceksiniz. Onun estetik ve politik dayatmaları karşısında pek fazla söyleyecek bir şeyiniz kalmayacak. Bu da sizin kendinize ait söylemek istediğiniz şeyler bağlamında bir başka otosansüre yol açma ihtimali olabilir. Bunu belirtmiş olayım. Yapılacak bir şey yok.Yani bizim alternatif seyretme biçimleri ve alternatif platformlar yaratma ihtimalimiz şu an itibarıyla bana gerçekçi geliyor mu? Sendikalar zincirler yaratsa diyorum, bu bir yere kadar olabilir. Okullar zincirler yaratsa diyorum, bu bir yere kadar olabilir. Mahalleler inisiyatifler yaratsa ve bu mahalleler birbirleriyle bir ağı kursalar ve böyle seyir deneyimleri oluşturmaya çalışsak, bu bir yere kadar olabilir. Ancak insanlık iç ve dıştan çok büyük bir değişikliğe maruz kalacak, aklı başına gelecek ve ondan sonra belki böyle ihtimaller, ağlar kurma girişimleri olabilir ama şu an itibarıyla yok.Barışkan Ünal: Bir yandan konsantre olamayan bir kitle var artık, dikkati çok çabuk dağılan ama bir yandan da sanat sinemasında 3-3,5 saat filmler. Bu bana biraz çelişki gibi geliyor.Derviş Zaim: Sanat sineması da şunu diyor: Çok hızlandı, TikTok estetiği, Amerikan estetiği var. Bir taraftan da böyle işler var. Bunlar da bizim uç beylerimizdir, bizim aristokratlarımızdır, bunu da alan alacaktır, almayan almayacaktır, sinemanın eski dönemlerine saygı gösterisidir, 3,5 saatlik yavaş film de olmalıdır, yaşamalıdır, bunun da bizim hayatımıza, gündelik hayata, günümüz hayatına dokunan bir tarafı vardır. İşte (Aleksandr) Sokurov'un filmini alıyor, oraya koyuyor bu yüzden mesela. Koyuyorsun da o hani bir yere kadar geliyor. Etkisi belli bir yere kadar oluyor. Çok incelmiş seyirci ona gidebiliyor. Tezler yazılıyor, doktora tezleri yazılıyor. Onları kimse okumuyor. Kitaplar ortaya çıkıyor, tamam, ama o kadar oluyor.(Bitti)
Söyleşinin ilgili bölümü şöyle:Derviş Zaim: İlk filmini yapan insanı çok büyük tehlikeler bekler. Ritme hakim olmayabilir. Özellikle büyük oyuncularla, büyük yapımcılarla çalışıyorsa koşullar çok farklı olabilir. Dolayısıyla bir genelleme yapmak istemiyorum ama ilk filmi yapmaya kalkışan birisi olsa varsa ona senaryoyu sağlam tutmasını tavsiye ederim. Çünkü ben Tabut Rövaşata'yı yazdığımda çok sağlam bir senaryoydu. Her şeyi biliyordum ve aylarca, gece gündüz çalıştım. En ince detayına kadar biliyordum; nereden nereye gidilecek, ne kadar çekilecek, nasıl çekilecek, kimle çekeceğim, ezbere biliyordum.Barışkan Ünal: Bir röportajınızda özellikle senaryoda karakter, çatışma ve konsepte önem veriyorum demiştiniz. Sizin senaryo ya da bir film fikri düşündüğünüz zaman ana çıkış noktanız daha çok hangisi ya da değişiyor mu?Derviş Zaim: Nereden çıkacağı bir filmin belli değildir. Bazen karakterden hareket edersiniz. Tabut Rövaşata’da gerçekten tanıdığım bir araba hırsızını model alıp yazmıştım o karakteri. Bazen karakter size etki eder, bazen konseptten, bazen bir çatışmadan hareket edersiniz. Flashbellek filminde Suriye'deki o kan beni etkilemişti. O çatışmanın üzerine bir film çekebilir miyim diye düşünmüştüm.Nereden hareket ederseniz edin bu üç şeyi (karakter, çatışma ve konsept) bir araya getirmeniz lazım. Kutu bulmacaları vardır ya puzzle'ları bir araya getirirsiniz, film yapmak da en başta, yazmanın, sinopsisin oluşturmanın, bir dere yatağı oluşturmanın ilk aşaması budur. Bu üç sac ayağını bir araya getirmeniz gerekiyor. Bulmacanın birini buldunuz diyelim. Diyelim ki çatışmadan hareket ettiniz. Eksik olan iki parçayı bulacaksınız, karakteri bulacaksınız ve de konsepti bulacaksınız ve bunu çatışmayla organik biçimde bir araya getirebilmenin inceliğini bulacaksınız. Budur zor olan. Bunu yaptıktan sonra yavaş yavaş hikaye kendisini ortaya çıkarmaya başlar.Derviş Zaim: Tavsiyelerimden bir tanesi de şu olacaktır: Üç perde anlatısı gibi yapmaya gayret edin, sonra bozmak istiyorsanız bozun. Minimalist bir iş yapmak mı istiyorsun, yürü oradan. Önemli ve kritik anları boşlayan anti klasik peşinde bir estetiğin arayışı içinde misin, üç perdeyi yaz, ondan sonra bunu yaz. En önemli tavsiyem bu olacak.- "Amacımız bizim kaliteli yanlışlar yapmak olmalıdır"Seyirci sorusu: Bir yönetmen film yapım süreçleri içerisinde senaryosunda, hikayede bilmediği sularda yüzmeye başlarsa, kendi bizzat deneyimlemediği noktalarda film yapmaya başlarsa hangi konulara dikkat etmelidir?Derviş Zaim: Orada o suda boğulacağını net olarak söyleyebilirim. Dolayısıyla önce o suda yüzmeyi öğrensin; o suyu, denizi, tabiatı öğrensin, florayı, faunayı öğrensin. Yavaş yavaş yüzmeyi öğrensin. Ondan sonra orada kendi yolunu kendisi bulacaktır. Öğretmenlerini, tanımadığı öğretmenleri, bilmediği, görmediği başka insanları dinlemeye, kulak kabartmaya başlasın. Kulak kabarttığı zaman kendisine seslenecek birini muhakkak bulacaktır. Eğer siz kulak verirseniz bir şekilde birisi size seslenmeye başlar ve de o sesi duyarsanız ve onun üzerine bir şeyler koymaya başlarsanız, kendi yolunuzu yavaş yavaş inşa etmeye başlarsınız. Yanlış yaparsınız, yaptığınız yanlışlar sizin kalibreniz ve de çevrenin de el vermesiyle doğrulara doğru yavaş yavaş evrilebilir. Amacımız bizim kaliteli yanlışlar yapmak olmalıdır. Daha iyi nasıl yanlış yapabilirim meselesi benim için önemlidir. Siz de daha iyi yanlış yapmak yoluna gidin ama bunu da kavrulmadan yapın. Öyle yanlışlar yapalım ki bizi kavurmasın ama bizi daha enteresan yerlere götürsün. Bu iyi bir yolculuktur bence.- "Setimde hiçbir şekilde sesim duyulmaz"Barışkan Ünal: Sette nasıl bir yönetmensiniz?Derviş Zaim: Setimde hiçbir şekilde sesim duyulmaz. Bağırma çağırmaktan hoşlanmam. Kimse kimseye bağıramaz. Kimse kimseye sesini yükseltemez. Her şeyin tıkır tıkır akmasını isterim. Arada elbette bağıranlar, çağıranlar olur, Türkiye'de yaşıyoruz tabii ki, Türk'üz, ekiplerimizle, oyuncularımızla. Elbette kavga gürültü oluyordur, olmuştur, olacaktır ama sessiz, sakin bir set olmasını isterim. Sebebi ne, niçin biliyor musunuz?Eğer bir sette ses, bağırma çağırma varsa işler yolunda değil demektir. Bir de patronların sesinin soluğunun çıkmaması gerekir. Eğer patronunuzun sesi soluğu çıkmıyorsa işler yolunda demektir. Bir patron bağırıyorsa anlayın ki işten anlamıyor, kompleksleri vardır, çözemediği meseleler vardır. O yüzden bağırıyordur, çağırıyordur. Kendini bilen adam bağırmaz, çağırmaz. Zaten işler akıyor, gidiyor, delege ediyorsunuz, işler akıyor gidiyorsa niye bağırasınız, çağırasınız ki? Ben asistin yanında otururum. "Kes" derim, teşekkür ederim. İkinci lafım “evet geçiyoruz şuraya geçiyoruz, hazırlık yapılsın. Hazırız. Set, kes.” Bu kadar.- "(Etkilendiği yazarlar) Kafka önemlilerinden bir tanesi"Seyirci sorusu: Senaryolarınızı yazarken esinlendiğiniz ya da ilham aldığınız yazarlar var mı? Ve senaryolarınızı hazırladığınızda ilham kaynağınız genellikle ne oluyor, nelerden feyz alıyorsunuz?Derviş Zaim: Benim roman yazma serüvenimden bahsetmem gerekiyor. Tabut Rövaşata’dan önce roman yazdım. İki tane romanım var. Ares Harikalar Diyarında ve Rüyet. Dolayısıyla edebiyatla uğraştığım bir zaman dilimi hep var. Çok küçük yaşlarımdan beri edebiyatla uğraşıyordum. Nasıl hikaye inşa edilir, bunun koşulları nedir diye kendime çok sordum. Etkilendiğim Batı'dan ve bizden bir sürü isim var. Kafka önemlilerinden bir tanesi. Sonra Amerikalılar geldi. Amerikalıların stil, dil arayışları ilgimi her zaman çekti. Bunların senaryolarıma etki etmemesi imkansızdı. Elbette klasik sinema, klasik sinemanın büyük ustaları ve daha sonra anti klasiği, İtalyan Yeni Gerçekçilerini görmem, Avrupa sanat sinemasını görmem de şu ya da bu şekilde farkında olayım ya da olmayayım benim yapmaya çalıştığım şeyleri etkilemiştir.Ama mesela Gogol'ün paltosundan çıktık hepimiz diye laf ederler ve Gogol'ü bir yere yerleştirdiler. Öyle isim zikredebileceğim birisi benim için yok ve bunu da pozitif, olumlu bir şey olarak kendim için söylemem gerekiyor. Ben oradan aldığım bayrağı devam ettiriyorum diyebileceğim bir isim yok.Barışkan Ünal: Senaryolarınızı kendiniz yazan bir insan olarak aslında karakterleriniz sizin yaratıcılığınızdan doğuyor. Filmleriniz içerisinde kendinize daha yakın gördüğünüz, benden bir parça var, beni yansıtan yönü var dediğiniz karakter var mı?Derviş Zaim: Var. Söylemem ama. Bütün karakterler benim diyelim.- "Yapay zeka içimizde artık ve onu dışlayamayız"Seyirci sorusu: Günümüz dijital dünyasında hızlı tüketilen dijital içerikler, sosyal medya trendleri ve yapay zeka destekli senaryolar, birbirine benzeyen kimliksiz bir anlatı formu oluşturdu. Siz en başta kendi hikayenizi anlatmaya çabalayın dediniz. Şimdi bu biraz cesaret mi gerektiriyor günümüz dünyasında, yeni senaristler ve yönetmenlerin bu hızlı tüketim dünyasında ve benzerlik dünyasında nasıl ayakta kalabilir?Derviş Zaim: Yapay zeka gittikçe daha fazla hayatımızın bir parçası olacak ve yapmaya çalıştığımız işlerin de içine daha fazla girecek. İşin nereye doğru gideceği hep tartışılıyor. Bir ahlak felsefesi ile devam etmemizin iyi olacağını, tartışmayı devam ettirmemizin iyi olacağını düşünüyorum. Yapay zekaya bir itirazım yok. Yapay zeka içimizde artık ve onu dışlayamayız. Yani o 19. yüzyıl kapitalizmin makineleri kıran işçileri gibi yaparız. Anakronik hale düşürürüz kendimizi.Yapay zekayı kabul etmemiz lazım ama mesele burada onu nasıl kullanacağımız. Burada ahlak felsefesine girmemiz lazım. Nasıl ahlaki bir yaklaşımla yapay zekayı işlerimize dahil etmeliyiz? Faydacı olarak mı? Hayır. Faydacı bakış açısıyla gidersek duvara toslayacağımızı çok net olarak söyleyebilirim. Peki ne olacak? İyi ahlak felsefesini yapan filozoflara ihtiyacımız olacak ileride, aklı başında ne dediğini duyan ve dünyayı görebilen ahlak felsefesini anlayan insanlara ihtiyacımız olacak.Ama sezgilerim ve okuduklarım beni yanıltmıyorsa, Türkiye olarak işimize yarayacak en uygun ahlak felsefesinin ya da düşüncesinin melez biçimde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Çok farklı felsefi akımların arasından bizim kendimize özel bir kokteyl yapmamız gerekiyor. Bu yüzden her an değişik zamanlarda, değişik dönemlerde ahlak felsefesinden anlayan, etikten anlayan, özellikle bu konuda yapay zeka ve etik konusunda mürekkep yalamış insanlara ihtiyacımız olacak.Bir de bu dediğimde yanılabilirim. Duygu meselesi üzerinde çok düşünmemiz ve dikkatli olmamız gerekiyor. Yapay zekanın gidebileceği yerlerin arasında duygu ne kertede var olacak ya da o saf duyguyu ne kertede yansıtacak? Belki de elimizdeki en önemli silahlardan bir tanesi bu. Ahlak felsefesi, duygu önemli silahlarımızdan biri. En azından görünür bir geleceğe kadar. İleride yapay yapay zeka duyguyu da elbette taklit edecek. Ama insan olarak bir duygularımız var ve o duygu meselesi beni düşündürüyor. Ridley Scott meşhur filmi şu anda hala daha gözümün önünde; Blade Runner.- "(Yapay zeka) Kesinlikle kullanılması gerekiyor"Barışkan Ünal: Yapay zekaya karşı değilim dediniz. Yapay zekayı bir senaryo yazımında veya filmde bazı sahnelerin yapay zekadan oluşturulması gibi konularda kullanır mısınız?Derviş Zaim: Kesinlikle kullanılması gerekiyor. Kullanılmasına hiçbir itirazım yok hatta kullanılmalıdır da. Ama dediğim gibi ahlak felsefesiyle bunun ortak gitmesi lazım. Yoksa duvara toslayacağız. Yani belirli etik sınırlar, belirli etik çerçeve içerisinde. Bütün her şeyi yapay zekaya veremezsin, vermemelisin de zaten. Fakat yapay zekayı kullanırken de dikkatli olman gereken ahlaki kriterler olması lazım. Bu ahlaki kriterleri hocaların sana öğretebilirler. İleride üniversiteler kurulurken bundan sonraki zamanlarda ahlak felsefesine, etiğe muhakkak, muhakkak, muhakkak ama sadece felsefe dersinin anlatıldığı bir 101 dersi olarak görmemek lazım bunu. Her durumda neler yapmalıyız, bu iş nerelere doğru gidebilir, nereden gol yeriz gibi işi bilenler tarafından yapılmış derslerin ve workshopların olması lazım. Şu anda gardımızı almamız bağlamında söyleyebileceğim melez bir etik konum ancak bizi kurtarabilir.- "Şu anda Shakespeare yaşasaydı dizi yapardı"Seyirci sorusu: Dizi sektörüne yaklaşımınız nedir? Bir dizi projesinde yer alma gibi bir düşünceniz veya geçmişte böyle bir girişiminiz oldu mu?Derviş Zaim: Diziye bir itirazım yok. Kategorik olarak yok. Yani şu anda Shakespeare yaşasaydı dizi yapardı, çok açık. Ama Türkiye'deki Yeşilçam, dizilerde yaşadı. Yeşilçam bittikten sonra dizilerde kendisini devam ettirdi. Şimdi platformlara sirayet etti. Türk dizilerinin en önemli özelliklerinden bir tanesi duygu. Duygunun regülasyonu, duyguyu ele alma biçimleri. Bu yüzden bu kadar ilgi çekiyorlar. Özellikle Latin Amerika, üçüncü ülkelerde, hatta gelişmiş ülkelerde, Balkanlarda bu kadar popüler olmalarını sağladı. Bunun da ezbere, yani bir formülle yapıldığını, bir teorik çerçevesi olduğunu zannetmiyorum. İnsanlar içinden geldikleri gibi yaptılar onları ve duygularıyla Yeşilçam'dan gelen, hikaye anlatma geçmişimizden gelen, toplum yapımızdan gelen bir anlayışla o filmleri yazdılar, ürettiler. O duygu devam etti filmlerde ve o yüzden başarılı oldular. Çok da farkında değildik. O duygunun, Yeşilçam'ın duygusunun şu ya da bu şekilde değişerek dönüşerek dizilerde devam ettiğini söylememiz gerekiyor.- "Dijital platformların Türk sinemasına, dizisine ne getirdiği, ne götürdüğü tartışılmalı"Derviş Zaim: Onun yanı sıra çok fazla dizi yapılıyor, iyi yapılıyor, bir sürü ülkeden daha rantabl yapılıyor, işi biliyoruz ama çuvaldızı kendimize batırmamız lazım. Platformların varlığını tartışmamız gerekiyor. Ya da platformun varlığının Türk sinemasına, Türk dizisine ne getirdiği, ne götürdüğü tartışılmalı. Tartışmaya bundan sonra daha fazla açık olacak.Barışkan Ünal: Sizce katkı mı getiriyor yoksa daha çok zararı mı oluyor?Derviş Zaim: Büyük katkıları var, büyük zararları var. Fiyatlar, bütçeler, yapı, alışkanlıklar, üretme yordamları, bütün bunlar açısından bakmak gerekiyor. Şu anda bir yerde çekimin olduğunu nereden anlıyorsunuz? 15 tane karavan görüyorsun. 15 karavan nedir arkadaş? Hollywood'da yok böyle bir şey. Herkes star olmuş. Ya film yapamazsın, dizi yapamazsın (böyle), böyle bir şey yok. Samimiyet olmaz o sette, sahicilik olmaz o sette. Belli bir yordamla gidersin. Buradan geri dönüş olur mu? Bilmiyorum.Çok basmakalıp, her zaman, iki sene öncesini, beş sene sonrasını da içerebilecek büyük laflar etmek istemiyorum ama yapım, finansman anlamında dezavantajlar var, avantajlar var. Mesela avantajları ne? İnsanlar en başta geldikleri zaman çok farklı işlerin ortaya çıkacağını düşündüler. Evet öyle de çıktı zaten. Piyasaya sıcak para geldi. İnsanlar önlerini görebildiler, sevindiler. Dışarıya açılacağımızı düşündük, dışarıyla daha fazla işbirliği yapılacağını, görünürlüğümüzün artacağını düşündük. Bunlar hala daha artılar. Ama büyük problemler var.- "Gişeden öyle büyük gelirlerin gelme ihtimali çok düşük. Seyirci de çok değişti"Seyirci sorusu: Bugünün seyircisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Öğrencilerim sinemaya gitmeyip platforma düşmesini bekliyor ama orada da filmin sonunu görebilen öğrenci çok az. Bizim de izlemekten hoşlandığımız yönetmenlerin filmleri bir ya da iki gün oynuyor. Yönetmenler sinema salonu bulabiliyor mu bu aşırı kapitalistik ortamda?Derviş Zaim: Ancak platforma satarsan rahatlıyorsun. Gişeden öyle büyük gelirlerin gelme ihtimali çok düşük. Seyirci de çok değişti. TikTok'ların, sosyal medyanın bu denli hıza alıştırdığı bir çağda seyirci, 120 dakikalık plan sekanslarla örülü, tempo ve ritmi oldukça düşük bir filmi izleyecek yetkinlik ve gelişmişlik ve incelmişlikte eski seyirciyi eskisi kadar bulabilme ihtimalimiz düşük. Dolayısıyla bunların büyük salonlarda geniş dağıtıma eskisi gibi girebilme ihtimalleri de düşük. Sinema artık çok farklı şeylerde yaşayacak. Ya müzelerde ya da festivaller çerçevesinde özel olaylarla birlikte ele alındığı zaman seyirci ilgisi sabitlenecek, özellikle bu ton filmler için. Ama Dune gibi, Star Wars gibi büyük ve özel efektlerle büyük starlarla yapılan prodüksiyon değerinin yüksek olduğu filmlerde yine seyirci yanına kız arkadaşını, eşini, dostunu alıp toplu izlemeyi tatmaya, tecrübe etmeye devam edecek.Bu ikisinin ayrımındaki gri alanda yine bir sürü seyirci konumlanacak. İşte o seyir deneyiminin bizi getireceği yerlerin ne olacağını teknoloji, ekonomi belirleyecek. Ona ait niş işler bulunacak önümüzdeki zamanlarda ve sinemanın kar maksimizasyonu, kapitalizmin kar maksimizasyonu böyle sağlanacak. Bunun arayışları devam ediyor şu anda. Bulunursa da Amerika'da bulunacak, Los Angeles'ta. Bu bulunana kadar bu keşmekeş, karmaşa devam edecek. Yani yine 30 kopya, 20 kopya gireceğiz. Belli seanslarda gireceğiz. Saat 12.00'den 21.30 seansına kadar eskiden girerdik, artık öyle şey olmayacak. Ona da haberi olan seyirci gelecek, 3 kişi, 5 kişi gelecek.- "Otosansüre yol açma ihtimali olabilir"
Derviş Zaim: Platforma satarsanız şanslısınız. Aksi takdirde YouTube'a koyacaksınız. YouTube'da da izleyici meraklısı bunu izleyecek. Böyle enteresan bir yere doğru gidiyor. Ya da bir televizyonla, bir platformla önceden anlaşacaksınız. Finanse edecek filminizi. Platforma direkt vereceksiniz. Onun estetik ve politik dayatmaları karşısında pek fazla söyleyecek bir şeyiniz kalmayacak. Bu da sizin kendinize ait söylemek istediğiniz şeyler bağlamında bir başka otosansüre yol açma ihtimali olabilir. Bunu belirtmiş olayım. Yapılacak bir şey yok.Yani bizim alternatif seyretme biçimleri ve alternatif platformlar yaratma ihtimalimiz şu an itibarıyla bana gerçekçi geliyor mu? Sendikalar zincirler yaratsa diyorum, bu bir yere kadar olabilir. Okullar zincirler yaratsa diyorum, bu bir yere kadar olabilir. Mahalleler inisiyatifler yaratsa ve bu mahalleler birbirleriyle bir ağı kursalar ve böyle seyir deneyimleri oluşturmaya çalışsak, bu bir yere kadar olabilir. Ancak insanlık iç ve dıştan çok büyük bir değişikliğe maruz kalacak, aklı başına gelecek ve ondan sonra belki böyle ihtimaller, ağlar kurma girişimleri olabilir ama şu an itibarıyla yok.Barışkan Ünal: Bir yandan konsantre olamayan bir kitle var artık, dikkati çok çabuk dağılan ama bir yandan da sanat sinemasında 3-3,5 saat filmler. Bu bana biraz çelişki gibi geliyor.Derviş Zaim: Sanat sineması da şunu diyor: Çok hızlandı, TikTok estetiği, Amerikan estetiği var. Bir taraftan da böyle işler var. Bunlar da bizim uç beylerimizdir, bizim aristokratlarımızdır, bunu da alan alacaktır, almayan almayacaktır, sinemanın eski dönemlerine saygı gösterisidir, 3,5 saatlik yavaş film de olmalıdır, yaşamalıdır, bunun da bizim hayatımıza, gündelik hayata, günümüz hayatına dokunan bir tarafı vardır. İşte (Aleksandr) Sokurov'un filmini alıyor, oraya koyuyor bu yüzden mesela. Koyuyorsun da o hani bir yere kadar geliyor. Etkisi belli bir yere kadar oluyor. Çok incelmiş seyirci ona gidebiliyor. Tezler yazılıyor, doktora tezleri yazılıyor. Onları kimse okumuyor. Kitaplar ortaya çıkıyor, tamam, ama o kadar oluyor.(Bitti)




